13 Mart 2012 Salı

Bu Hafta Neler İzledim#3



Aslında Pazar günü yazmam gereken bu yazıyı biraz hastalık çok iş güçten dolayı ancak bugüne yazabiliyorum. Umarım keyif alırsınız. İyi seyirler şimdiden.

War Horse
"We'll be alright Joey. We're the lucky ones, you and me. Lucky since the day I met you..."

Bu haftaki ilk filmimiz uzun zamandır izlemek istediğim fakat bir türlü vakit bulamadığım War Horse. Beni bilen ne kadar manyak bir Spielberg hayranı olduğumu gayet iyi bilir. Kendilerinin zaten bu hafta iki filmini izledim ve ikisi de açıkçası çok ama çok hoşuma gitti. Yukarda da dediğim gibi bunlardan ilki War Horse. Filmimizin başrol oyuncusu isminden de anlaşılacağı üzere Joey adında bir at. Her ne kadar oyuncu kadrosunda ismi geçmemesine rağmen:)) Albert (Jeremy Irvine) isimli genç bir çiftçi tarafından yetiştirilip evcileştirildikten sonra Albert'in tüm itirazlarına rağmen Birinci Dünya Savaşı'nda İngiliz Ordusu'na satılan Joey'nin maceralarını anlatıyor bize bu sefer Spielberg. Genelde çektiği savaş filmlerinde savaşın kan ve şiddet yönünü işleyen Spielberg bu sefer bize bunun tam aksini gösteriyor. Açıkçası Spielberg'ün çektiği Saving Private Ryan veya Schindler's List tarzı bir savaş filmi beklentisi içine girerseniz çok büyük bir hayal kırkırlığı yaşarsınız. Bir savaş filmi olmasına rağmen savaşın o kanlı yanını pek ekranlara taşımamış bu sefer Spielberg. Arka planda savaşın olduğu bir dostluk filmi diyebiliriz War Horse için. Joey'nin savaş sırasında geçen bu macerasında birçok ayrı hikâyeye tanıklık ediyoruz. Dönemi çok değişik açılardan anlatan, içinde ayrı ayrı hikâyelerin olduğu tek bir film. Film sizi özellikle son sahnelerinde öyle bir içine alıyor ki Albert'in Joey'e karşı olan sevgisini size de geçiyor adeta. Hele sonlara doğru öyle bir sahnesi var ki kendi kendinize "Hadi Alber hadi" diyorsunuz. En azından ben dedim ne yalan söyliyim:)) Filmin sonu ise yüzünüzde hafif bir tebessüm ve gözyaşı. Ayrıca filmin gerek kamera açıları olsun gerekse ses ve görüntü efektleri çok çok iyiydi. Müzikleri ise ayrı bir etkileyici. İzlemeniz şiddetle tavsiye edebileceğim bir film olmuş. Teşekkürler Spielberg. 





The Descendants 
"Goodbye, Elizabeth. Goodbye, my love, my friend, my pain, my joy. Goodbye. Goodbye. Goodbye..."

Bu hafta izlediğim diğer bir film ise genelde her filmini severek izlediğim bir aktör olan George Clooney'nin başrolünde olduğu The Descendants. Yanlış hatırlıyor veya izlememiş olabilirim ama uzun süre sonra kendisini böyle bir drama ağırlıklı filmde görmek gayet hoş oldu. En son bu tarz izlediğim filmi Up In The Air idi yanlış hatırlamıyorsam. Eşinin geçirdiği ağır bot kazasının ardından iki kızı ile baş başa kalan Matt King'in (George Clooney) kızları ile olan ilişkisini düzeltmeye çalışırken bir yandan da ölüm döşeğinde olan eşine veda eden bir kocanın hikâyesi. Konu çok ağır bir drama gibi gözükse de yeri geldiğinde kullanılan komedi unsuru ve yönetmenin aşırı duygusallıktan kaçınarak olayları daha gerçekçi şekilde izleyiciye anlatması gayet hoş olmuş. İnsanların zorlu hayat mücadelesi içinde neleri kaçırdıklarını daha sonradan bunları düzeltme fırsatları olup olamayacağını bize anlatmaya çalışıyor The Descendants. Filmin Hawaii'de geçmesinden dolayı yer yer "Ulan buralarda yaşamak vardı" diyebilirsiniz. Büyük şehirlerin stresli ortamlarından en azından bir süreliğine de olsa sizi uzaklaştırıp çok uzaklara götürebiliyor film. Ayrıca bölgeye özgü müziklerinde film içinde kullanılması cabası. Dediğim gibi kederli bir film ama öyle salya sümük izlettirmiyor size yönetmen filmi. Filmdeki en önemli komedi unsuru olan Sid (Nick Krause) karakterine başlarda sinir oluyorsunuz haliyle ama ilerleye sahnelerde "aferin evlat" da dediğiniz oluyor. Aile bağlarının ne kadar önemli olduğunu bize çok da abartmadan anlatan güzel bir film. 




