Dizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2013 Cuma

Road To Golden Globes...



Bu sene 70. si düzenlenecek olan Golden Globe (Altın Küre) ödül töreni 13 Ocak 2013 tarihinde Beverly Hills - Beverly Hilton Hotel'de gerçekleşecek. Bilindiği gibi Golden Globe ödülleri aynı zamanda Oscar ödüllerinin de bir nevi habercisi sayılır.

2010 yılından beri Golden Globe ödül törenini sunan Ricky Gervais artık töreni sunmayacağını açıklayınca 70. Golden Globe ödül töreninin bu sene Tina Fey ve Amy Poehler ikilisi sunacak. Ricky Gervais'ın bu kararı herhalde birçok ünlü ismi rahatlatmış olsa gerek. Zira kendisi sivri diliyle ödül töreninde birçok ünlü ismi zor durumda bırakmıştı:)


Saturday Night Live'dan tanıdığımız Tina Fey ve Amy Poehler ikilisinin bol kahkahalı bir gece hazırlayacaklarından kimsenin şüphesi olmasın:))




Bu senenin Miss Golden Globe'u ise Clint Eastwood'un 19 yaşındaki kızı Francesca Eastwood oldu. 2005 yılında üvey kız kardeşi Kathryn Eastwood'dan sonra ikinci kez bir Eastwood Miss Golden Globe olmayı hak etti. Bilindiği gibi Hollywood Foreign Press Association (Hollywood Yabancı Medya Birliği) 1963'den beri ünlü bir aktör veya aktristin çocuğunu Miss veya Mister Golden Globe seçmektedir.

Hollywood Foreign Press Association üyelerinin oylarıyla belirlenen Golden Globe ödüllerinin 2013 adayları ise yaklaşık bir ay önce açıklandı. Yönetmenliğini ve yapımcılığını Steven Spielberg'ün yaptığı Amerikan İç Savaşı’nı ve ABD Başkanı Abraham Lincoln’ü anlattığı filmi 7 dalda Golden Globe adayı olan Lincoln geceye damgasını vuracak gibi. Onu 5 adaylık ile Argo ve  Django Unchained takip ederken Silver Linings Playbook ve Zero Dark Thirty 4'er, Life of Pie, The Master ve Les Miserables ise 3'er adaylık ile birlik üyelerinin ilgi gösterdiği diğer filimler oldu.

Gecede Jodie Foster'a Cecil B. DeMille Ödülü diğer bir adıyla Yaşam Boyu Başarı ödülü verilecek.

Gecede ödül verecek isimler arasında George Clooney, Meryl Streep, Jennifer Garner , Debra Messing, Kerry Washington, Nathan Fillion, Jason Statham, Jennifer Lopez, Kristen Wiig, Jeremy Renner, Amanda Seyfried ve Will Ferrell bulunmaktadır.

Pazar gecesi dünya çapında canlı olarak yayınlanacak 70. Golden Globe ödül törenini 150 milyondan fazla insanın izlemesi bekleniyor. 300 şanslı kişi de fan tribünlerinden ünlü yıldızların geçişini yerinde canlı olarak izleyebilecek.

Gecenin yemeklerinin hazırlanmasında ise 40 aşçı ve 110 mutfak personeli görev alacak. 6 aylık titiz bir çalışmanın ardından Golden Globe'un doğasını yansıtan zarif ve ağız sulandıran bir mönü oluşturulmuş. Hem gastronomik hem de ekonomik sebeplerden dolayı Hollywood’un bulunduğu California eyaletinin ürünlerinin kullanılmasına özen gösterilmiş gecenin menüsü hazırlanırken.


Gecede Balo Salonu ve Kırmızı Halı'da Moet & Chandon marka şampanyalar ikram edilecek. Yaklaşık 1500 şişenin tüketilmesi beklenen gecede ödül kazananlara ise Moet & Chandon marka özel üretim 2002 Grand Vintage şampanya ikam edilecek. Şişesinin perakende fiyatının 85$ civarında olduğunu hatırlatmakta fayda var:)

Her sene olduğu gibi Beverly Hilton Hotel'in ev sahipliğini üstleneceği geceyi isterseniz CNBC-e'den, isterseniz de e2'den canlı olarak izleyebilirsiniz. 70. Golden Globe ödül töreni Kırmızı Halı Seremonisi 13 Ocak Pazar gecesi 02:00'de, ödül töreni ise saat 03:00'te yayınlanacak. Özellikle "Red Carpet" (Kımızı Halı), izlemenizi tavsiye ederim. Hem hoş sohbetler hem de modayı seviyorsanız kaçırmamanızı öneririm.

