21 Ekim 2013 Pazartesi

Fenerbahçem Benim...

HIRS,İNANÇ VE İSTEK...
Emmanuel Emenike'nin Kayseri Erciyesspor maçının 90+5. dakikasında attığı galibiyet golünün ardından yaşanan bu sevinç, arkadaşlık ve dostluk havası belki de bu sezon Fenerbahçemize şampiyonluğu getirecek en büyük silahımız olacak. Hep böyle kalın çocuklar. Siz inanın yeter gerisi gelir...Her zaman dediğimiz gibi;

O FORMA İÇİN BİZ ÖLÜRÜZ, SİZ SAVAŞIN YETER...





Püzant YÜCECAN

TURKISH AIRLINES EUROLEAGUE Normal Sezon 1. Hafta Genel Görünüm (2013)


THY Euroleague Normal Sezon 1. haftası geride kalırken alınan sonuçlar, gruplardaki son durumlar, haftanın en iyi 10 hareketi ve haftanın MVP'si.

GROUP A
Budivelnik Kiev - Fenerbahce Ulker 84-102
JSF Nanterre - CSKA Moscow 59-62
FC Barcelona - Partizan NIS 67-60

Fenerbahce Ulker Istanbul 1-0
FC Barcelona 1-0
CSKA Moscow 1-0
JSF Nanterre 0-1
Partizan NIS Belgrade 0-1
Budivelnik Kiev 0-1

GROUP B
Brose Baskets - Strasbourg 84-70
Anadolu Efes - EA7 E. Armani 87-67
Zalgiris Kaunas - Real Madrid 63-83

Anadolu Efes Istanbul 1-0
Real Madrid 1-0
Brose Baskets Bamberg 1-0
Strasbourg 0-1
EA7 Emporio Armani 0-1
Zalgiris Kaunas 0-1

GROUP C
Montepaschi - Galatasaray Liv. H. 75-84
Stelmet Z. Gora - Bayern Munich 73-94
Olympiacos - Unicaja Malaga 69-61

FC Bayern Munich 1-0
Galatasaray Liv Hospital 1-0
Olympiacos Piraeus 1-0
Unicaja Malaga 0-1
Montepaschi Siena 0-1
Stelmet Zielona Gora 0-1


GROUP D
C. Zvezda Telekom - Lok. Kuban 84-87
Lietuvos Rytas - Panathinaikos 84-83
Laboral Kutxa - Maccabi Electra 84-80

Laboral Kutxa Vitoria 1-0
Lokomotiv Kuban 1-0
Lietuvos Rytas Vilnius 1-0
Panathinaikos Athens 0-1
Crvena Zvezda Telekom 0-1
Maccabi Electra Tel Aviv 0-1


THY Euroleague Normal Sezon 1. Haftanın En İyi 10 Hareketi

THY Euroleague Normal Sezon 1. Haftanın MVP'si: Nikola Mirotic, Real Madrid

THY Euroleague Normal Sezon 1. Hafta Play of the Game: Sloukas to Petway, Olympiacos Piraeus





Püzant YÜCECAN

16 Ekim 2013 Çarşamba

TURKISH AIRLINES EUROLEAGUE Normal Sezon 1. Hafta Programı (16-17-18 Ekim 2013)


16 Ekim Çarşamba
Brose Baskets - Strasbourg 21:00
Montepaschi Siena - Galatasaray Liv. H. 21:30 (NtvSpor Canlı)

17 Ekim Perşembe
Budivelnik Kiev - Fenerbahce Ulker 19:00 (NtvSpor Smart Canlı)
C. Zvezda Telekom - Lok. Kuban 20:00
Anadolu Efes - EA7 E. Armani 21:00 (NtvSpor Smart Canlı)
JSF Nanterre - CSKA Moscow 21:45
Lietuvos Rytas - Panathinaikos 21:45
Laboral Kutxa - Maccabi Electra 21:45 (NtvSpor Canlı)
FC Barcelona - Partizan NIS 22:00 

18 Ekim Cuma
Zalgiris Kaunas - Real Madrid 19:45 (NtvSpor Smart Canlı)
Stelmet Z. Gora - Bayern Munich 20:15
Olympiacos - Unicaja Malaga 21:30 (NtvSpor Canlı)


Weekly Show Euroleague 05.10.13







Püzant YÜCECAN

10 Ekim 2013 Perşembe

İlk Kupa (Fenerbahçe Ülker - Galatasaray Liv Hospital: 64-62)


Yaz bitti sonbahar geldi derken birden karşımıza çıkan kış herkesi allak bullak ederken benim keyfim yerinde açıkçası. Yaz bitti üzerimdeki üşengeçliği attım, artık kahve eşliğinde bol bol bloga yazı yazma ve kitap okuma dönemi başladı. Bir basketbol blogu olarak yola çıksak da zamanla her türlü konuda yazmaya başladık ve blog bugünkü haline geldi ama biz gene özümüze dönelim ve basketbol, ağırlıklı olarak Fenerbahçe Ülker yazmaya başlayalım. Keşke daha çok vaktim olsa da basketbol hakkında daha çok yazı yazabilseydim. Neyse uzun süre aradan sonra güzel bir galibiyet ile yazmaya tekrardan başlayalım.