 The Departed
"I don't want to be a product of my environment. I want my environment to be a product of me..."

Üçüncü filmimiz ise Spielberg'den sonra en sevdiğim mi yoksa ikisi de benim için aynı kefede mi anlamadığım diğer bir hayran olduğum yönetmen Martin Scorsese imzalı 2006 yapımı The Departed. Zamanında izlemediğim (ki neden izlemediğimi hala anlamış değilim) The Departed klasik bir mafya - polis hikâyesini çok farklı bir açıdan anlatan sağlam bir film. Oyuncu performansları için pek fazla söze gerek yok zaten. Gerek senelerin yıllanmış şarabı Jack Nicholson olsun gerekse yeni kuşağın jönlerinden DiCaprio ve Matt Damon olsun muazzam bir oyunculuk performansı sergilemişler filmde. Özellikle Matt Damon'ın Colin Sullivan karakterini öylesine iyi canlandırmış ki filmi izlerken karakterden nefret edip iğreneceksiniz büyük bir olasılıkla. Aynı şekilde DiCaprio da Billy karakterini çok iyi bir şekilde canlandırmış. Billy'nin film içindeki yalnızlığını, iki arada bir derede kalmasını ve psikolojik savaşını gayet net bir şekilde izleyiciye aktarıyor. Jack Nicholson için ise bir şey demek ne haddimize:) Filmin sonu ise benim için tam bir dumur etkisi yaratırken bazıları için ise çok havada kalmış bir son olarak da nitelendirilebilir ama genel olarak çok ama çok sağlam bir film. Akademinin senelerce "En İyi Yönetmen" dalında görmezden geldiği Martin Scorsese'ye bu filmle verdiği ödül ile yaptıkları ayıbı bir nebze de olsa kapamış oldular. Şiddetle izlenmesi tavsiye edilen arşivinize koyacağınız bir başyapıt diyebilirim. 




The Adventures of Tintin
"I Curse You! I Curse Your Name! We Will Meet Again! In Another Time, In Another Life!"


Gelelim bu haftaki son filmimize. Gene bir Spielberg filmi ama bu sefer Spielberg'ün yanında yapımcı olarak Peter Jackson ve yazar kadrosunda ise bir başka hayran olduğum isim Steven Moffat'ın olduğu animasyon bir yapım olan The Adventures of Tintin var. Çocukluğumuzun hem çizgi romanlarından takip ettiğimiz hem de çizgi filmlerini izlediğimiz Tin Tin bu sefer Spielberg'ün elinde beyazperde de karşımıza çıkıyor. Hemen şunu söyleyebilirim ki filmi hiçbir şekilde bir animasyon olarak izlemiyorsunuz. Film başından sonuna kadar size animasyon havasını hissettirmiyor. Normal bir film gibi izliyorsunuz. Çocuklardan daha çok yetişkinlere yönelik çekilmiş bir animasyon diyebilirim. Açıkçası ufak yaşta bir çocuğun kafasını biraz da olsa karıştırabilir. Filmde macera ve aksiyonun dozu gayet iyi ayarlanmış. Seyir zevki oldukça yüksek sahnelerin olduğu filmde özellikle Fas'taki motosikletli kovalamaca sahnesi ise müthiş. Yukarda da dediğim gibi film daha çok yetişkinlere ve gençlere yönelik. Seyir zevkinizi filmin son sahnesine kadar koruyorsunuz ve finalde de devamının çekileceğini anlıyorsunuz. Şunu da söyleyebilirim ki filmde çizgi romana çok iyi bir şekilde sadık kalınmış. Gerek kostümler olsun gerekse dekorlar çok ince bir şekilde detayına inilerek işlenmiş filmde. 