2013 Golden Globe Adayları



En İyi Film (DRAMA)
  • Argo
  • Django Unchained
  • Life of Pi
  • Lincoln
  • Zero Dark Thirty


En İyi Kadın Oyuncu (DRAMA)
  • Jessica Chastain (Zero Dark Thirty)
  • Marion Cotillard (Rust and Bone)
  • Helen Mirren (Hitchcock)
  • Naomi Watts (The Impossible)
  • Rachel Weisz (The Deep Blue Sea)

En İyi Erkek Oyuncu (DRAMA)
  • Daniel Day-Lewis (Lincoln)
  • Richard Gere (Arbitrage)
  • John Hawkes (The Sessions)
  • Joaquin Phoenix (The Master)
  • Denzel Washington (Flight) 

En İyi Film (KOMEDİ-MÜZİKAL)
  • The Best Exotic Marigold Hotel
  • Les Miserables
  • Moonrise Kingdom
  • Salmon Fishing in the Yemen
  • Silver Linings Playbook

En İyi Kadın Oyuncu (KOMEDİ-MÜZİKAL)
  • Emily Blunt (Salmon Fishing in the Yemen)
  • Judi Dench (The Best Exotic Marigold Hotel)
  • Jennifer Lawrence (Silver Linings Playbook)
  • Maggie Smith (Quartet)
  • Meryl Streep (Hope Springs) 

En İyi Erkek oyuncu (KOMEDİ-MÜZİKAL)
  • Jack Black (Bernie)
  • Bradley Cooper (Silver Linings Playbook)
  • Hugh Jackman (Les Miserables)
  • Ewan McGregor (Salmon Fishing in the Yemen)
  • Bill Murray (Hyde Park on Hudson)

En İyi Animasyon
  • Brave
  • Frankenweenie
  • Hotel Transylvanie
  • Rise of the Guardians
  • Wreck-It-Ralph 

En İyi Yabancı Film
  • Amour
  • Kon-Tiki
  • The Intouchables
  • A Royal Affair
  • Rust and Bone

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
  • Amy Adams (The Master)
  • Sally Field (Lincoln)
  • Anne Hathaway (Les Miserables)
  • Helen Hunt ( The Sessions)
  • Nicole Kidman (The Paperboy)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Alan Arkin (Argo)
  • Leonardo DiCaprio (Django Unchained)
  • Philip Seymour Hoffmann (The Master)
  • Tommy Lee Jones  (Lincoln)
  • Christopher Waltz (Django Unchained)

En İyi Yönetmen
  • Ben Affleck (Argo)
  • Kathryn Bigelow (Zero Dark Thirty)
  • Ang Lee (Life of Pi)
  • Steven Spielberg (Lincoln)
  • Quentin Tarantino ( Django Unchained)

En İyi Senaryo
  • Chris Terrio (Argo)
  • Quentin Tarantino ( Django Unchained)
  • Tony Kushner (Lincoln)
  • David O Russell and Matthew Quick (Silver Linings Playbook)
  • Mark Boal (Zero Dark Thirty)

En İyi Dizi (DRAMA)
  • Boardwalk Empire
  • Breaking Bad
  • Downtown Abbey
  • Homeland
  • The Newsroom 

En İyi Kadın Oyuncu (DRAMA)
  • Connie Britton (Nashville)
  • Glenn Close (Damages)
  • Claire Danes (Homeland)
  • Michelle Dockery (Downtown Abbey)
  • Julliana Margulies (The Good Wife)

En İyi Erkek Oyuncu (DRAMA)
  • Steve Buscemi (Boardwalk Empire)
  • Bryan Cranston (Breaking Bad)
  • Jeff Daniels (The Newsroom)
  • Jon Hamm (Mad Men)
  • Damian Lewis (Homeland)

En İyi Dizi (KOMEDİ-MÜZİKAL)
  • The Big Bang Theory
  • Girls
  • Modern Family
  • Episodes
  • Smash 

En İyi Kadın Oyuncu (KOMEDİ-MÜZİKAL)
  • Zooey Dechanel (New Girl)
  • Lena Dunham (Girls)
  • Tina Fey (30 Rock)
  • Julia Louis Drefus (Veep)
  • Amy Poehler (Parks and Recreation) 

En İyi Erkek Oyuncu
  • Alec Baldwin (30 Rock)
  • Don Cheadle (House of Lies)
  • Louis C.K. (Louie)
  • Matt LeBlanc (Episodes)
  • Jim Parsons (The Big Bang Theory)

En İyi Mini Dizi
  • Game Change
  • The Girl
  • Hatfields& McCoys
  • The Hour
  • Political Animals


Püzant YÜCECAN


5 Eylül 2012 Çarşamba

Revolution...


