Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mart 2015 Çarşamba

Ah Emenike Vah Emenike...

İslam Çupi: "Formanı sırtına, pabuçlarını ayaklarına geçirdiğinde ilk hissettiğin şey ne idi?"

Lefter: "Kazanmak... Fenerbahçe taraftarını mesut etmek..."

Kendimi bildim bileli, hatta daha kendimi bilmeden babamla beraber senelerce Fenerbahçe maçlarına gittim geldim. Hiçbir taraftar grubuna üye olmadım, olmam da ama karşı da değilimdir. Neyse uzatmayalım bu sezon passolig uygulamasından dolayı normal maçları arkadaşlar ile beraber, derbi maçları ise evde tek başına (annemle) izliyorum. Açıkçası son zamanlarda oynadığımız kötü futboldan dolayı (Galatasaray maçını saymıyorum. Farklı motivasyon) Beşiktaş maçını öyle bir derbi havasında değil de sıradan bir maç gibi izlemeye başladım. Tıpkı içimdeki umutsuzluk adeta sahaya yansımış gibiydi. Sanki Beşiktaş değil de biz iki gün önce Avrupa maçı oynamış ve yorgunmuşuz gibi ortalarda dolaşıyorduk. Ben de sessiz sakin maçımı izliyordum taa ki Emenike’nin (hayır gol kaçırdığı pozisyon değil) formasını çıkardığı pozisyona kadar. Emenike'nin golü kaçırmasının ardından birkaç küfür salladım ama sadece o kadar. Ardından Emenike’nin yaptıkları malum. Beni değiştirin işareti yapmasına bile sesim çıkmaz iken Fenerbahçe formasını sırtından çıkarması ile kendimi kaybetmem aynı ana denk geldi. Ettiğim küfürün haddi hesabı yokken ellerimin ve sesimin titriyordu. İsmail Kartal Emenike’yi oyundan almadı ama annem o an için en doğru şeyi yaparak televizyonu kapatmıştı. Maçın yaklaşık 50. dakikasına kadar ben de açmadım. Çünkü sinirim ve öfkem geçmek bilmiyordu. Çok duygusal çocuğum bana sahip çıkın;)

2010-11 sezonun en çok konuşulan isimlerinden biri olan Karabüksporlu Emmanuel Emenike Spor Toto Süper Lig’in bitiminin hemen ardından gösterdiği iyi performans ile Fenerbahçe ile 4 yıllık sözleşme imzalamıştı. Malumunuz üzere yaşanan 3 Temmuz süreci ile ifadesi alınan ve daha sonra serbest bırakılan Emenilke, bu olaylar dolayısıyla Türkiye'de kalmak istemedi ve ayrılmak istediğini yönetime iletti. Bunun üzerine de Emenike 28 Temmuz 2011'de Rusya'nın Spartak Moskova takımına 10 milyon Euro’ya satıldı.Ve Fenerbahçe taraftarını için de 2 senelik bir uhde başladı.


Emenike’nin Spatak Moskova’da oynadığı dönemde hepimizin de hatırladığı gibi Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi Ön Eleme eşleşmesinde İstanbul’da oynanan maçta Fenerbahçe’ye gol atmasına rağmen gelip Aykut Kocaman’ın elini öpmesi ile Emenike bir kez daha taraftarın gönlünü kazanmıştı. (Bu çocuk bizden biriydi)

Fenerbahçe forvetlerinin her kaçırdığı gol sonrası yaklaşık 2 senelik bir “Ah Emenike olsa burada atardı” sezonunun ardından Fenerbahçe yönetimi Spartak Moskova ile anlaşarak taraftarın içindeki uhdeyi dindirmeyi başardı. 9 Milyona Karabük’ten alınan ardından 10 milyona Spartak Moskova’ya satılan Emenike 2 yıl aranın ardından 13 milyona Fenerbahçe’ye transfer olurken kulüp bu transferden yaklaşık 3 milyon zarar etmesine rağmen Emenike’nin Fenerbahçe’de olması her şeyden önemli idi. 

Fenerbahçe ile ilk sezonunda 12 gole imza atan ve ilk senesinde şampiyonluk yaşayan Emenike bu sezon lige istediği gibi başlayamadı. Spor Toto Süper Lig'in 25. haftasını geride kalır iken Emenike şu an ligde sadece dört (4) gol atabildi. Olabilir kötü bir dönem yaşıyordur (Hayırlı bir kısmet bulsak belki olacak bu iş), orta saha onu yeterince beslemiyordur veya yanlış yerde oynatılıyor olabilir. Bunlar futbolun teknik taktik detayları. Burada bundan söz etmeyeceğiz. Zaten bu konuyu benden değil işin ehlilerinden okumanızı tavsiye ederim. Burada bahsedeceğimiz herkesin bildiği gibi Beşitaş maçında çocuğumuzun sergilediği tavırlar. Bunun için ise biraz nostalji yaparak, örnekler vererek durumu inceleyelim. 