 Püzant YÜCECAN

12 Mart 2012 Pazartesi

Fenerbahçe Maç Programı (12-18 Mart 2012)



14 Mart Çarşamba 13:00
Niksar Bld. - Fenerbahçe Grundig 0-3
Niksar Spor Salonu
Aroma Erkekler Voleybol Ligi

14 Mart Çarşamba 18:00
Fenerbahçe Universal - Yeşilyurt 3-0
Burhan Felek Spor Salonu
Aroma Bayanlar Voleybol Ligi
FBTV Canlı

17 Mart Cumartesi 17:30
Erdemirspor - Fenerbahçe Ülker 68-75
Erdemir Spor Salonu
Beko Basketbol Ligi
LigTv3 Canlı 

17 Mart Cumartesi 20:00
Fenerbahçe - Galatasaray 2-2
Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı
Spor Toto Süper Lig
LigTv Canlı

18 Mart Pazar 15:00
Fenerbahçe - Tarsus Bld. 86-78
Caferağa Spor Salonı
Türkiye Kadınlar Basketbol Ligi
FBTV Canlı

18 Mart Pazar 17:30
Fenerbahçe Grundig - M.Milli Piyango 3-0
Burhan Felek Spor Salonu
Aroma Erkekler Voleybol Ligi
FBTV - SportsTv Canlı



Püzant YÜCECAN



6 Mart 2012 Salı

Buse Terim Üzerine...



Dün akşam Twitter'da yaşanan malum olay için bir kaç satır bir şeyler yazmak istiyorum. Aslında konuyu pek de fazla uzatmaya gerek yok ama içimde kalacağına burada kalsın. Malumunuz Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim'in kızı Buse Terim (Açıkçası yolda görsem tanımam. Kendisini ancak çocukluk yıllarında bir iki defa ekranda görmüşlüğüm vardır) dün twittera yazdığı "Fener'i Ateş Bastı" cümlesi üzerine başlayan tartışmalar birden bire Fenerbahçe taraftarını birbirine düşürdü. Zaten amaçlanan da buydu ve de başarıya ulaştı. Kimi "bir bayana bu şekilde karşılık verilmez" derken diğer bir grup ise "hak etti" diyordu. Bunu sıradan sizin benim gibi biri yapmış olsaydı büyük bir olasılıkla bu kadar infial yaratmazdı ama söz konusu isim Fatih Terim’in kızı olunca tabi ki olay büyüdü de büyüdü. Öncelikle bir iki kelam Buse Terim için edelim.

Sayın Buse Hanım;

"Siz doğal olarak Galatasaray taraftarı olsanız da şunu unutmayın ki bu ülkede en çok tanınan, bilinen bir ismin evladısınız. Bundan dolayı da toplum içinde konuştuklarınıza, sanal alemde yazdıklarınıza herkesten çok dikkat etmeniz gerekir. Yarın öbür gün siz değil, sizin bu sözlerinizden dolayı babanız zor durumda kalabilir. 
Sizin de gayet iyi bildiğiniz gibi bu iki kulübümüz nasıl her alanda birbirleriyle mücadele ediyorsa aynı şekilde taraftarları da öyle. Bu sene itibariyle malum olaylardan dolayı artan gerginliğe çanak tutmanız ise ayrı bir başarı. Eğer siz taraftar ağzıyla konuşursanız bunun da karşılığını taraftar ağzıyla alırsınız."