Bir gün sanki bir düğme ile kapatılmış gibi elektriğin gittiğini hayal edin. Neler olurdu? Televizyon yok, telefon yok, bilgisayar yok, tüm iletişim araçlarınız elinizden alınmış, ulaşım deseniz neredeyse imkansız hale gelmiş ve bunlardan çok daha önemlisi insanın yaşamını sürdürebilmesi için gereken temel gereksinmeleri teknoloji olmadan sadece kendi çabasıyla sürdürmeye çalıştığını. Ve tüm bu olanları açıklayabilecek tek güç olan modern teknolojinin yitip gittiğini?? Karanlık zamanlardaki gibi hayat daha yavaş ve daha mı güzel olur yoksa bu bir kabus mudur??

Lost dizisinin ünlü yapımcısı J.J. Abrams ile Supernaturel dizisinin yaratıcısı Eric Kripke'nin imzasını taşıyan ve yönetmenliğini Iron Man serisinden tanıdığımız Jon Favreau'nun üstlendiği Revolution işte tam da bu konuya parmak basıyor. Günün birinde tüm dünyada aniden elektrik gider ve tüm dünya bir anda karanlığa gömülür. Buna bağlı olarak da insanlar hayatta kalabilmek için yaşam mücadelesi vermeye başlarlar.

Dün itibari ile dizinin 40 dakikalık pilot bölümü Amerika'da NBC kanalında yayınlandı. Az önce de bu pilot bölümü izledik.  Açıkçası bir Lost sever olmasam da (daha 3. bölümünde uyuya kalmışlığım vardır) dizinin ne kadar sükse yaptığını ve ne kadar büyük bir hayran kitlesi olduğu malumumuz, bu dizi de izlediğim kadarıyla Lost gibi bir hayran kitlesi oluşturabilecek kapasitede. Merak-Heyecan-Macera. Gereken kutsal 3'lü yine bir araya gelmiş.



Şimdi yazacaklarım spoiler içerir ona göre ben önceden uyarımı yapayım da siz sonradan küfür etmeyin. Yayınlanan pilot bölümde günün birinde aniden elektrik gider ve tüm dünya karanlığa gömülür. Dizimiz dünyanın karanlığa gömülmesinden 15 sene sonrasını anlatıyor bize. Arada flashbackler ile de aslında ne olduğuna dair ipuçları veriyor. Koca koca ışıklı, cafcaflı o Amerikan şehirleri bir bir ortadan kalmış neredeyse hepsi doğanın bir parçası oluvermişler. New York şehrinin içinden geçen akarsular, dev binaların ve gökdelenlerin etrafını çevrelemiş ormanlar (I Am Legend'daki gibi bir ortam düşünün). İnsanlar artık büyük şehirlerde yaşayamadıkları için ise kasabalarda çiftçilik ve avcılık ile uğraşarak yaşamaktadırlar. Ayrıca tüm devletler çökmüş ve yönetim yeni ortaya çıkan savaşlordlarının eline kalmıştır. Bir nevi halklar derebeylikler şeklinde yönetilip bu kaos ortamındaki savaş lordlarına vergi vermek zorunda bırakılmışlardır. Modern çağda kılıçlar, oklar ve arbaletler ile savaşılan bir ortam hayal edin:)) Hal ve durum böyle iken gerisini de siz izleyin artık:))


Dizinin oyuncu kadrosuna gelecek olursak dizinin ana karakterlerinden Miles Matheson rolünde Twilight serisinden tanıdığımız Billy Burk olacak. Miles Matheson orta yaşlarda kendini 15 senedir gizleyen eski bir asker ve en önemli özelliği öldürme konusunda usta olması.