İslam Çupi: “Öf be! Yeter artık bu forma benim sırtımı sıktı” dediğin bir an oldu mu?

Lefter: Ben, Fenerbahçe formasını sırtımda değil, başımda taşıdım. Ben, Fenerbahçe formasını her zaman "Tanrı uzun ömürler versin" aşkı ve anlayışı içinde giydim.

Ki sen daha bu formayı kaç kere sırtında taşıdın da artık sıkıldın be Emenike...

Sen o formayı sadece sırtından çıkarmadın Emenike bunla beraber sırtını da Fenerbahçe taraftarına döndün. Bu takımdan kimler geldi kimler geçti. Farz-ı misal Guiza. İspanya’dan gol kralı olarak gelip oynadığı dönem içinde çıktığı 62 Süper Lig maçında sadece 23 gol atabilen Guiza asla o formayı sırtından çıkarmadı ve o sahayı terk etmek istemedi. Belki maç içinde istemiş olabilir, içinden geçmiştir bunu bilemeyiz ama asla eyleme geçirmedi.

Her ne kadar oynadığı dönemde pek başarılı olamasa da hala Fenerbahçe taraftarının ismi anıldığında yüzünü gülümsetir. Özellikle Bucaspor maçında attığı galibiyet golünden sonra salya sümük ağlaması hala akıllardadır.


Ama sen o şansını bile o formayı sırtından çıkararak yitirdin Emenike. Burada taraftarın kendi oyuncusunu maç oynanır iken ıslıklaması konusuna hiç girmeyeceğim çünkü bu tamam ile farklı bir konu. Tek diyeceğim şey maç esnasında azımdan çıkan şu cümledir “ Bu ıslıklar sadece şu kaçırdığı pozisyon için değil, her şeyin birikmesi ve patlamasıdır” Islıklama konusu hazır açılmış iken bu takımın Lefter'den sonraki en büyük efsanesi Alex bile ıslıklandı o sahada Emenike efendi. Sen kimsin ki o ıslıklamaları kaldıramıyorsun. Sözleşme imzalar iken ne kadar profesyonel oluyor bu futbolcular ama söz sahada o sözleşmenin hakkını vermeye geldiğinde ise hemen duygusal çocuk kimliğine bürünüyorlar. Dua et burada sadece ıslıklanıyorsun, Bundesliga’da olsan herhalde şimdiye kadar intihar etmiştin. 

Islıklardan dolayı rahatsız olmuşsunuzdur tamam haklısın diyelim ki işin gereği bana göre hiçbir hakkın yok ama formayı çıkarıp sahayı ter etmek nedir arkadaş biri bana açıklasın lütfen. Sen kim oluyorsun ki teknik direktörün seni oyundan almadan oyundan çıkmaya çalışıyorsun. Burada tabi ki İsmail Kartal’ı eleştirmeden geçmek Emenike’ye açıkçası haksızlık olur diye düşünüyorum. Emenike’yi kazanmak istiyorsun hocam bunu anladık da bu kadar ısrar niye? Adirana Lima'ya karşı bu kadar ısrarcı olsam herhalde bir akşam yemeğini hak ederdim ama olmuyor işte hocam görmüyor musun? Bir oyuncuyu kazanmanın tek yöntemi illa ilk 11 çıkarmak mı hocam? Bugün Manchester United’da oynayan Radamel Falcao’nun piyasa değeri 45 milyon Euro, Liverpool’da oynayan Mario Balotelli’nin ise 27 milyon Euro, Emenike’nin ise 12. Piyasa değerini geçtim ismen daha büyük bu iki oyuncu yeri geldiğinde yedek otururken Emenike neden oturmaz. Şöyle bir şey hayal edelim. Beşiktaş maçı 0-0 devam ediyor ve Emenike kenarda. Dakikalar 70’i gösterdiğinde oyuna giren Emenike 90’da Fenerbahçe'nin galibiyet golünü atıyor. Bu sezon şu ana kadar oynanan 25 maçta sadece 4 gol atması falan kimsenin umunda olmazdı. O golün ardından ne akıllarda daha önce kaçırdığı net gol fırsatları kalırdı ne de başka bir şey. Böylece sadece maçı kazanmak ile kalmaz Emenike’yi de kazanmış olurdun. Not: Şimdi çıkıp biri İsmail Kartal’ı neden suçluyorsun, 11’i başkan yapıyor ve o nasıl isterse İsmail Kartal’da takımı öyle oynatıyor derse kaale almam. Çünkü bir takımın sahaya çıkacak 11’ini teknik direktör yapar ve onun dediği taktik ile oynanır. Öyle olur di mi ben yanlış bilmiyorum?? 