Fenerbahçe taraftarına gelecek olursak yukarda da dediğim gibi herkesin düşünceleri farklı. Verilen cevap (yapılan hashtag) kendi görüşümdür bu hoş olmasa da hak ettiğini düşünüyorum. Ha kimse şimdi bana çıkıp "Bir bayana bu şekilde cevap verilir mi" demesin. Eğer bunu bir erkek yapsaydı ve ona böyle bir hashtag yaratılmış olsaydı bu doğru olacak mıydı? Veya şöyle düşünelim. Bunu bir bayana yapmak ayıp ise böyle bir şeyi bir bayanın yapması ayıp değil mi? Ben olsaydım küfür olayına girmeden farklı bir şekilde cevap verirdim ama yazanlara da kimse haksızlık etmesin. Çünkü 3 Temmuzdan beri üzerimizde oynanmayan oyun kalmadı. Fenerbahçemize ve taraftarımıza yapılan hakaret cabası. Bu taraftar Boğaz Köprüsünde coplandı, Çağlayan'da biber gazı yedi, Eskişehir'de stada sokulmadı. Böylesine üzerine oynanan bir takımın taraftarının da haliyle sabrı kalmadı. Açık konuşmak gerekirse bıçak kemiğe dayandı. Yazılanlara bakıyorum herkes Buse Terim'i savunur olmuş en çok da Fenerbahçe taraftarının savunması beni dehşete düşürüyor. Arkadaş bunları yazanı ayıplıyorsun da bunu yazdıranın hiç mi suçu yok??? Ha bir de şu var Buse Terim'e yapılanların taraftarlıkla alakası yokmuş. Hadi canım nasıl yok. Arkadaş bu ülkede tribün kültürü diye bir şey var ben şahsen istemesem de küfür maalesef ki bu kültürün bir gerçeği. Stada gideceksin ana avrat küfür edeceksin sonra bana sanal alemde kahramanlık yapacaksın. Yok öyle güzel dünya. 
Bir de dünkü olayı normal olarak kınayan Galatasaraylı taraftarlar var. Açıkçası bunlar beni daha çok güldürdü. Sen çık stadda herkese küfür et ana bacı tanımadan, kalecimiz Volkanın eşi için pankart hazırla sonra da gel burada bana "Ahlak Bekçiliği" yap. 


Son olarak boş ver büyük Fenerbahçe taraftarı boş ver diyeceğim ama aslında zor bunu demesi de yapması da. Sana yakışan çoluk çocukla muhatap olmadan, efendiliğini koruyarak önüne bakmak. Gereken cevabı zaten futbol takımımız sahada en güzel şekliyle verecektir. 



Püzant YÜCECAN


Turkish Airlines Eurolaegue Top 8 (Final Four Aşkına)


Geçen hafta oynanan Turkish Airlines Eurolaegue Top 16 grup son maçlarının ardından Top 8'e kalan takımlar da belli oldu. Top 16'ya üç takımımızla girerken maalesef haftalar önce havlu atan Anadolu Efes'in ardından önce Fenerbahçe Ülker EA7 Emporio Armani deplasmanında rakibine yenilerek ellerine kadar gelen Top 8 şansını kaçırdı. Ertesi gün ise Pire deplasmanında Galatasaray Medical Park'ın Olympiakos'a yenilmesiyle Top 8'e hiçbir temsilcimiz kalamadı.

Son maçlarının ardından ise Top 8 eşleşmeleri şöyle oluştu:
Playoff ACSKA Moscow vs. Gescrap BB

CSKA Moscow (1E) vs. Gescrap BB (2F)                   
Playoff BMontepaschi Siena vs. Olympiacos

Montepaschi Siena (1F) vs. Olympiacos (2E)                         
Playoff CPanathinaikos vs. Maccabi Electra

Panathinaikos (1G) vs. Maccabi Electra (2H)           
Playoff DFC Barcelona Regal vs. Unics Kazan

Barcelona Regal (1H) vs. Unics (2G)



Top 8 maçları, 20 Mart - 5 Nisan tarihleri arasında oynanacak. 5 maç (2-2-1) formatı üzerinden oynanacak eşleşmelerde, 3 galibiyete ulaşan takım 11 - 13 Mayıs'ta İstanbul Sinan Erdem Spor Salonu'nda düzenlenecek olan Final Four'a katılma hakkı kazanacak. 





