6 Mart 2012 Salı

Buse Terim Üzerine...



Dün akşam Twitter'da yaşanan malum olay için bir kaç satır bir şeyler yazmak istiyorum. Aslında konuyu pek de fazla uzatmaya gerek yok ama içimde kalacağına burada kalsın. Malumunuz Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim'in kızı Buse Terim (Açıkçası yolda görsem tanımam. Kendisini ancak çocukluk yıllarında bir iki defa ekranda görmüşlüğüm vardır) dün twittera yazdığı "Fener'i Ateş Bastı" cümlesi üzerine başlayan tartışmalar birden bire Fenerbahçe taraftarını birbirine düşürdü. Zaten amaçlanan da buydu ve de başarıya ulaştı. Kimi "bir bayana bu şekilde karşılık verilmez" derken diğer bir grup ise "hak etti" diyordu. Bunu sıradan sizin benim gibi biri yapmış olsaydı büyük bir olasılıkla bu kadar infial yaratmazdı ama söz konusu isim Fatih Terim’in kızı olunca tabi ki olay büyüdü de büyüdü. Öncelikle bir iki kelam Buse Terim için edelim.

Sayın Buse Hanım;

"Siz doğal olarak Galatasaray taraftarı olsanız da şunu unutmayın ki bu ülkede en çok tanınan, bilinen bir ismin evladısınız. Bundan dolayı da toplum içinde konuştuklarınıza, sanal alemde yazdıklarınıza herkesten çok dikkat etmeniz gerekir. Yarın öbür gün siz değil, sizin bu sözlerinizden dolayı babanız zor durumda kalabilir. 
Sizin de gayet iyi bildiğiniz gibi bu iki kulübümüz nasıl her alanda birbirleriyle mücadele ediyorsa aynı şekilde taraftarları da öyle. Bu sene itibariyle malum olaylardan dolayı artan gerginliğe çanak tutmanız ise ayrı bir başarı. Eğer siz taraftar ağzıyla konuşursanız bunun da karşılığını taraftar ağzıyla alırsınız."

Fenerbahçe taraftarına gelecek olursak yukarda da dediğim gibi herkesin düşünceleri farklı. Verilen cevap (yapılan hashtag) kendi görüşümdür bu hoş olmasa da hak ettiğini düşünüyorum. Ha kimse şimdi bana çıkıp "Bir bayana bu şekilde cevap verilir mi" demesin. Eğer bunu bir erkek yapsaydı ve ona böyle bir hashtag yaratılmış olsaydı bu doğru olacak mıydı? Veya şöyle düşünelim. Bunu bir bayana yapmak ayıp ise böyle bir şeyi bir bayanın yapması ayıp değil mi? Ben olsaydım küfür olayına girmeden farklı bir şekilde cevap verirdim ama yazanlara da kimse haksızlık etmesin. Çünkü 3 Temmuzdan beri üzerimizde oynanmayan oyun kalmadı. Fenerbahçemize ve taraftarımıza yapılan hakaret cabası. Bu taraftar Boğaz Köprüsünde coplandı, Çağlayan'da biber gazı yedi, Eskişehir'de stada sokulmadı. Böylesine üzerine oynanan bir takımın taraftarının da haliyle sabrı kalmadı. Açık konuşmak gerekirse bıçak kemiğe dayandı. Yazılanlara bakıyorum herkes Buse Terim'i savunur olmuş en çok da Fenerbahçe taraftarının savunması beni dehşete düşürüyor. Arkadaş bunları yazanı ayıplıyorsun da bunu yazdıranın hiç mi suçu yok??? Ha bir de şu var Buse Terim'e yapılanların taraftarlıkla alakası yokmuş. Hadi canım nasıl yok. Arkadaş bu ülkede tribün kültürü diye bir şey var ben şahsen istemesem de küfür maalesef ki bu kültürün bir gerçeği. Stada gideceksin ana avrat küfür edeceksin sonra bana sanal alemde kahramanlık yapacaksın. Yok öyle güzel dünya. 
Bir de dünkü olayı normal olarak kınayan Galatasaraylı taraftarlar var. Açıkçası bunlar beni daha çok güldürdü. Sen çık stadda herkese küfür et ana bacı tanımadan, kalecimiz Volkanın eşi için pankart hazırla sonra da gel burada bana "Ahlak Bekçiliği" yap. 