       Duygusal Çocuk

Pardon anlamadım? Öncelikle şunda anlaşalım futbol  oynamak futbolcunun  iş dir ve bundan da normal bir işde çalışan insandan kat kat fazla para kazanırlar değil mi? Hadi bakalım ben de yarın öbür gün işe gittiğimde ve müşteri ile bire bir temas halinde iken birden sinirlenip bağırıp çağırayım ardından da iş yerimi terk edeyim bakalım şirketim “Duygusal çocuktur olur böyle şeyler” der mi yoksa 2 dakika içinde beni susuz sabunsuz kapının önüne kor mu? Sadece futbol değil sporun neredeyse her dalında, her sporcuda duygusallık vardır. Örnek verecek olursak Mirsad Türkcan şakağından kanlar akarken halen parkede olmak istemesi duygusallıktır, Emenike’nin yaptığı değil… Tabi ki biz nasıl her iş günü %100 kapasite ile çalışamıyorsak, bizim de problemlerimiz varsa ve az da olsa bunu işde iken bile dışarıya yansıtıyorsak futbolcuların da bu hakkı vardır. Vardır ama nereye kadar? Maç esnasında formayı çıkarıp gitmeye kadar mı? Eğer cevabınız “Evet” ise bu hakkı o oyuncuya kim veriyor bana bir açıklar mısınız? Eğer sen maç esnasında ki bu da bir derbi maçı ise ve sen o formayı çıkarıp gitmek istiyorsan sana normalde “Güle Güle” denmesi lazım. Deniyor mu peki?

Haddimiz olmadan yukarıdaki son cümlemizi buradan bağlayarak devam edelim ve konuya noktayı koyalım... (Benim için sözleşmesi fesih edildiği gün konu kapanmış olur) Dün tr.eurosport.com da okuduğum haber aynen şöyle idi.


Fenerbahçe Başkanı’nın karşısında bacak bacak üstüne attı diye sinirden yerinde duramayan başkana ne oldu? Formayı çıkarıp sahayı ter etmek istemesi Fenerbahçe teknik direktörüne hakaret değil midir Başkanım? O formayı onla beraber o anda sahada terleten takım arkadaşlarına, bu formayı daha önce giymiş Fenerbahçe futbolcularına, Fenerbahçe taraftarına, Fenerbahçe’ye ve Fenerbahçe üzerinden sana da hakaret değil midir başkanım?  





Püzant YÜCECAN

22 Kasım 2013 Cuma

Fenerbahçe Efsane Maçlar - 1


Hepimizin bugüne kadar unutamadığı, kendi içinde efsane olan ki bunların çoğu da zaten herkes için efsanedir, herkesin o maç için anlatacağı iki cümlesi olan maçlar vardır. Aslında bu maçları bir kağıda listelemiştim ama her maçı bu kadar uzun yazacağımı düşünmemiştim. Bundan dolayı bu maçları bir yazı dizisi şeklinde yazmaya karar verdim. Yoksa inanın çok ama çok uzun olacaktı. Umarım yaşı yeten dostlarımız için güzel bir nostalji olur. Daha genç arkadaşlarımızı ise o günlere götürüp o atmosfere sokabiliriz:))) Şimdiden keyifli okumalar


11 Aralık 1993
Beşiktaş - Fenerbahçe: 1-2
Uzun zamandır Beşiktaş'ı yenemediğimiz dönemler. Çocukluk zamanlarımız pek de açıkçası Beşiktaş galibiyeti görememişiz. Tıpkı Galatasaray'ın Kadıköy'de galibiyet göremediği gibi bizim de o dönemlerde Beşiktaş'a karşı pek şansımız tutmuyordu. Maçı evde babamla izliyorduk. Bir derbi heyecanı ile maça başlamamıza rağmen ilk yarının son dakikalarında Beşiktaş uzun lüle saçlı Nartallo ile 1-0 öne geçmiş ve gene mi soruları kafamda dönmeye başlamıştı. İkinci yarının hemen başında ise Bülent'in orta sahada topu kapması ile sağ kanattan hareketlenen İlker topu önüne alıp kaleci Zafer'i avlayıp durumu 1-1'e getiriyordu. Beraberlik golünün ardından Fenerbahçe galibiyet için bastırmasına rağmen kaleci Zafer'i bir türlü geçemiyordu taa ki dakikalar 90'ı gösterene kadar:)) Uzatma dakikalarında Fenerbahçe köşe vuruşu kazanmış ama bundan yararlanamayınca ben de maç bitti diye kendimi yere atmıştım adeta. Ardından spikerin Emre (Aşık) dediğini duyunca birden kafamı yerden kaldırdım. Emre sağ kanattan top benden çıksın dercesine topu ceza sahası içine yollamış top Mecnun'un önüne gelmişti. Herkes Mecnun topa vuracak diye beklerken birden kasten mi yapmıştı yoksa topu ıska mı geçmişti bilemiyorum top ayağının altından öylece süzülüp gitti ve o top Fenerbahçe'nin efsane defans oyuncusu Uche'nin önüne geldi. İşte o an Uche topa öyle bir vurdu ki Zafer'in artık yapacağı bir şey kalmamıştı. Golün ardından Uche o meşhur işaret parmağı ile yaptığı el hareketi ile kulübeye koşar iken ben de babamla neredeyse havada buluşup kucaklaşmış galibiyeti kutluyorduk:))