Fenerbahçemiz ezeli rakibi Galatasaray Liv Hospital'ı dün Samsun Yeni Yaşar Doğu Spor Salonu'nda 64 - 62 yenerek 29. Cumhurbaşkanlığı Kupasını müzesine götürme başarısını gösterdi. Rixos Cup'ta daha çok gençleri izlediğimizden, Türkiye Kupası grup elemelerinde ise benim fazla takip edemediğimden dolayı dün takımı halen eksik olmasına rağmen ilk defa doğru düzgün izleyebilmiş oldum. Hoş dünkü maçta Ömer Onan, İlkan Karaman, Oğuz Savaş, Nemanja Bjelica ve Berk Uğurlu gerek sakatlık gerekse yabancı sınırlamasından dolayı parkede yerlerini alamadılar ki bu da ayrı bir beş yapar:))

Neyse gelelim dünkü maça. Rakip geçen seneni şampiyonu hem de senin ezeli rakibin Galatasaray Liv Hospital. Sen Avrupa Şampiyonasından dolayı neredeyse en fazla 10 gün önce doğru düzgün toparlanmış bir takımsın, rakibin ise senden daha önce hazırlanmaya başlamış, daha oturmuş bir takım. Unutmadan ekleyeyim dünkü Galatasaray için her ne kadar oturmuş takım desek de bizim takım olarak oyuncuların çok fazla bir arada olamamasından dolayı Galatasaray için bunu diyorum. Yoksa Galatasaray sadece bizden önce ve bizden fazla antrenman yapabilmiş ama bence (sakatlıklar düzeldikten sonra) istedikleri sistemi oturtabilirler ise iyi bir takım olma yönünde yürüyebilirler. Bu iki takımın durumundan dolayı dün Fenerbahçe'de en çok beğendiğim olay takımın verdiği mücadele oldu. Herkes parkede iyi veya kötü gerek hücumda gerekse savunmada terinin son damlasına kadar savaştı ve maçı bırakmadı. Özellikle 3. periyotta Galatasaray 48 - 39 öne geçip maçtaki en büyük farka ulaşırken takım geçen seneki gibi moralleri bozup haydi kalk gidelim demeyip maça tutundu ve maçı bu mücadelesi ile kazandı. Özellikle savunmadaki mücadele hücuma göre daha da etkiliydi. Hücum performansımız zaten zamanla daha da çok artar ki orada pek sorun olduğunu düşünmüyorum geçen seneye göre. Geçen seneye göre ise gözle görülür en büyük fark takımın savunma performansı idi. Geçen sene pamuk helva gibi dağılan savunmamız bu sene taş gibi bir savunma olacağının ilk sinyallerini verdi. Özellikle 4. çeyreğin başlaması itibari ile yaptığımız savunmaya denecek söz yok. Peki, bu çeyrekte savunmada neler yaptık?
  1. Galatasaray Liv Hospital 2 kez 24 saniye süresini kullanamadı.
  2. Bir hücumlarında 24 saniyenin dolmasına 4 saniye kala Erceg hücum faul. Diğer bir hücumlarının bitimine 5 saniye kala Bo Erceg'in topuna  girer ve kenardan hücuma başlayan Galatasaray'da Ender acele bir 3'lük kullanır ve kaçırır.
  3. Biri Gordon diğeri de Jawai'den olmak üzere 2 kez hücumda top kaybı.
  4. Galatasaray'ın ilk çembere değen topu dakikada 7. dakikada Arroyo'nun kullandığı ve kaçırdığı 3'lük. Ki köşede Jawai ikili sıkıştırmadan topu dışarı çok iyi çıkardı. Yapamasa idi burada da bir top kaybı içten değildi.
  5. 4. çeyrekte Galatasaray'ın ilk sayısı 06:16 dakikada Jawai'den geldi. Yani 4. çeyrek ilk dört dakika Galatasaray'a potanın yüzünü göstermedik.