Son olarak boş ver büyük Fenerbahçe taraftarı boş ver diyeceğim ama aslında zor bunu demesi de yapması da. Sana yakışan çoluk çocukla muhatap olmadan, efendiliğini koruyarak önüne bakmak. Gereken cevabı zaten futbol takımımız sahada en güzel şekliyle verecektir. 



Püzant YÜCECAN


Turkish Airlines Eurolaegue Top 8 (Final Four Aşkına)


Geçen hafta oynanan Turkish Airlines Eurolaegue Top 16 grup son maçlarının ardından Top 8'e kalan takımlar da belli oldu. Top 16'ya üç takımımızla girerken maalesef haftalar önce havlu atan Anadolu Efes'in ardından önce Fenerbahçe Ülker EA7 Emporio Armani deplasmanında rakibine yenilerek ellerine kadar gelen Top 8 şansını kaçırdı. Ertesi gün ise Pire deplasmanında Galatasaray Medical Park'ın Olympiakos'a yenilmesiyle Top 8'e hiçbir temsilcimiz kalamadı.

Son maçlarının ardından ise Top 8 eşleşmeleri şöyle oluştu:
Playoff ACSKA Moscow vs. Gescrap BB

CSKA Moscow (1E) vs. Gescrap BB (2F)                   
Playoff BMontepaschi Siena vs. Olympiacos

Montepaschi Siena (1F) vs. Olympiacos (2E)                         
Playoff CPanathinaikos vs. Maccabi Electra

Panathinaikos (1G) vs. Maccabi Electra (2H)           
Playoff DFC Barcelona Regal vs. Unics Kazan

Barcelona Regal (1H) vs. Unics (2G)



Top 8 maçları, 20 Mart - 5 Nisan tarihleri arasında oynanacak. 5 maç (2-2-1) formatı üzerinden oynanacak eşleşmelerde, 3 galibiyete ulaşan takım 11 - 13 Mayıs'ta İstanbul Sinan Erdem Spor Salonu'nda düzenlenecek olan Final Four'a katılma hakkı kazanacak. 





Püzant YÜCECAN






5 Mart 2012 Pazartesi

Bu Hafta Neler İzledim#2


Normalde Pazar günleri yazmam gereken bu yazıyı biraz vakit darlığı, az üşengeçlik ve çok iş güçten dolayı ancak bugün yazabiliyorum. Demin saydığım sebeplerden dolayı ayrıca bu hafta sadece üç film yazabileceğim. Umarım beğenirsiniz.

J. Edgar
"Imagine if every citizen in this country were uniquely identifiable by the pattern on their fingers, imagine how quickly we could find them, if they committed a crime."