30 Ekim 1996
Manchester United - Fenerbahçe: 0-1
Lise yıllarımız ya lise 2 ya da 3. sınıftayım tam hatırlayamıyorum hafta sonu Fenerbahçemizin Kadıköy’de 90+ da Uche'nin attığı gol ile Trabzonspor’u 1-0 yenmeyi başarmış ve biz de Pazartesi okula bu keyifle gitmiştik. Okulda Trabzonlu ve futbolla ilgilenen ayrıca devamlı kapıştığımız bir edebiyat hocam vardı. Hafta içi Fenerbahçe'nin Manchester United ile deplasmanda Şampiyonlar Ligi maçı olduğu için Trabzonspor galibiyeti hakkında kendisi ile pek konuşmamıştım. Malum hafta için United ile maçımız var şimdi ben onla dalga geçsem iki gün sonra da o benle geçecek. Akşamüstü okuldan çıktık evimize geldik. Derselerdi, yemekti falan derken akşama Fenerbahçemizin maçı olmasına rağmen ben açıkçası Old Trafford deplasmanı rakip United diye içimde de pek heves yoktu.  Saat 21.45’de ekranın karşısında yerimizi aldık. Manchester maça deli gibi başlamış adeta kalemizin önüne kamp kurmuştu. Sağdan, soldan, ortadan her yerden adamlar bastırıyor ama bir türlü Rüştü'yü geçemiyorlardı. Derken dakikalar 78'i gösterirken orta yuvarlakta topla buluşan Kostadinov sol kanatta hareketlenen Boliç'i görür. Boliç önünde bulunan yanlış hatırlamıyorsam David May'in üzerine üzerine gider ve ceza sahasının hemen 1-2 adım önünden topu sağına çeker çekmez kaleye vurur. O dönemin efsane kalecilerinden Peter Schmeichel'ın topa yaptığı hamle yetersiz kalır ve Fenerbahçe rakibi karşısında 1-0 öne geçer. Old Trafford adeta sus pus olmuştur. Dile kolay 40 senelik yenilmezliğin elden gitmesine sadece 10 dakika vardı. Bundan sonrası maçı izlemek benim için işkence haline dönmüştü. Düşünün United karşısında 1-0 öne geçmişsiniz ama karşınızda öyle bir rakip var ki maç sonu 2-1'i görseniz bile şaşırmazsınız. Evin holünde volta atmaya başlamıştım. Bir ara Kostadinov'un soldan gelen orta sonrası yaptığı kafa vuruşunun direkte patladığını gördüm. Maç neredeyse 2-0 oluyordu. Neyse 90 dakika sonunda Fenerbahçemiz maçı kazanmış ve Avrupa kupalarında bir tarih yazmayı başarmıştı. Ertesi gün ise okulda beni tutana aşkolsun. Tabi Trabzonlu hocamızı da unutmadık:)))