Peki, bu dönemde biz hücumda ne yaptık?
İşte asıl sorun burada. Ne kadar iyi savunma yapsak da hücumda pek fazla etkili olamadık. Etkili olamadık diyorum ama burada Galatasaray'ın savunmasından öte hücumda bizim yaptığımız basit top kayıpları daha etkili oldu. Bu çeyreğin başında 2 kere (Zoric - Bojan) yaptığımız hücum fauller ve Bo'nun yaptığı hatalı yürüme ile 3 kez basit top kaybı yaptık. Eğer bu basit top kayıplarını yapmasaydık belki maç daha önceden farklı bir duruma girecekti ama olmadı. Maç bitime 5 dakika kala ise maç bir o tarafa bir bu tarafa gitti geldi ve sonunda kazanan biz olduk. Bu arada son çeyrekte değinmem gereken bir konu da hücumda Emir ile bulduğumuz boş turnike. 59 - 60 önde iken Galatasaray'dan Gordon'un zorlama atışının ardından Emir ile başlayıp biten hücum. Murat Murathanoğlu bu sayıdan sonra "Maçın bu anında böyle boş turnike çok ender görülür" şeklinde yorum yaptı ama pozisyonu tekrardan izlerseniz orada Galatasaray savunmasını çok iyi kitleyen bir Fenerbahçe hücumu göreceksiniz. Emir'in hücuma başlaması sırasında orta sahadan benche dönüp Obradovic'e bakar ve cevabını alır. Koç ve Emir'in göz göze gelmesi ile orada ne tür bir hücum seti çizeceğini Emir anlar ve hücuma başlar. Emir penetreye başladığı an Zoric hemen Gordon'a perdeye gelir bu arada da Melih Arroyo ve Furkan'ı perdeleyince Emir boş kalır ve basit sayıyı bulur. Yani basit bir sayı ama zor ve iyi çalışılmış bir hücum.

Yukarıda dediğim savunma performansı zaten maçı bize kazandıran en önemli etkendi. Hücum performansına baktığımızda zaten Bo 4, Bojan 6 ve hazırlık döneminde yanan Melih 2 sayı ile oynuyor, dış atışın yok denecek kadar az olmasına (denedik ama olmadı) rağmen Galatasaray'a karşı bu maçı kazanmak basketbolda savunmanın ne kadar önemli olduğunun ayrı bir örneği.

Kişisel değerlendirmelere gelecek olursak öncelikle Emir'den başlayalım. Yeteneklerine laf edeni Allah çarpar. Hatta sabah twitterda da yazım bu konu hakkında. Emir'in yeteneklerini hepimiz biliyoruz. Her sene patladı patlayacak diye de bekledik ama olmadı. Olmamasının en büyük sebebi ise bu ender yetenekleri Emir'in kullanmaması, maç seçmesi ve keyfe keder oynaması idi. Bu sezon ise işler aksi yönde değişmek zorunda. Artık Emir bize basketbol zekasını ve yeteneklerini göstermek zorunda yoksa kendi bilir. Bu sefer koç ne Spahija ne de Simone. Benchten kalkamaz.

Kenan Sipahi. Daha 18 yaşında gencecik bir yetenek. Dün gördüğüm kadar ile söyleyeyim özellikle bazı pozisyonlarda Bo'nun yapması gerekenleri Kenan hiç çekinmeden yaptı. Olumlu veya olumsuz sonuçlanması benim için önemli değil. Önemli olan o cesareti gösterebilmesi. Bugün sayı olmaz ise yarın olur. Şutlarını biraz geliştirmesi lazım bu ilk olarak gördüğüm eksiği ki zamanla rahatlıkla geliştirebilir. Tabi onun bu performansındaki en büyük etken koçun böylesi stresli bir maçta O'na güvenip 20 dakika civarı süre vermesi ve Kenan'ın da buna olumlu karşılık vermesi idi. Benim gibi çoğu insanın Kenan'dan çok büyük beklentisi var ki Kenan'ın da bu beklentileri boşa çıkaracağını sanmıyorum. Helal çocuk bu yolda devam.

Dün özellikle savunmadaki performansı ile Bo McCalebb'i geçen seneye göre daha hırslı ve istekli buldum. Hücumda ribaundu almaya çalıştığı pozisyon bu istek ve azmi gösteren en önemli anlardan biriydi.  Fakat yukarıda da dediğim gibi yeri geldiğinde yapması gerekenleri onun yerine 18 yaşındaki Kenan sorumluluk alarak yaptı ki Bo'nun bu takımda bence özellikle de hücumda daha fazla sorumluluk alaması gerek. Ki biraz içeri gömüldünüz mi Bo'yu hücumda savunmak o kadar da zor değil aslında.