Öncelikle en son ve açıkçası aralarından en çok beğendiğim film ile başlayalım. "J.Edgar" Clint Eastwood'un kamerası DiCaprio'nun oyunculuğu ile birleşince ortaya iyi bir film çıkmış. Hayatını mesleğine, büroya ve ulusuna adamış bir karakter J. Edgar. Yöntemleri her ne kadar tartışılır olsa da bu gerçeği yatsıyamayız. Eğer Amerikalı olsaydım ve FBI'la gurur duyan bir vatandaş olsaydım herhalde J.Edgar'ın yeri bende ayrı olurdu:) Yaklaşık 48 yıl boyunca Federal Büro'nun başkanlığını yapmış olan J.Edgar (ölene kadar) ayrıca bugünkü FBI'ında temellerini atmış olan isim. 20. yüzyılın en güçlü isimlerinden biri olan Edgar elindeki bu büyük güce rağmen korkuları ve zaafları olan bir isim. Ki filmde bunu annesi Anna Marie Hoover (Judi Dench) ile olan sahnelerinde görmek mümkün. O güçlü adam bir anda annesinin yanında 10 yaşındaki bir çocuğa dönüyor. Ayrıca en yakın arkadaşı (arkadaş demek ne kadar doğru tabi) Clyde Tolson (Armie Hammer) ile olan sahnelerinde ise onun gizli kalmış yanlarını görmek mümkün. Tabi DiCaprio'nun sağlam oyunculuğu ile bunları daha iyi görüyoruz. DiCaprio oyunculuğunun çıtasını her geçen gün üstüne koyarak yükseltiyor. Açıkçası filmi beğenmemin en büyük sebebi de zaten Dicaprio idi. Nerede Titanic'de izlediğimiz velet nerede bu filmdeki DiCaprio.
Ayrıca filmdeki kıyafetler, mekânlar çok iyi seçilmiş olsa da en iyi işi makyaj ekibi çıkarmış diyebiliriz. Karakterlerin yaşlılık halleri çok güzel olmuş ve hiçbir şekilde makyaj sırıtmıyor. Sadece Clyde Tolson karakterinin yaşlılık hali olmamış açıkçası çok belli oluyor.
8 Amerikan başkanı deviren, 48 yıl boyunca Federal Büro başkanlığında kalmayı becerebile J. Edgar'ın nasıl bu görevde bu kadar uzun süre kalabildiğini, politik oyunları, komünistler ve Amerikan gangsterleriyle olan savaşını görmek istiyorsanız kaçırmayın derim. Film biraz ağır tempoda ilerliyor olsa da hiç sıkılmıyorsunuz.




The Tree of Life
"The only way to be happy is to love. Unless you love, your life will flash by."

Açıkçası filmi izlemek ile izlememek arasında çok kaldım. Benim izlediğim tarzda bir olmamasından dolayı başlarda çekincem olsa da filmin sonunda "iyi ki izlemişim" dediğim bir film oldu "The Tree of Life". Filmin ilk 45 dakikası geçtiğinde ya o günün yorgunluğundan dolayı benden ya da filmin ağır temposundan dolayı gözlerim devamlı kapanıp durdu. İlk 45 dakikadan sonra filme ara verip geri kalan kısmını ise ancak ertesi gün izleyebildim. Film de zaten en azından film moduna ilk 45 dakikadan sonra geçiyor. İlk 45 dakikada ise belgesel kıvamında sanki Natioanl Geographicten sağlam bir belgesel izliyormuşsunuz havasına kapılıyorsunuz ki bu sahnelerdeki görsellik ve müzikler için de harika diyebilirim ama insanı biraz da olsa filmden koparıyor.(Kendim için konuşuyorum) Filmin 45. dakikasından sonra ise baba (Brad Pitt), anne  (Jessica Chastain - çok güzel kadın yaaa:))) ve üç çocuktan  oluşan sıradan, orta sınıf diyebileceğimiz bir Amerikan ailesinin yaşamını izlemeye başlıyorsunuz. Yönetmen bu sahnelerde ise aile üzerinden yaşamı, ölümü ve varoluşu çok iyi bir şekilde anlatıyor ki bunu yaparken inanç ve inançsızlık eşiğinde çok güzel geziniyor. Filmde diyaloglar ise çok az. Yanlış hatırlamıyorsam Sean Penn filmde hiç konuşmuyor ama baba "ben konuşmadan da oynarım" diyor. Dediğim gibi filmde görsel ve müzik "olay budur" dedirttirecek nitelikte olmasına rağmen konu biraz ağır ve herkesin (ben de dâhil) aynı entelektüel seviyede olmadığını düşünüyorum. Film izlemenizi tavsiye ederim ama yukarda da dediğim gibi başlarda sizi çok kasabilir hatta kasacak;) ama sonuna kadar izleyin mutlaka.
Not: Filmde Jack rolündeki Hunter McCracken ise gelecek vaat eden çocuk oyuncular arasında. Böylesine zor bir rolün altından gayet iyi kalkmış diyebilirim.
DipNot: Brad Pitt "The Curious Case of Benjamin Button" ile gerçekten gençliğin  formülünü mü keşfetmiş ne:)) Bu adam hiç yaşlanmaz mı:))






The Three Musketeers
"There were four of us, against forty of them".