Dizinin diğer ana karakterlerinden biri ise Ben Matheson. Miles Matheson'ın kardeşi ve neredeyse her şeyin çözümü diyebileceğimiz Ben karakterini Tim Guinee canlandırıyor.
Ben'in eşi olan Rachel Matheson'u ise Elizabeth Mitchell canlandıracak. Ki kendisinin de bu olaylara dair bilgisi olduğunu görüyoruz. 

Diğer ana karakterimiz Charlie Matheson'ı canlandıran Tracy Spiridakos ve Danny Matheson'ı canlandıran Graham Rogers. Charlie ve Danny kardeştirler ve hayatta kalmak için savaşırlar. Ben ve Rachel Matheson'ın çocukları. Charlie dik başlı, cesur ve meraklı bir karakterdir. Kardeşi Danny ise onun tam tersi daha düşünceli ve temkinlidir.

Dizinin diğer iki sağlam oyuncuları ise Grace rolünde Maria Howell ve Teğmen Neville rolünde Giancarlo Esposito (Breaking Bad dizindeki Gustavo 'Gus' Fring rolünden hatırlayabilirsiniz) . Teğmen Neville sert karakterinin yanı sıra kibar bir kişiliğe sahip bir Militia askeridir. Grace ise olayların tam içinde olmasına rağmen kimsenin şüphelenmediği karakterimiz. 

Diğer ağır karakterlerimizden biri ise Bass rolündeki David Lyons. The Cape dizisinin yıldızı David Lyons Bass rolünde bir deniz subayını canlandırıyor.

Son iki karakterimizden biri Aaron rolündeki Zak Orth. Aaron Ben Matheson'ın arkadaşı olan orta yaşlarda bir bilgisayar dehası ve Ben ona çözümde büyük bir payı olacak "bir şey" emanet eder.
JD Pardo ise dizide Nate karakterindeki bir okçuyu canlandırıyor. Aslında bir Militia askeri olan Nate'in kafasını daha pilot bölümden gördüğümüz kadarı ile Charlie karakteri bayağı bir karıştıracak gibi duruyor. Kendisini The Twilight Saga: Breaking Dawn - Part 2 deki Nahuel rolünden hatırlayabilirsiniz.

Tabi daha ilerde diziye katılacak yeni karakterlerimiz olacak. Şimdilik pilot bölüm üzerinden gittik.

17 Eylül'de başlayacak olan dizinin yayın günü ve saati ise Pazartesileri 22:00 olarak belirlenmiş. Herkese şimdiden iyi seyirler...


Püzant Yücean



23 Şubat 2012 Perşembe

Sherlock


Sherlock Holmes and Dr Watson's adventures in 21st Century London. A thrilling, funny, fast-paced contemporary remake of the Arthur Conan Doyle classic.


221B Baker Street...

Uzun zamandır kendime göre izleyecek bir dizi bulamıyordum. Sadece annemle oturup Merlin izliyordum ki çoğu kişinin sevmemesine rağmen Merlin ve Kral Arthur efsanesinin hayranı olarak benim dizi de çok hoşuma gitmişti. Basit ve sürükleyici bir diziydi bana göre ama sezon aralarının biraz uzun olmasından da şikâyetçiydim. Neyse bu sezonu da tamamladıktan sonra kendime yeni bir dizi aramaya başladım. Bir ara Homeland izlemeye kalkıştım olmadı. Daha sonra Hell On Whells izlemeye çalıştım ona da ısınamadım ama dün uzun süredir kendi kendime izleyeceğim dediğim Sherlock dizisinin ilk bölümünü izledim ve açıkçası diziye vuruldum. 

BBC One kanalında yayınlanmaya başlayan Sherlock'un yapımcıları Steven Moffat ve Mark Gatiss. Steven Moffat'ı Coupling, Doctor Who ve Jekyll gibi dizilerden hatırlamak mümkün. 
Dâhilik-delilik arasındaki ince çizgide dolanan, zekâ seviyesi en üstlerde gezen, kibirli, kendini beğenmiş dedektifimiz Sherlock'u dizide Benedict Cumberbatch canlandırıyor. İfadesiz yüzüyle Cumberbatch bence  Robert Downey Jr'dan daha çok oturmuş Sherlock karakterine. Guy Ritchie'in Süpermen kıvamındaki Holmes'una karşılık dizideki Holmes, Sir Arthur Conan Doyle'un Sherlock'una daha yakın. Tabi sadık yardımcısı Dr. Watson'ı canlandıran Martin Freeman'ı da unutmamak lazım. Dizide Dr. Watson karakterine bağlı olarak bloggerlara da gönderme var:) Ki Dr. Watson'ın bloguna bu adresten ulaşabilirsiniz. Ayrıca kendine özgü The Science Of Deduction yöntemiyle cinayetleri çözen Sherlock'un kullandığı bu yöntemle ilgili de ayrı bir site mevcut.