26 Mart 2000
Galatasaray - Fenerbahçe: 0-1
1999-2000 sezonuna Rıdvan Dilmen ile başlayıp alınan kötü sonuçlar arından sırasıyla önce Zdenek Zeman takımın başına gelmiş o da olmayınca sezon sonuna kadar takımı yardımcı antrenör Turan Sofuoğlu yönetmişti. Burada ufak bir not Turan Sofuoğlu'na yanlış hatırlamıyorsam Turan Hoca çıktığı 3 derbiyi de o sezon kazanmıştı. Öyle bir dönemdi ki Fenerbahçe önce Macar takımı MTK Budapeşte'ye ilk maç deplasmanda 0-0 ikinci maçta ise evinde 2-0 yenilerek UEFA Kupası'na daha ilk tur maçında veda etmiş ardından Türkiye Kupası'nda Pendikspor faciasını yaşamıştı. Ezeli rakip Galatasaray'ın ise UEFA Kupası'nı müzesine götürdüğü sezon. Fenerbahçe yokları oynarken Galatasaray ise fırtına gibi esiyor ama bu maç "derbinin favorisi olmaz" cümlesinin adeta kanıtı niteliğinde. Bir hafta öncesi evinde Adanaspor'a 4-2 yenilen takım ligin 26. haftasında ezeli rakibi Galatasaray'ın konuğu oluyordu. Maç öncesi Galatasaraylı arkadaşların "Kalenize pota koyup oynayacağız" şeklinde dalga geçtikleri maç sonunda ise klasik "Olmuyor arkadaş olmuyor" cümlelerinin kurulduğu bir maç oldu adeta. Maçın mutlak favorisi olan Galatasaray maça baskılı başlamış atak üstüne atak yapıyordu. Fenerbahçe ise savunmasını kalabalık tutup bir şekilde de olsa bu atakları sonuçsuz bırakmayı başarıyordu. İki takım soyunma odasına 0-0 ile giderken ikinci yarı da aynı şekilde seyretti. Ta ki 81. dakikaya kadar. 80. dakikada Fenerbahçe'nin Gaziantep’ten transferi Preko ceza sahası çemberinin birkaç metre önünde yere düşürülmesi sonucu hakem Erol Ersoy Fenerbahçe lehine serbest vuruş verdi. Topun başına gene Antep'ten transfer Johnson geçmişti. Johnson’ın yolladığı füze baraja çarpınca Galatasaray kalecisi Taffarel kontrpiyede bırakmış ve adeta kımıldayamamıştı. Ağlara giden top maçın tek golü olmuş ve Fenerbahçemiz Ali Sami Yen’den 1-0'lık galibiyet ile ayrılmıştı. Bu yenilgi ayrıca o sezon doludizgin giden Galatasaray'ın ligin daha ilk haftasında Gaziantep'e Ali Sami Yen’de 2-1 yenilmelerinin arından yenildikleri ilk maç oluyordu. Kısacası Antep dolaylı olsa da o sezon Galatasaray'ı 2 kez yenmişti:)) Ayrıca bu maç Başkanımız Aziz Yıldırım'ın ilk Galatasaray galibiyetidir.



5 Mayıs 1996
Trabzonspor - Fenerbahçe: 1-2
"Nasıl koydu Aykut Kocaman" tezahüratının can bulduğu maç. Yıl 1996 Fenerbahçe en son 7 sene önce 1989 yılında şampiyon olmuş. Trabzonspor ise seneler sonra ilk defa şampiyonluğa bu kadar yaklaşmıştı. Ligin son 3 haftasına girerken ise Trabzon 76 puanla zirvede bulunurken Fenerbahçe ise 75 puan ile 2. sıradaydı. Maç yanlış hatırlamıyorsam bir Pazar akşamı oynanmıştı. O zaman lise birinci sınıfa falan gidiyorum. Maçı dayımla birlikte izlemiştik. İlk yarı daha sonra Fenerbahçe'de top koşturacak olan Abdullah'ın 18. dakikadaki sert şutu ile 1-0 Trabzon'un üstünlüğü ile kapanıyordu. Beraberliğin bile Trabzon'a yarayacağı bir maçta ikinci yarı başladığında Trabzonspor hala sebebini anlayamadığım bir şekilde bastırdıkça bastırıyor, Fenerbahçe kalesinde gol arıyordu ama bu hataları pahalıya mal oldu. Maçın 55. dakikasında Abdullah ceza yayının hemen üstünde topu elle kontrol etti ve hakem Metin Tokat serbest vuruşa hükmetti. Topun başına kaptanımız, gerçek imparator Oğuz Çetin geçtiğinde ben artık televizyona kilitlenmiş durumdaydım. Kaptan top öyle rahat bir şekilde vurdu ki kaleci Metin dahil herkesin yapacağı tek şey kalmıştı; topun ağlarla buluşmasını izlemek. Bu dakikadan sonra da Trabzon'un atakları devam etti. Özellikle Hami'nin kullandığı 2 frikik vardı ki Rüştü adeta kalesinde devleşiyordu. Dakikalar ilerledikçe ilerliyor ama Fenerbahçe bir türlü aradığı golü bulamıyordu. Maçın son dakikalarında artık dayanamadım ve dayımlardan çıktım. Şampiyonluk gitmiş, gene başka baharlara kalmıştı.  Ben evden çıkarken büyük olasılıkla o an orta alanda topla buluşan Tayfun topu sol kanatta hareketlenen Erol'a vermiş, Erol da önü açıldığı anda sağdan hareketlenen Aykut'a ortasını yapmış (hala Erol o ortayı nasıl yaptı inanamam) bu arada ben de yüzüm asık bir şekilde sokak kapısından çıktığım an Bakırköy neredeyse gol sesinden yıkılmıştı. O an hiç düşünmeden ben de sokakta gol diye bağırmaya başlamıştım. Kimin gol attığını görmesem de Bakırköy'de o kadar Trabzonlunun olmadığına emindim:))) Tam dayımlara geri dönmek üzereydim ki baktım sokak kapısından dayım heyecandan dışarı fırlamış beni arıyor. Nasıl birbirimize sarıldığımızı buradan anlatmam imkânsız bir olay. O sevincin, o mutluluğun inanın hiçbir yerde tarifi yok.