Gelelim son filmimiz. The Three Musketeers. Alexandre Dumas'ın ünlü eseri Üç Silahşörler'in neredeyse tüm sinema uyarlamalarını izledim diyebilirim.(Çizgi filmleri de dâhil:))) Eğer özellikle Charlie Sheen, Kiefer Sutherland, Chris O'Donnell, Oliver Platt ve Tim Curry'nin oynadığı 93 yapımı "The Three Musketeers"ı veya DiCaprio, Jeremy Irons, John Malkovich, Gérard Depardieu ve Gabriel Byrne'lı "The Man in the Iron Mask"i izlememiş olsaydım çok iyi bir film diyebilirdim bu en son uyarlama için. Film çok mu kötü?? Kesinlikle hayır, tamamen izlenebilir. Boş vaktinizde izleyebileceğiniz keyifli bir film olmuş. Filmin başında Üç Silahşorlar seyirciye tanıtılırken ben biraz Üç Silahşörler'i Marvel'in çizgi romanlarından fırlamış süper kahramanlar gibi gördüm. Kadrosunda Milla Jovovich (Milady de Winter), Luke Evans (Aramis) ve Orlando Bloom (Duke of Buckingham) gibi isimler bulunsa da eski örneklerine kıyasla daha zayıf kalmış film. Özellikle 93 yapımında izlediğim bir kardinal (Tim Curry) vardı ki buradaki kardinal ile karşılaştırmam bile kendilerine haksızlık hatta terbiyesizlik olur. Filmde çok ağır bir şekilde "Karayip Korsanları" havası var ki  aksiyon sahnelerindeki müziği duyduğunuzda bunu rahatlıkla fark edeceksiniz. Özellikle Orlando Bloom'un olduğu sahnelerde gözler Johnny Depp'i arıyor:) Milla Jovovich'e ise söz yok. Canım benim ne güzel de oynamış diyerek kendisine torpil yapacağımız, görsel olarak filmi izleyen erkek seyircileri kendine hayran bırakan isim:)) Filmin sonu ise bize bu filmin ikincisinin de geleceğini anlatır nitelikte. Umarım ilk filmden daha iyi olur ne diyelim. Biraz komedi bol bol aksiyon izlenmeye değer bir film ama izlemezseniz de çok fazla bir şey kaçırdığınızı söyleyemem.






Püzant YÜCECAN





Fenerbahçe Maç Programı (05-11 Mart 2012)


07 Mart Çarşamba 17:00
Fenerbahçe Universal - İBA Kimya Ted Kolejliler 3-0
Burhan Felek Spor Salonu
Aroma Bayanlar Voleybol Ligi
FBTV Canlı

07 Mart Çarşamba 19:30
Ceyhan Bld. - Fenerbahçe 59-70
Antakya Spor Salonu
Spor Toto Türkiye Kupası
SportsTv Canlı

08 Mart Perşembe 20:00 
Fenerbahçe Ülker - Pınar Karşıyaka 102-99
Fenerbahçe Ülker Sport Arena
Beko Basketbol Ligi
LigTv3 Canlı 

09 Mart Cuma 20:00 
MKE Ankaragücü - Fenerbahçe 0-2
Ankara 19 Mayıs Stadyumu
Spor Toto Süper Lig
LigTv Canlı

10 Mart Cumartesi 14:00
Pursaklar V.İhtisas - Fenerbahçe Universal 0-3
Ankara Pursaklar Spor Salonu
Aroma Bayanlar Voleybol Ligi