Dizinin Londra'da geçmesi ve kullanılan İngiliz aksanından dolayı zaten diziye objektif olarak yaklaşmam asla söz konusu olamazdı:) Ki daha ilk bölümden eğer İngiltere'ye özel bir ilginiz ve sevginiz varsa aklınızdan hemen "uçak bileti ne kadardır" "nerede kalırım" gibi düşünceler geçeceğinden eminim. Londra'ya dair ne varsa dizide bulabilirsiniz. Londra'nın mistik sokaklarından siyah taksilerine, kırmızı otobüslerine kadar her şeyi ayrıntılı bir şekilde görmeniz mümkün. Eğer bir Londra aşığı iseniz bu dizi sizin yüreğinizi hoplatmaya aday. I'm British I'm British diye bağıran bir dizi.  Dizideki diyaloglar biraz ağır. Özellikle Sherlock'un düşünmeye, kendi kendine konuşmaya başladığı sahnelerde. IQ seviyesi hat safhada olan başkarakterimizin söylediklerini anlayarak takip etmek oldukça zor. Açıkçası benim İngilizcem yetmedi diyeceğim o sahnelerde ama alt yazıda bile takılma yaşamadım desem yalan olur. Durdura durdura izlemekte fayda var:) Diğer karakterlerinin ise aralarındaki konuşmalarda böyle bir sıkıntı çekmiyorsunuz. 
Dizi daha başlar başlamaz sizi içine alabilecek bir özellikte. Detayların üzerinde çok durulduğu için diziyi izledikçe açıkcası detay manyağı olmaktan da çekinmiyor değilim. Daha ilk bölümü böyle ise. Dizinin  güzel tarafı ise her dizide ve filimde kullanılan, okunması bir dert olan ve anlaşılmayan telefon sahnelerini görselleştirmiş olmaları. Ayrıca dizideki düşünce balonları da dizinin başka bir güzel yanı. Bu sayede Sherlock'un aklından geçen veya olmaz deyip elediği fikirleri, gözlemlerinin sonuçlarını ne şekilde bağladığını da rahatlıkla görebiliyoruz. 

Dizinin tek kötü yanı aslında kötü müdür iyi midir bilmem ama sezon başına sadece üç bölüm çekilmesi. Bundan dolayı diziye çok bağlanmamanızı tavsiye etmek istesem de bu zor gibi duruyor. Aslında dizi demek biraz da yanlış olur Sherlock için. Mini dizi desek daha yerinde. Dizinin her bölümü yaklaşık bir buçuk saat civarında. Aha bizim Türk dizileri gibiymiş demeyin sakın. Bir buçuk saat boyunca karakterlerin birbirine bön bön baktığı sahneler yok tabi ki. Öyle güzel bir dizi ortaya çıkarmışlar ki, bir buçuk saat boyunca hem eğleniyorsunuz hem düşünüyorsunuz hem de heyecanlanıyorsunuz. Yukarıda da dediğim gibi İngiliz yönetmen Guy Ritchie'nn Sherlock Holmes'larını unutturacak kadar sağlam bir dizi. Açıkçası 2009 yılında ve geçen sene çekilen Amerikan vari Sherlock'a İngilizler tokat gibi bir yanıt vermiş. Sherlock Holmes ancak bu kadar güzel günümüze uyarlanabilirdi. Belki biraz abartacağım ama klasik edebiyat eserlerinin günümüze nasıl uyarlanacağı konusunda ders olarak da okutulabilir. Sherlock'un elinde cep telefonu gördüğünüzde inanın hiç yadırgamıyorsunuz. Gerek karakterleri, gerek çekimleri olsun müzikleri ve senaryosuyla beraber müthiş bir dizi. İzlemenizi şiddetle tavsiye ederim. 

Sherlock Holmes: Shut up. 
DI Lestrade: I didn't say anything. 
Sherlock Holmes: You were thinking. It's annoying





Püzant YÜCECAN
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...