Uzunlarımıza bakacak olursak Vidmar kendini iyi geliştirmiş. Özellikle savunmada pota altını karartan bir isim diyemesem de eskiye nazaran çok çok iyi durumda. Hücumda biraz daha çalışması ve kendini geliştirmesi lazım ki iş çalışma, hırs ve isteğe gelince bu konuda Vidmar takımda en güveneceğim isimler arasında gelir. Zoric için ise Avrupa Şampiyonası'nda "Zoric?" derken dünkü maçta gayet iyi bir performans gösterdi. Özellikle yukarıda bahsettiğim son çeyrekte yapılan iyi savunmanın en baştaki isimlerinden biriydi. Ayrıca attığı 12 sayı ile de hücumda da iyi bir performans gösterdi. Umarım Oğuz da Obradovic ile yükselişe geçer de 5 numarada kafamız daha rahat olur.

Tabi bu takımda bir de Kleiza gibi bir adam var ki Avrupa Şampiyonası'nın bence en iyi isimleri arasındaydı. Dünkü maçı 11 sayı ile tamamladı ama takıma alıştıkça bu sayının artacağını hepimiz gayet net biliyoruz. Hücum performansımız dün iyi değildi ama düzelecektir dememin en önemli sebeplerinden biri de bu. Ayrıca bir de daha bu takıma Bjelica'nın katılacağını da unutmayalım.

Kısacası sezon başı böyle bir kupayı özellikle de ezeli rakibine karşı kazanmak takımın morali açısından çok çok önemli. Ha daha Euroleague için hazır mıyız? Hayır. Belli sancılı bir dönem geçirecek miyiz Euroleague'de? Galiba. Ama taş gibi bir takım geliyor. Biraz sabır. Bu arada koç ve oyuncuları bu galibiyetten dolayı yürekten kutlarım. İlk kupamız son olmasın:)) Yolumuz açık olsun...Son olarak İlker kardeşimizin dediği gibi Mutluyum:))




Püzant YÜCECAN



30 Eylül 2013 Pazartesi

Anadilde Eğitim Hakkı...


Yaş olmuş 32 anaokul dahil 12 sene Ermeni okullarında okudum da şu ülkeyi bir bölemedim:))) Şaka bir yana bugün açıklanan sözde demokratikleşme paketinden sonra ana dilde eğitim almanın neden bu kadar korkulduğunu hala anlamış değilim. İnsanların ana dilde eğitim alması sonucu bu kişilerin terörist veya bölücü olacağını sanan insanlarımız var maalesef. Twitterda da yazdım ama orada 140 karakterden dolayı olay bölük pörçük olduğundan burada dilim döndüğünce, klavyem el verdikçe anlatmaya çalışayım.

Yukarıda da dediğim gibi anaokul dahil 12 sene boyunca Ermeni okullarında eğitim gördüm. Anaokul, ilkokul ve ortaokulu Bakırköy'de bulunan Dadyan Ermeni İlköğretim okulunda tamamladıktan sonra lise eğitimimi de Sahakyan Nunyan Ermeni Lisei'nde tamamladım. Öncelikle ilköğretimde bu işler nasıl yürüyor onu anlatayım. İlkokulda (bizim zamanımızda) sadece iki öğretmen vardı. Biri Milli Eğitim Bakanlığının atadığı Türk öğretmenimiz, diğeri ise Ermeni öğretmenimizdi. Türk olan Türkçe, coğrafya ve tarih derslerine girerken, Ermeni olan öğretmenimiz ise Ermenice ve geri kalan derslere girerdi. Ortaokul ve lise dönemlerinde ise haliyle her dersimize ayrı ayrı öğretmenler gelmeye başladı. Öğretmenler değişmesine rağmen Türkçe (Edebiyat) ve milli dersler denilen coğrafya ve tarih derslerine gene milli eğitimin atadığı öğretmenler gelmekte idi. Burada ilkokula göre en büyük fark diğer derslerin nasıl işlendiği idi. Örnek vermek gerekirse ben mesela lise birinci sınıfta matematik dersini Ermenice işlerken, kimya dersini Türkçe işlerdik. Bu tamamen öğretmen Ermeni olsa dahi onun inisiyatifinde olan bir şey idi. Yani öğretmen Ermeni de olsa X dersi Türkçe işleme veya Ermenice işleme hakkına sahipti. 