11 Mart Pazar 13:00
Fenerbahçe Grundig - Belediye Plevne 3-0
Burhan Felek Spor Salonu
Aroma Erkekler Voleybol Ligi
FBTV Canlı

11 Mart Pazar 17:30
Fenerbahçe Ülker - Mersin Bşb. 82-81
Fenerbahçe Ülker Sport Arena
Beko Basketbol Ligi
LigTv3 Canlı 


Not: Bayan Basketbol takımımız Spor Toto Türkiye Kupasında Ceyhan Bld. maçından galip ayrıldığı takdirde Yarı Final'de 09 Mart Cuma  günü 17:15'de Optimum Ted Ankara Kolejliler - Mersin Bşb. maçının galibi ile karşılaşacak. Finale kaldığımız takdirde ise 11 Mart Pazar günü saat 14:00'da final maçı oynayacağız.  


Mersin Bşb. - Fenerbahçe 68-83
Fenerbahçe - Galasataray MP 72-76



Püzant YÜCECAN




2 Mart 2012 Cuma

THY Euroleague Top 16 6. Hafta Genel Görünüm



THY Euroleague Top 16 6. haftası geride kalırken alınan sonuçlar, gruplardaki son durumlar, haftanın en iyi 10 hareketi ve haftanın MVP'si.


GROUP E
Anadolu Efes - CSKA Moscow 65-82
   Olympiacos - GS Medical Park 88-81

*CSKA Moscow 5-1
*Olympiacos Piraeus 3-3
GS Medical Park 3-3
Anadolu Efes 1-5

GROUP F
Unicaja - Gescrap BB 55-59
   Montepaschi Siena - Real Madrid 90-102

*Montepaschi Siena 4-2
*Gescrap BB 4-2
Real Madrid 4-2
Unicaja 0-6

GROUP G
Unics - Panathinaikos 63-68
   EA7 Armani - Fenerbahce Ulker 85-72

*Panathinaikos 4-2
*Unics Kazan 3-3
EA7 Emporio Armani 3-3
Fenerbahce Ulker 2-4

GROUP H
Zalgiris Kaunas - Bennet Cantu 71-77
   FC Barcelona Regal - Maccabi Electra 70-67

*FC Barcelona Regal 6-0
*Maccabi Electra 3-3
Bennet Cantu 3-3
Zalgiris Kaunas 0-6


THY Euroleague Top 16 6. Haftanın En İyi 10 Hareketi

THY Euroleague  Top 16 6. Haftanın  MVP'si: Markoishvili, Bennet Cantu

THY Euroleague  Top 16 6. Hafta Play Of The Game: Spanoulis to Dorsey, Olympiacos



Püzant YÜCECAN


1 Mart 2012 Perşembe

Euroleague Top 16 6. Hafta Bahisleri - 2



Unicaja - Gescrap Bizkaia : 2 / 1.38 55-59
Unicaja - Gescrap Bizkaia Handikap ( 5.5 : 0 ) : 2 / 1.90 55-59
Olympiacos - Galatasaray Handikap ( 0 : 7 ) : 2 / 1.90 88-81 İade
Anadolu Efes - CSKA Moscow Handikap ( 7 : 0 ) : 2 / 1.88 65-82
Montepaschi Siena - Real Madrid : 2 / 2.38 90-102
Anadolu Efes - CSKA Moscow Oyuncu Toplam Sayı: Nenad Krstic üstü 11.5 Sayı 1.75 13 Sayı


Püzant YÜCECAN


Yazıklar Olsun...EA7 Emporio Armani:85 - Fenerbahçe Ülker:72


"Kötü oynadık taraftarımızdan özür diliyoruz, gelecek maç daha iyi olacağız" 
Aaaa pardon ya gelecek maç kalmadı değil mi...