Püzant YÜCECAN






5 Mart 2012 Pazartesi

Bu Hafta Neler İzledim#2


Normalde Pazar günleri yazmam gereken bu yazıyı biraz vakit darlığı, az üşengeçlik ve çok iş güçten dolayı ancak bugün yazabiliyorum. Demin saydığım sebeplerden dolayı ayrıca bu hafta sadece üç film yazabileceğim. Umarım beğenirsiniz.

J. Edgar
"Imagine if every citizen in this country were uniquely identifiable by the pattern on their fingers, imagine how quickly we could find them, if they committed a crime."

Öncelikle en son ve açıkçası aralarından en çok beğendiğim film ile başlayalım. "J.Edgar" Clint Eastwood'un kamerası DiCaprio'nun oyunculuğu ile birleşince ortaya iyi bir film çıkmış. Hayatını mesleğine, büroya ve ulusuna adamış bir karakter J. Edgar. Yöntemleri her ne kadar tartışılır olsa da bu gerçeği yatsıyamayız. Eğer Amerikalı olsaydım ve FBI'la gurur duyan bir vatandaş olsaydım herhalde J.Edgar'ın yeri bende ayrı olurdu:) Yaklaşık 48 yıl boyunca Federal Büro'nun başkanlığını yapmış olan J.Edgar (ölene kadar) ayrıca bugünkü FBI'ında temellerini atmış olan isim. 20. yüzyılın en güçlü isimlerinden biri olan Edgar elindeki bu büyük güce rağmen korkuları ve zaafları olan bir isim. Ki filmde bunu annesi Anna Marie Hoover (Judi Dench) ile olan sahnelerinde görmek mümkün. O güçlü adam bir anda annesinin yanında 10 yaşındaki bir çocuğa dönüyor. Ayrıca en yakın arkadaşı (arkadaş demek ne kadar doğru tabi) Clyde Tolson (Armie Hammer) ile olan sahnelerinde ise onun gizli kalmış yanlarını görmek mümkün. Tabi DiCaprio'nun sağlam oyunculuğu ile bunları daha iyi görüyoruz. DiCaprio oyunculuğunun çıtasını her geçen gün üstüne koyarak yükseltiyor. Açıkçası filmi beğenmemin en büyük sebebi de zaten Dicaprio idi. Nerede Titanic'de izlediğimiz velet nerede bu filmdeki DiCaprio.
Ayrıca filmdeki kıyafetler, mekânlar çok iyi seçilmiş olsa da en iyi işi makyaj ekibi çıkarmış diyebiliriz. Karakterlerin yaşlılık halleri çok güzel olmuş ve hiçbir şekilde makyaj sırıtmıyor. Sadece Clyde Tolson karakterinin yaşlılık hali olmamış açıkçası çok belli oluyor.
8 Amerikan başkanı deviren, 48 yıl boyunca Federal Büro başkanlığında kalmayı becerebile J. Edgar'ın nasıl bu görevde bu kadar uzun süre kalabildiğini, politik oyunları, komünistler ve Amerikan gangsterleriyle olan savaşını görmek istiyorsanız kaçırmayın derim. Film biraz ağır tempoda ilerliyor olsa da hiç sıkılmıyorsunuz.




The Tree of Life
"The only way to be happy is to love. Unless you love, your life will flash by."