Püzant YÜCECAN

15 Kasım 2013 Cuma

Ünal Aysal'a Cevap....


Hepimizin malumu hafta sonu oynanan Fenerbahçe - Galatasaray derbisi yine 15 senede olduğu gibi Fenerbahçemizin galibiyeti ile sonuçlandı. Maçın ardından sahada takımımızın sevinç gösterileri bazı kesimlerin zoruna gitmiş olacak ki maç biteli beş gün olmasına rağmen hala ne yapacaklarını bilemeden oraya buraya saldırıyorlar. Tabi konu Fenerbahçe olunca bunu gayet normal karşılıyorum. Kendileri bizim için "Galatasaray kompleksi" ile yaşadığımızı söylemiş ama gerek maç öncesi gerekse maç sonrası yaşananlar nedense bunun tam aksini söylüyor.


Maç Öncesi

Maçtan birkaç saat önce Galatasaray futbol takımı Levent’te bulunan Mövenpick otelde kampa girdi. Takım otobüsü Kadıköy Şükrü Saracoğlu stadına hareket etmeden önce otel önünde Fenerbahçe'yi 14 yıldır Kadıköy'de yenemeyen Galatasaray taraftarları takımlarını kurban keserek uğurladı. Pardon da rakibini kompleks yaşamakla suçlarken herhalde bu ayrıntıyı atlıyor Sayın Aysal. Zira bir kompleks var ise ortada bu 15 senenin verdiği kompleksin dayanılmaz hafifliğidir.

Maçın Ardından
Takımımız aldığı 2-0'lık galibiyetin arından haklı olarak bu güzel galibiyeti taraftarı ile beraber bir aile gibi kutlamak istemiş bunla beraber tüm takım sahanın ortasında toplanmış ve taraftar ile karşılıklı tezahürat yapmıştır. Yanlış anlamayın kaybedilen bir maç sonrası rakip takımın sahasının ortasında toplanıp ne kimseyi tahrik etmiş ne de başka bir şey yapmıştır. Sadece galibiyeti taraftar ile beraber kutlamıştır. Sayın Aysal'a soruyorum bunun için sizden izin mi alacağız? Ha bu zorunuza gitmiş olabilir gayet de normal ama geçen sezon Sivasspor maçının ardından şampiyonluğunu ilan eden Galatasaray'ın stadında çalan Mustafa Sandal'ın "Beni Ağlatma" parçasının seçilme amacı neydi? Mustafa Sandal'ı mı çok seviyorsunuz yoksa Fenerbahçe'ye laf atmak mı istiyorsunuz?


2 sezon önceye gidelim. Süper Final ‘de Kadıköy'de oynanan son maçta Fenerbahçe ile Galatasaray 0-0 berabere kalmış ve 2011-12 sezonu şampiyonu Galatasaray olmuştur. O gece olan olaylar hepimizin malumu. İnsanlar polis şiddetine, biber gazına maruz kalırken ki Galatasaray futbol takımına hiçbir şekilde kötü bir davranış sergilenmemiştir. Soyunma odasında güldünüz eğlendiniz hatta taktik tahtasına imzaların yanında bir de el işareti çizdiniz ama konu siz olunca ahlaksızlık her zaman olduğu gibi rafa kalkar. Neyse o gece bizi ışıkları söndürmek ile suçladınız? Peki, ben de Sayın Aysal'a buradan soruyorum 2010-2011 sezonunda erkek basketbol takımımız Abdi İpekçi'de oynanan play-off final serisi 6. maçını kazanarak seride durumu 4-2'ye getirerek şampiyonluğunu ilan ettikten sonra yedikleri pet şişeler ve yabancı cisimlerin ardından yanlış hatırlamıyorsam Ali Koç'a "Kupanızı ben size VIP Salonunda vereyim" diye teklif eden kimdi??