Bilgilendirmemizi yaptıktan sonra gelelim konumuza. Bugün açıklanan paketten sonra twitterda şöyle bir şey gördüm;

Böyle bir mantık yok arkadaşlar. Ben yukarıda da anlattığım gibi bir eğitim sistemi içinden geliyorum ve sınava da hepiniz gibi girdim, üniversiteyi kazandım ve bitirdim. Yani ana dili Türkçe olmayan ve eğitim yapan bir okulda hiç Türkçe konuşulmuyor, hiç Türkçe ders işlenmiyor diye bir şey yok. Önce bunu bilelim. Ana dili ne olursa olsun Türkçe, coğrafya ve tarih dersleri Türkçe okutulur. Diğer dersler ise öğretmenin inisiyatifine kalmıştır. Ders kitabı Türkçe, verdiği eğitim ise ister kendi X ana dilinde olur isterse Türkçe. Bundan dolayı da X ana dilde eğitim aldı üniversite sınavı sırasında ne yapacak tezini de savunmayın artık çok saçma çünkü. Zamanında Lozan ile Ermenilere ve Rumlara bu hak verilmiştir. Bugün üniversiteye biz nasıl gidiyorsak Kürtler de o şekilde gidebilir ve ben şahsen bunda hiçbir sorun görmüyorum. Bir insan kendi ana dilinde eğitim almış ise bölücü olacak diye de bir şey çok saçmadır. Sen bu adama asıl kendi ana dilinde eğitim vermez isen o zaman bu adam terörizme kucak açar. Ha zaten açıklanan pakette özel okullar diyor. Yani paran varsa böyle bir imkânın var, paran yoksa maalesef aynı sisteme tabisin deniliyor. Ayrıca böyle bir hak tanındı diye siz sanıyor musunuz ki yarın öbür gün her yerde Özel Kürt okulları açılacağını? Benim açıkçası pek umudum yok.

Bir de şöyle bir şey var. Eğer diyorsanız ki adam ana dilinde eğitim aldı bu ülkeyi bölme gibi bir tehdit unsur oluşturuyor o zaman ben de sormak istiyorum bugün bir Fransız, bir Alman, bir İtalyan lisesine giden çocuk vatan haini mi sayılıyor? Ki bildiğim kadarı ile oralarda Türkçe, tarih ve coğrafya dersleri hariç diğer çoğu ders yabancı dil ile yapılıyor. (Lütfen bu okullarda okuyan kardeşilerimiz veya mezun olan dostlarımız yanlış anlamasın)

Bu saydığım nedenlerden dolayı çocukların kendi ana dillerinde eğitim almalarından dolayı bu insanlardan korkmayın. Yaşam hakkı deyip o çocuğa başka bir dilde eğitim aldırmaya dikta ediyorsan ya senin yaşam hakkı dediğin olay benimki ile farklı ya da dürüst değilsin...




Püzant YÜCECAN

20 Eylül 2013 Cuma

Benim İçin Fenerbahçe...


Arma için, forma için 1907'den bugüne kadar ter döken, o forma için savaşan herkese teşekkürler. Aramızdan ayrılanları Allah'tan rahmet diler, geride kalanlara ise uzun ömürler dileriz. Fenerbahçe taraftarı sizi hiçbir zaman unutmayacak.


Tabi ki buraya tüm futbolcularımızı eklemek imkansız. Ayrıca bu kulüpte görev yapan masöründen, yöneticisine kadar herkese de teşekkürler.



Püzant YÜCECAN

3 Eylül 2013 Salı

Fenerbahçe'nin Geleceği...


Maalesef Fenerbahçe taraftarı olarak uzun zamandır bir ümit ile beklediğimiz CAS dan olumsuz sonuç çıktı ve UEFA'nın verdiği iki sene boyunca Avrupa Kupalarından men cezası onandı. Sonuç olarak iki sene Avrupa kupalarında yokuz. Nereden bakarsanız bakın hem maddi hem manevi açıdan Fenerbahçemiz için her ne kadar kötü bir sonuç olsa da bunu olumlu bir duruma çevirmek gene bizim elimizde. İki sene Avrupa yokken yarışacağımız sadece Türkiye Ligi ve Türkiye Kupası kalıyor ki açıkçası Türkiye Kupasını pek önemsemediğimden dolayı bana göre tek kulvarda mücadele edeceğiz.

Peki, bunu nasıl olumlu hale getirebiliriz?

Öncelikle hepimizin de bildiği gibi Fenerbahçe Spor Kulübü önümüzdeki ay olağanüstü kongre'ye gidecek. Bu kongre sonucunda ise kulübün başına gelecek olan başkan ve yönetim kuruluna çok ama çok iş düşüyor. Keşke daha erken yapılsa ve bir an önce neyin ne olduğu açıklığa kavuşsaydı fakat büyük bir olasılıkla teknik detaylardan dolayı kongre ancak en erken Ekim ayında yapılabiliyor. 