Açıkçası filmi izlemek ile izlememek arasında çok kaldım. Benim izlediğim tarzda bir olmamasından dolayı başlarda çekincem olsa da filmin sonunda "iyi ki izlemişim" dediğim bir film oldu "The Tree of Life". Filmin ilk 45 dakikası geçtiğinde ya o günün yorgunluğundan dolayı benden ya da filmin ağır temposundan dolayı gözlerim devamlı kapanıp durdu. İlk 45 dakikadan sonra filme ara verip geri kalan kısmını ise ancak ertesi gün izleyebildim. Film de zaten en azından film moduna ilk 45 dakikadan sonra geçiyor. İlk 45 dakikada ise belgesel kıvamında sanki Natioanl Geographicten sağlam bir belgesel izliyormuşsunuz havasına kapılıyorsunuz ki bu sahnelerdeki görsellik ve müzikler için de harika diyebilirim ama insanı biraz da olsa filmden koparıyor.(Kendim için konuşuyorum) Filmin 45. dakikasından sonra ise baba (Brad Pitt), anne  (Jessica Chastain - çok güzel kadın yaaa:))) ve üç çocuktan  oluşan sıradan, orta sınıf diyebileceğimiz bir Amerikan ailesinin yaşamını izlemeye başlıyorsunuz. Yönetmen bu sahnelerde ise aile üzerinden yaşamı, ölümü ve varoluşu çok iyi bir şekilde anlatıyor ki bunu yaparken inanç ve inançsızlık eşiğinde çok güzel geziniyor. Filmde diyaloglar ise çok az. Yanlış hatırlamıyorsam Sean Penn filmde hiç konuşmuyor ama baba "ben konuşmadan da oynarım" diyor. Dediğim gibi filmde görsel ve müzik "olay budur" dedirttirecek nitelikte olmasına rağmen konu biraz ağır ve herkesin (ben de dâhil) aynı entelektüel seviyede olmadığını düşünüyorum. Film izlemenizi tavsiye ederim ama yukarda da dediğim gibi başlarda sizi çok kasabilir hatta kasacak;) ama sonuna kadar izleyin mutlaka.
Not: Filmde Jack rolündeki Hunter McCracken ise gelecek vaat eden çocuk oyuncular arasında. Böylesine zor bir rolün altından gayet iyi kalkmış diyebilirim.
DipNot: Brad Pitt "The Curious Case of Benjamin Button" ile gerçekten gençliğin  formülünü mü keşfetmiş ne:)) Bu adam hiç yaşlanmaz mı:))






The Three Musketeers
"There were four of us, against forty of them".

Gelelim son filmimiz. The Three Musketeers. Alexandre Dumas'ın ünlü eseri Üç Silahşörler'in neredeyse tüm sinema uyarlamalarını izledim diyebilirim.(Çizgi filmleri de dâhil:))) Eğer özellikle Charlie Sheen, Kiefer Sutherland, Chris O'Donnell, Oliver Platt ve Tim Curry'nin oynadığı 93 yapımı "The Three Musketeers"ı veya DiCaprio, Jeremy Irons, John Malkovich, Gérard Depardieu ve Gabriel Byrne'lı "The Man in the Iron Mask"i izlememiş olsaydım çok iyi bir film diyebilirdim bu en son uyarlama için. Film çok mu kötü?? Kesinlikle hayır, tamamen izlenebilir. Boş vaktinizde izleyebileceğiniz keyifli bir film olmuş. Filmin başında Üç Silahşorlar seyirciye tanıtılırken ben biraz Üç Silahşörler'i Marvel'in çizgi romanlarından fırlamış süper kahramanlar gibi gördüm. Kadrosunda Milla Jovovich (Milady de Winter), Luke Evans (Aramis) ve Orlando Bloom (Duke of Buckingham) gibi isimler bulunsa da eski örneklerine kıyasla daha zayıf kalmış film. Özellikle 93 yapımında izlediğim bir kardinal (Tim Curry) vardı ki buradaki kardinal ile karşılaştırmam bile kendilerine haksızlık hatta terbiyesizlik olur. Filmde çok ağır bir şekilde "Karayip Korsanları" havası var ki  aksiyon sahnelerindeki müziği duyduğunuzda bunu rahatlıkla fark edeceksiniz. Özellikle Orlando Bloom'un olduğu sahnelerde gözler Johnny Depp'i arıyor:) Milla Jovovich'e ise söz yok. Canım benim ne güzel de oynamış diyerek kendisine torpil yapacağımız, görsel olarak filmi izleyen erkek seyircileri kendine hayran bırakan isim:)) Filmin sonu ise bize bu filmin ikincisinin de geleceğini anlatır nitelikte. Umarım ilk filmden daha iyi olur ne diyelim. Biraz komedi bol bol aksiyon izlenmeye değer bir film ama izlemezseniz de çok fazla bir şey kaçırdığınızı söyleyemem.