Hazır iki sene evvele gitmişken aklıma başka bir şey geldi. Maçın ardından resmi internet sitenizde yaptığınız açıklamada Fenerbahçeli futbolcu Crsitian Baron'yi ve yöneticilerimizden Abdullah Kiğlı'yı ahlaksızlık ile itham ettiniz. Ben de buradan soruyorum iki sene önceden kalma bu fotoğraf için de böyle bir açıklama yaptınız mı? Ki bizim yaptığımız ahlaksızlık ise bu ahlaksızlığın ağa babasıdır. Yok değildir diyorsanız sizin ile benim ahlaki anlayışım farklı o zaman. Ha bir de bir oyuncu rakip takımın formasını şortuna soktuğu için ahlaksız oluyorsa lütfen aynı hassasiyeti sizden Fenerbahçe forması için de göstermenizi istiyorum. Zira dün twitterda gün içinde oyuncularınızdan Felipe Melo'nun Fenerbahçe formasını şortunun içine soktuğu fotoğrafı yayınlandı. Bunun için bir açılama yaptınız mı? Yoksa sadece Galatasaray formaları şortun içine sokulduğunda mı ahlaksız olunuyor? Sanırım öyle oluyor yoksa sezon başı oynanan Süper Kupa maçının ardından futbolcularınızdan Dany'nin maç sonu Fenerbahçe formasını şortuna sokmasına da ateş püskürürdünüz. Ama bu ateş üfleyerek sönmez di mi:))


Peki, Sayın Aysal size bir başka soru. Normalde her maçtan sonra Florya'da toplanıyor musunuz? Cevabınız "Evet" ise diyecek bir şeyim yok ama "Hayır" ise neden Fenerbahçe maçından sonra apar topar toplandınız? Hani kompleksli olan bizdik? Hayırdır akşamın o saatinde neden toplandınız?

Ünal Aysal'ın bu açıklamaları ve demeçleri büyük olasılık ile uzun süre Avrupa'da yaşamasından kaynaklandığını düşünüyorum. Zira bir Fenerbahçeli keza bir Galatasaraylı için hazırlık maçı dahi olsa iki takımın aralarında oynadığı maçlar çok ama çok önemlidir. İki takım ve taraftarları arasında yaşanan her şey (şiddet hariç tabi ki) karşılıklıdır ve tek taraflı değildir. Tabi ki sezon sonu şampiyonluklar veya kazanılan kupalar önemlidir ama biraz yaşadığınız sırça köşkten inip halkın yani kulübün asıl başkanı, yöneticisi ve sahibi olan taraftarın arasına inerseniz ne demek istediğimi gayet iyi anlarsınız.


Şimdi siz diyeceksiniz ki sen kimsin?
Ben Efsane LEFTER'im
Ben KOCAMAN Gururum
Ben heykeli dikilen ALEX'im
Ben Sinyor BARTU'yum
Ben Şeytan RIDVAN'ım
Ben Puskas ERGUN'um
Ben Mehmetçik BASRİ'yim
Ben Sarı Kanarya CİHAT ARMAN'ım

Kısaca Ben; FENERBAÇE'yim...



Bundan dolayı da Fenerbahçeme saldıran, ona asılsız ithamlarda bulunan herkesin karşısında oldum ve bundan sonra da olmaya devam edeceğim...






Püzant YÜCECAN

11 Kasım 2013 Pazartesi

Fenerbahçe - Galatasaray: 2-0 (Nice 15 Senelere - 10 Kasım 2013)


Fenerbahçemiz, Spor Toto Süper Lig’in 11. haftasında Şükrü Saracoğlu Stadı’nda Galatasaray ile karşılaştı. Rakibi karşısında üstün bir oyun sergileyen Fenerbahçemiz 23. dakikada Emre Belözoğlu (P) ile 66. dakikada Cristian Baroni’nin  ayağında bulduğu gollerle maçtan 2-0 galip ayrıldı. 90+2’de Melo’nun kullandığı penaltı vuruşunu Volkan Demirel çıkardı. Bu galibiyetle puanını 28’e yükselten Fenerbahçemiz, Galatasaray ile puan farkını 9’a çıkarırken, en yakın takipçisi Kasımpaşa ile de 4 puan farkı korudu.

FENERBAHÇE: 2 - GALATASARAY: 0 

Stat: Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu

Hakemler: Bülent Yıldırım, Ekrem Kan, Asım Yusuf Öz

Fenerbahçe: Volkan Demirel, Gökhan Gönül, Alves, Egemen Korkmaz, Caner Erkin, Mehmet Topal, Emre Belözoğlu (Dk. 70 Salih Uçan), Cristian (90+4 Mehmet Topuz), Sow, Kuyt (Dk. 46 Emenike), Webo

Galatasaray: Eray İşcan, Eboue, Semih Kaya (Dk. 85 Aydın Yılmaz), Chedjou, Dany, Ceyhun Gülselam (Dk. 62 Engin Baytar), Melo, Bruma (Dk. 72 Umut Bulut), Selçuk İnan, Burak Yılmaz, Drogba