Alt Yapı

Futbol takımımızın kadro kalitesine bakıldığında bana göre şu an Spor Toto Süper Lig'i gayet iyi bir şekilde kaldırabilecek durumdayız. Yani bu takım Spor Toto Süper Lig'de her türlü şampiyonluk yarışında yer alır, şampiyon olamazsa bile Avrupa Kuplarına katılma hakkı kazanır ki cezamızı çekebilelim. Bunun yanında bu iki sezon içerisinde gençlere daha çok şans verilmeli. Nedenine gelince. Şu anki kadroda 30 yaş ve üstü toplam 9 oyuncu bulunmaktadır ki bunları çoğu genelde ilk 11'de sahaya çıkan oyuncular. Dirk Kuyt (33), Bruno Alves (31), Joseph Yobo (32), Egemen Korkmaz (30), Selçuk Şahin (32), Cristian Baroni (30), Raul Meireles (30), Emre Belözoğlu (32), Pierre Webo (30). Şimdi bu oyuncularımızın yaşları üzerine iki sene daha koyar isek ortaya nasıl bir takım çıkacak siz düşünüm. Bundan dolayı da özellikle Salih ve Alper'e takımda daha çok şans verilmesi gerektiğine inanıyorum. Bunun yanında Ersun Hoca'nın alt yapı ile biraz daha fazla ilgilenmesi gerektiğini düşünüyorum. Hatta alt yapı oyuncularının bazı maçlarda rotasyona sokulması gerektiğine düşünüyorum. Çünkü Fenerbahçe alt yapısı ile ilgili twitterdan takip ettiğim ve bu konuda çok iyi olduklarına inandığım insanlara göre alt yapımızda cidden yetenekli gençlerimiz var. Tabi ki şu an fiziksel ve mental açıdan belki A takımda oynamaya hazır değiller. Bu hazırlığı da yavaş yavaş, şimdiden yüklemek lazım onlara. Yavaş yavaş yüklemek lazım ki iki sene sonra bu çocuklardan tam olarak A takımımızda faydalanabilelim. Olayı bir örnek ile açıklayalım. Takımımızın sağ beki Gökhan Gönül. Geçirdiği uzun sakatlık sonucu ki artık sakatlık yer etmiş durumda neredeyse, sezon öncesi Galatasaray ile oynanan Süper Kupa maçı, ligin ilk haftasındaki Konya maçlarında sahada değildi. Şampiyonlar Ligi 3. tur öne elemesinde Salzburg ile oynanan her iki maçta da kadroda yer almazken, Arsenal ile oynanan Şampiyonlar Ligi play-off ile maçında ikinci yarı sakat sakat oyuna girdi. Peki, bu maçalarda Gökhan Gönül'ün yerine kimler oynadı? Mehmet Topuz ve Bekir İrtegün ki ikisinin de o bölgenin futbolcuları olmadığını hepimiz biliyoruz. Kısacası şu an takımda Gökhan Gönül'ün alternatifi yok. Gökhan daha 28 yaşında ve şu önümüzdeki iki sene o bölgenin değişmez adamı olur. Peki, iki sene sonra o bölgeye şu an 17 yaşında olan ve iki sene sonra 19 yaşında olacak olan ve herkesin övdüğü Egemen Zengin'i yavaş yavaş hazırlasak ne kaybederiz? Ben demiyorum ki çıkar çocuğu ilk 11 oynat. Zaten böyle bir şey yapılırsa bu onun yararına değil zararına olur. Ama stresi daha az, kazanma durumumuzun daha güçlü olduğu maçlarda en azından son 10-15 dakika yer versek? Hiçbir şey olmazsa maç tecrübesi kazanmaz mı?

Not: Yaş mevzusunda Volkan Demirel'in kaleci olmasından dolayı değerlendirmeye almadım. 

Yabancı Kontenjanı ve Maddi Durum

Bildiğimiz gibi Spor Toto Süper Lig'de bu sezon başlayan 6+0+4 yabancı uygulaması ve seneye bunun 5+0+3 olacağı gerçeğinden yola çıkarak Avrupa'da mücadele etmeyecek olmamızdan dolayı tribüne oturacak yabancı futbolcu olayı şu an bizim için gerçekten ekstra bir durum. Şu anki yönetimin, eğer yok ben seçime gideceğim bu yeni yönetimin işi derse yeni yönetimin Ersun Hoca ile oturup konuşması ve bu sene kadroda daha az düşündüğü yabancı futbolcularımızdan birkaçının elden çıkarılması gerektiğini düşünüyorum. Şu an takımımızda bulunan yabancı futbolculara bakacak olursak bunlar için egoları biraz yüksek futbolcular desek çok da yalan olmaz. Bu adamları tribünde oturttuğunuz zaman ise oynamadığı zaman sıkıntı yapacak adamlar. Mutsuz bir oyuncudan faydalanmak ne kadar doğru? Ayrıca bu işin bir de maddi yani var tabi ki.