Fenerbahçe Ülker Turkish Airlines Euroleage Top 16 6. haftasında gruptan çıkma şansı kalmamış EA7 Emporio Armani ile Mediolanum Forum'da karşılaştı. Maç öncesi gerçekleşmesini istediğimiz senaryo PAO'nun Unics'i deplasmanda yenmesi ile bizim galibiyetimiz sonucu Top 8'e kalmaktı. PAO solsun görevini yerine getirdi ama Fenerbahçe Ülker  Mediolanum Forum 'dan 85-72 mağlup ayrılınca grup sonuncusu olarak Euroleague'e veda etti.

Yazıya başlamadan önce böylesine iç karartıcı bir yazı yazacağım için öncelikle herkesten özür diliyorum ama şunu da söyleyeyim dün oynadığımız basketbol ile tesadüfen de maçı kazanmış olsaydık bu yazacaklarım inanın değişmeyecekti. Zaten sezon boyunca buralarda (kazanılan maçlar sonrası bile) yazdık, söyledik ama düzelen hiçbir şey olmadı ve gelinen nokta da ortada. Sezon başında Fenerbahçe Ülker hedefinin Final-Four olduğunu açıklarken acaba buna ne kadar inanıyorlardı?? Sezon ortasına geldiğimizde ise taraftardan Ocak en geç Şubat ayına kadar süre istedi teknik heyet. Ocak ayı geldi geçti değişen bir şey olmadı. Dün itibari ile Şubat ayı da geldi geçti ama sen gelmez oldun sen gelmez oldun yarimmmmmm...

"Milano’yu tebrik etmek istiyorum. Çok iyi bir oyun ortaya koydular. Biz buraya üzerimizde çok büyük bir baskı ile geldik. Bu baskının neticesinde de sahanın hiçbir yerinde istediğimiz basketbolu oynayamadık. Rakibimiz ise maçın başından itibaren ne yapacağını bilerek oynadı. Bunun yanı sıra Malik Hairston’un olağandışı performansı da onlara oldukça yardımcı oldu. Bu iki husus, galibiyetlerinin en önemli nedenleriydi”

Hangi baskı hocam?? Bu açıklamayı geçen seneki Valencia maçı sonrası yapsan kabulümdü ama hangi baskı hocam hangi?? Sezonun en önemli maçı. Rakip zaten çoktan havlu atmış durumda üstüne üstlük hafta sonu ligde Montepaschi Siena ile çok önemli bir maça çıkacaklar ve salonda rakip taraftar namına hiçbir şey yok ortada. Hava ve zemin bu kadar müsait ama Fenerbahçe Ülker maalesef Top 8'e kalabileceğine hiç ama hiç inanmamış. Ne hırs var ne istek. Bir maçı kaybedebilirsin, bu sezonun en önemli maçı da olabilir ama bu şekilde maç kaybetmeye hiç kimsenin hakkı yok. Mücadele namına hiçbir şey yoktu dün Fenerbahçe Ülker'de. Zaten yenilen 85 sayı da bunun en önemli göstergesi. EA7 Emporio Armani'nin Top 16'daki maçlarına baktığımızda bizle oynadıkları buradaki maç (63 sayı) ve Unics ile oynadıkları ikinci maç (63 sayı) hariç rakibe 60 sayı bile atamamış takımdan 85 sayı yemek yukarıda da dediğim gibi her şeyi açıklıyor aslında. Geçen seneye baktığımızda Fenerbahçe Ülker'in en büyük karakteri oyun içinde ortaya koyduğu sert ve agresif savunma idi. Yaptığı sert savunma ile ayakta kalan, direnen ve rakibini bezdiren bir takımdı ama maalesef o savunma günden güne eridi gitti ve EA7 Emporio Armani'den 85 sayı yiyecek hale geldi. Kısacası Fenerbahçe'yi Fenerbahçe yapan en önemli özelliğini kaybetti. Dünkü maçta gene 2'li oyunlara bir türlü çözüm bulamadık. Maç boyunca savunmada yapılan hatalara bir türlü engel olamadık. Bunun üstüne bir de Malik Hairston'un pota altını bir dantel gibi işleyişi eklenince sonuç bu oldu. Dün akşam sadece Hairston'dan 27 sayı yedik. Tıpkı geçen hafta Greer'den yediğimiz 33 sayı gibi tıpkı ilk Unics maçında Veremeenko'dan 17 sayı yediğimiz gibi. Bu tür örnekleri bu sene daha da çoğaltabiliriz herhalde. Nasıl olurda bir takım her maçta sadece bir oyuncudan bu kadar sayı yer. Kenardan bunu görebilen ve buna önlem alacak kimse yok mu Allah aşkına. Bu seferde biz "Shame on You" diyoruz.(Anlayan anladı) Dün Hairston'dan yediğimiz sayılara bakın hepsi birebir aynı. Pota altı bomboş olunca adam da içeri penetre edip turnikesini bırakıyor. Geçen haftaki Unics maçında Domercant'tan arka arkaya 3 boş turnike yiyen bir takımdan ne beklenebilir ki.