Goller: Dk. 23 Emre Belözoğlu (penaltıdan), Dk. 66 Cristian (Fenerbahçe)

Sarı kartlar: Dk. 22 Chedjou, Dk. 67 Sabri Sarıoğlu (yedek kulübesinde), Dk. 84 Burak Yılmaz (Galatasaray), Dk. 51 Egemen Korkmaz, Dk. 69 Caner Erkin, Dk. 81 Emenike (Fenerbahçe)


MAÇIN ÖZETİ


ERSUN YANAL BASIN TOPLANTISI


BRUNO ALVES - CRİSTİAN BARONİ BASIN TOPLANTISI


VOLKAN DEMİREL  - MEHMET TOPAL RÖPORTAJ


PİERRE WEBO RÖPORTAJ


MOUSSA SOW - DEMBA BA RÖPORTAJ


FBTV MAÇIN ARDINDAN PROGRAMI

İMPARATOR FATİH TERİM:)))

İŞTE BÖYLE HER SENE BÖYLE:))

MANŞETLER




Not: Videolar için futurama ve fenerbahceninsesi'ne teşekkürler...






Püzant YÜCECAN

7 Ağustos 2013 Çarşamba

Fenerbahçe - Red Bull Salzburg: 3-1 UEFA Şampiyonlar Ligi 3. Ön Eleme Turu 2. Maçı


Fenerbahçemiz, Şampiyonlar Ligi 3.Ön Eleme Turu rövanş maçında Şükrü Saracoğlu Stadı’nda Red Bull Salzburg ile karşılaştı. 1-1 eşitlikle biten ilk maçın rövanşında İstanbul’da Avusturya ekibini 3-1’le geçen takımımız adını Play Off’a yazdırdı.  Fenerbahçemize galibiyeti getiren golleri; 8. dakikada Raul Meireles, 17. dakikada Moussa Sow ile 34. dakikada Pierre Webo kaydederken, rakip takımın tek golü ise 4.dakikada Sariano’dan geldi.

FENERBAHÇE: 3 - RED BULL SALZBURG: 1

Stat: Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu

Hakemler: Pawel Gil, Piotr Sadczuk, Marcin Borkowski (Polonya)

Fenerbahçe: Volkan Demirel, Mehmet Topuz, Yobo, Alves, Kadlec, Kuyt (Dk. 77 Caner Erkin), Mehmet Topal (Dk. 88 Selçuk Şahin), Meireles (Dk. 44 Alper Potuk), Cristian, Sow, Webo

Red Bull Salzburg: Gulacsi, Klein, Ramalho, Hinteregger, Ulmer, Kampl, Meilinger (Dk. 55 Jantscher), Ilsanver, Alan (Dk. 79 Hierlaender), Mane, Soriano

Goller: Dk. 4 Soriano (Red Bull Salzburg), Dk. 8 Meireles, Dk. 17 Sow, Dk. 34 Webo (Fenerbahçe)

Sarı Kartlar: Dk. 25 Alan, Dk. 70 Mane, Ramalho (Red Bull Salzburg), Dk. 65 Alper Potuk (Fenerbahçe)

Fenerbahçe
Salzburg
3
Goals scored
1
8
Total attempts
25
3
Attempts on target
10
2
Attempts off target
6
3
Attempts blocked
9
0
Attempts against woodwork
0
2
Corners
7
0
Offsides
2
1
Yellow cards
3
0
Red Cards
0
19
Fouls committed
19
17
Fouls suffered
19




MAÇ SONRASI BLOG YAZILARI

Eleven Blog - Mustafa Uğur KARAYILMAZ  [MAÇ YAZISI] FENERBAHÇE 3-1 RED BULL SALZBURG


Noavas Blog - Fırat AKTAV Şampiyonlar Ligi 3. Ön Eleme Turu: Fenerbahçe - RB Salzburg: 3-1: İki farklı portre




MAÇIN ÖZETİ


ERSUN YANAL BASIN TOPLANTISI


RED BULL SALZBURG TEKNİK DİREKTÖRÜ Roger ROGER SCHMİDT BASIN TOPLANTISI

ERSUN YANAL RÖPORTAJ

DİRK KUYT RÖPORTAJ

VOLKAN DEMİREL RÖPORTAJ

PİERRE WEBO RÖPORTAJ


FBTV MAÇIN ARDINDAN PROGRAMI


MAÇIN YILDIZI VOLKAN DEMİREL

SIK BAKALIM SIK BAKALIM....


GAZETE MANŞETLERİ



Videolar için TRFenerMedya1907 ve fener bahce kullanıcılarına teşekkür ederiz....




Püzant YÜCECAN
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...