Joseph Yobo:  2 milyon
Bruno Alves: 2,5 milyon
Michal Kadlec:  2,1 milyon
Cristian Baroni: 1,8 milyon
Raul Meireles: 2,5 milyon
Samuel Holmen: 1,3 milyon
Moussa Sow: 2,6 milyon
Dirk Kuyt: 2,85 milyon
Pierre Webo: 1,25 milyon
Emmanuel Emenike: 2,4 milyon 

Şimdi buradan en düşük ücretli 4 oyuncuyu seçelim. Pierre Webo, Samuel Holmen, Cristian Baroni ve Joseph Yobo. Bu 4 oyuncunun bize senelik maliyeti 3,8 milyon Euro *2 dediğimizde ise ortaya çıkan rakam 7,6 milyon Euro ki bu rakamın üstüne bir de maç başına aldıkları ücretleri ve bonusları ekleyecek olursak ortaya ortalama 10 milyon Euro lük bir rakam çıkıyor ki bunu Fenerbahçe daha farklı yerlere harcayabilir. En kötü geçenlerde Mert Evgin kardeşimizin twitterda yazdığı gibi futbolculara 10 milyon Euro’yu şampiyonluk primi olarak verirsin ki bak bakalım nasıl oynuyorlar:)

Not: Oyucular düşük ücretten seçilmiştir. Kişisel bir durum yoktur...

Scouting

Diğer aklıma gelen bir konu ise scout ekibi. Maalesef ülkemiz futbol camiası bu konuyu ne profesyonelce hallediyor ne de buna dönük bir çalışması var. Daha eskiler bilirler eskiden futbol kulüplerinin maalesef bunun içinde biz de varız scout mantığı emekli olan futbolcusuna "Ya Ahmet Brezilya'da bir futbolcu varmış git bir izle bakalım" demelerinden ve Ahmet'in o adamı 2-3 maç izlemesinden ibaretti. Günümüz futbolunda ise bu işler artık böyle yürümüyor. Avrupa'da bulunan özellikle büyük kulüplerin scout ekipleri bir adamı daha küçük yaşlarda izlemeye başlıyor. A takımda oynamaya başladığında ise üzerine daha çok düşmeye başlıyorlar. Bakınız Robert Lewandowski. Dortmund scout ekibinin onu izlemeye başladığı 2006 yılında Polonya takımı Znicz Pruszków'da 18 yaşında idi. Ekip onu 4 sene boyunca izledi ve 2010 yılında 4,75 milyon Euro karşılığında Borussia Dortmund'a transfer oldu. Şu anki piyasa değerini yazmaya gerek yok herhalde. Bu tür oyuncular öncelikle futbol açısından oynadıkları takımlarına çok büyük değerler kazandırırken başka takımlara transfer olduklarında da kulüp kasasına iyi para bırakıyorlar. Şimdi biz 2 sene boyunca Avrupa Kupalarında yokken bu işe bir el atsak fena mı olur? Gerçek bir scout ekibinin çalışması nasıldır bilmiyorum ama benim football managerda izlediğim sistem Avrupa, Türkiye ve Güney Amerika olmak üzere üçe ayrılır. Her ekip de en azından 2-3 kişiden oluşur. Fenerbahçemiz de böyle bir yol haritası izlese fena olmaz mı sizce? Özellikle yabancı sınırlamasından dolayı Türk futbolcusunun veya Türk pasaportu olan futbolcunun değeri birden normalin iki katına fırladı. Bu iki sene içerisinde Türkiye'deki alt ligleri talan edecek bir scout ekibi iki sene sonra takıma 2-3 oyuncu kazandırsa fena mı olur? Örnek Alper Potuk. Şu iki sene içerisinde böyle bir oyuncu bulsak 18-20 yaş arası ve takıma kazandırsak ve 7,25 milyon Euro’nun büyük bir çoğunluğu kasamızda kalsa. Ki ortada Salih Uçan gibi bir örnek var iken. Bucaspor'dan 1,55 milyon Euro'ya satın aldığımız Salih'in transfermarket.com sitesine göre şu anki piyasa değeri 3,5 milyon Euro ki bu da aldığın paranın iki katı demek.