Püzant YÜCECAN





Fenerbahçe Maç Programı (05-11 Mart 2012)


07 Mart Çarşamba 17:00
Fenerbahçe Universal - İBA Kimya Ted Kolejliler 3-0
Burhan Felek Spor Salonu
Aroma Bayanlar Voleybol Ligi
FBTV Canlı

07 Mart Çarşamba 19:30
Ceyhan Bld. - Fenerbahçe 59-70
Antakya Spor Salonu
Spor Toto Türkiye Kupası
SportsTv Canlı

08 Mart Perşembe 20:00 
Fenerbahçe Ülker - Pınar Karşıyaka 102-99
Fenerbahçe Ülker Sport Arena
Beko Basketbol Ligi
LigTv3 Canlı 

09 Mart Cuma 20:00 
MKE Ankaragücü - Fenerbahçe 0-2
Ankara 19 Mayıs Stadyumu
Spor Toto Süper Lig
LigTv Canlı

10 Mart Cumartesi 14:00
Pursaklar V.İhtisas - Fenerbahçe Universal 0-3
Ankara Pursaklar Spor Salonu
Aroma Bayanlar Voleybol Ligi

11 Mart Pazar 13:00
Fenerbahçe Grundig - Belediye Plevne 3-0
Burhan Felek Spor Salonu
Aroma Erkekler Voleybol Ligi
FBTV Canlı

11 Mart Pazar 17:30
Fenerbahçe Ülker - Mersin Bşb. 82-81
Fenerbahçe Ülker Sport Arena
Beko Basketbol Ligi
LigTv3 Canlı 


Not: Bayan Basketbol takımımız Spor Toto Türkiye Kupasında Ceyhan Bld. maçından galip ayrıldığı takdirde Yarı Final'de 09 Mart Cuma  günü 17:15'de Optimum Ted Ankara Kolejliler - Mersin Bşb. maçının galibi ile karşılaşacak. Finale kaldığımız takdirde ise 11 Mart Pazar günü saat 14:00'da final maçı oynayacağız.  


Mersin Bşb. - Fenerbahçe 68-83
Fenerbahçe - Galasataray MP 72-76



Püzant YÜCECAN




2 Mart 2012 Cuma

THY Euroleague Top 16 6. Hafta Genel Görünüm



THY Euroleague Top 16 6. haftası geride kalırken alınan sonuçlar, gruplardaki son durumlar, haftanın en iyi 10 hareketi ve haftanın MVP'si.


GROUP E
Anadolu Efes - CSKA Moscow 65-82
   Olympiacos - GS Medical Park 88-81

*CSKA Moscow 5-1
*Olympiacos Piraeus 3-3
GS Medical Park 3-3
Anadolu Efes 1-5

GROUP F
Unicaja - Gescrap BB 55-59
   Montepaschi Siena - Real Madrid 90-102

*Montepaschi Siena 4-2
*Gescrap BB 4-2
Real Madrid 4-2
Unicaja 0-6

GROUP G
Unics - Panathinaikos 63-68
   EA7 Armani - Fenerbahce Ulker 85-72

*Panathinaikos 4-2
*Unics Kazan 3-3
EA7 Emporio Armani 3-3
Fenerbahce Ulker 2-4

GROUP H
Zalgiris Kaunas - Bennet Cantu 71-77
   FC Barcelona Regal - Maccabi Electra 70-67

*FC Barcelona Regal 6-0
*Maccabi Electra 3-3
Bennet Cantu 3-3
Zalgiris Kaunas 0-6


THY Euroleague Top 16 6. Haftanın En İyi 10 Hareketi

THY Euroleague  Top 16 6. Haftanın  MVP'si: Markoishvili, Bennet Cantu

THY Euroleague  Top 16 6. Hafta Play Of The Game: Spanoulis to Dorsey, Olympiacos



Püzant YÜCECAN


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...