Maçlar

Geçen sezon takımımızın gerek UEFA Avrupa Ligi'nde yarı finale kadar gitmesi gerekse Ziraat Türkiye Kupası'nda final oynaması ile tarihinde ilk kez bir sezon içinde 64 maç (34 Lig + 18 Avrupa + 11 ZT Kupası + 1 Süper Kupa) oynayarak bu alandaki rekorunu kırdı. Bugün Avrupa'da mücadele eden takımların bir sezon içinde yaptığı maç sayısına bakacak olursak  64 maç ciddi ciddi Avrupa futbolu için çok ama çok önemli bir rakam. Geçen sezonun Avrupa liglerinde şampiyon olan takımların son 3 sezon oynadıkları maçlara bakacak olursak;


Takım

2012/13

2011/12

2010/11

Barcelona
60
64
62
M.United
54
54
60
Bayern Münih
54
55
48
Juventus
53
43
50
Fenerbahçe
64
45
42


Senelerdir sadece Fenerbahçe için demiyorum tüm Avrupa'da mücadele eden Türk takımlarının özellikle ligde aldığı mağlubiyetlerin ardından en büyük yalanı "Haftada 2-3 maç yapıyoruz" olması idi. Peki Avrupa'nın önde gelen liglerinde mücadele eden takımların oyuncuları ne yapsın? Sen antrenmanını doğru düzgün yap, kondisyonunu hep en üst seviyede tut bak bakalım oynayabiliyor musun oynayamıyor musun? Bu takımlar Avrupa arenasında kupa kazanıyorsa bu maç sayısının çok ama çok büyük etkisi var. Bir de bizde X takımın Avrupa'da maçı var diye lig maçının ertelendiği bir ortamdan söz ediyoruz.

Bugün Barcelona'nın yukarıdaki tabloda da göründüğü gibi son 3 sezon senelik maç ortalaması 62. Belki diğer takımlara göre bu ortalama biraz yüksek kalsa da eğer "Dünya Kulübü" olmak istiyorsak bizim de maç sayımızın ortalama 50 olması gerektiğini düşünüyorum. Geçen sezon 64 maç yapmış bir takımın ondan önceki sezonlarda 45 ve 42 maç yapmış olması bu maç eksikliğinin bizi ne kadar olumsuz etkilediğini açık ve net bir şekilde gördük. Takımın özellikle mücadele düzeyi yüksek lig maçlarında sahada koşmayı bırakın, bazı futbolcuların yürüyecek hali bile yoktu. Buna ek olarak daha önceki sezonlarda çok daha az maç yapmaları ve geçen sezon bunun çok çok üstüne çıkmamızdan dolayı sakatlık problemleri ile de mücadele etmek zorunda kaldık. Şimdi ise 2 sene Avrupa'dan men cezası almış olmamızdan dolayı oynayacağımız maç sayısı yine 40'lara düşecek. Ufak bir hesap yapacak olursak sezon sonu gene Süper Kupa maçı oynadığımızı düşünürsek 34 lig maçı + Ziraat Türkiye Kupasında finale kadar gittiğimizi düşünürsek +10 maç daha toplamda ise 34+10+1=45 maç. Yani 2 sezon öncesine geri döneceğiz. Bu açığı kapamak için de özellikle devre arasında kulübün oynamak için değil de, ciddi ciddi hazırlık maçları ayarlaması lazım. Bunun dışında (mali konulardan bağımsız) eğer kulüp ayarlayabilirse iyi bir sponsor eşliğinde böyle para ödüllü Emirates Cup gibi bir turnuva düzenlesek ve Avrupa'nın 3 iyi düzeyde takımı ile maç yapsak fena olmaz diye düşünüyorum. Ayrıca sezon içinde Avrupa'da mücadele etmeyen takımlar ile özellikle eski doğu bloku takımları veya Balkan liglerindeki takımlar ile maçlar yapıp bu eksiği bir nebze de olsa kapatmamız gerektiğini düşünüyorum. Böylece 2 sezon boyunca 45 maçta kalıp (ki ZT Kupası’nda finale kadar ilerlemen lazım) ardından Avrupa'da gene aynı sorunları yaşamayalım.

Uzun lafın kısası, bu ve buna benzer konular yönetim tarafından oturulur enine boyuna teknik heyet ile tartışılır ve sonuçta 2 sene sonra Spor Toto Süper Ligin tozunu attıracak, Avrupa'da ise iyi yerlere gelecek geleceğin Fenerbahçesi yaratılır. Bir nevi zümrüdü anka kuşu gibi bu kara günleri geride bırakır ve küllerimizden yeniden doğarız.





Püzant YÜCECAN



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...