Savunmada bu kadar tel tel dökülürken o kötü savunmayı toparlayabilecek en azından biraz daha fazla sertlik getirebilecek Vidmar adında bir oyuncunun var ama sen onu koca bir ikinci yarı kenarda unutuyorsun ve sadece 12 dakika oyunda tutuyorsun. Boyalı alan yolgeçen hanına dönmüş ve elinde orayı toparlayabilecek, kendini paralayabilecek hatta geçen haftaki Unics maçının kahramanlarından olan Vidmar var ama nerde var, kenarda var. Bu çocuk sana ne yaptı hocam Allah aşkına. Bu çocuğun suçu ne ya?? Elinde Vidmar gibi bir oyuncu var sen onu şekillendirip daha iyi yapacakken kenarda unuttun her seferinde. Sonrada "bakın Vidmar'ın faul problemi var" diye yutturmaya çalıştın. Yemezler hocam yemezler Vidmar'ın bu faul problemi sorununun en önemli sebebi sensin. Neden mi?? Çocukta özgüven bırakmadın yerle bir ettin. Vidmar'a güvenmedin 12 dakika süre verdin tamam anladık da Gist'e bu güven nereden geliyor hocam. Dünkü maçta Gist toplam 30 dakika süre almış. Sen zaten Gist gibi bir oyuncuya hele ki Euroleague düzeyindeki 30 dakika süre veriyorsan biz o maçı çoktan kaybetmişiz demektir. Bunu öngörmek için basketbol dâhisi olmaya gerek yok. Adam nerede duracağını bilmiyor bir kere. Yardım getirmeyi bir kenara koydum sadece blok yapma hevesi uğruna dün yediğimiz basket fauller ne olacak. Peki, gene bu hevesi yüzünden kaybettiği adamlar?? Kısacası Gist maalesef basketbolun temel kuralları ile takım oyun ile yakından uzaktan alakası yok. Belki biraz ağır biraz da ukalalık olacak ama bu adamda basketbol zekâsı yok maalesef. Bu bağlamda Jerrells'ın suçu neydi?
Vidmar'ı basketboldan soğuttuğun gibi Emir gibi bir yeteneği de soğuttun basketboldan Sayın Spahija. Hala diyorum Obradovic gibi bir koçun elinde şu an çok farklı bir yerlerde olabilirdi Emir ama en büyük dezavantajı Spahija ve beraber oynadığı uzunlar. Takımda akıllı bir uzun yok açıkçası. Çünkü Emir'in yaptığı asistleri dikkatle izleyenler bilir en iyi oyun kurucular o asistleri kolay kolay yapamaz.

Hücumda ise hiçbir oyun seti olmayan, sadece bireysel çabalarla ayakta kalan bir takım olduk. Zaten asist sayılarına baktığımızda bu açıkça belli oluyor. Euroleague'in herhalde asist bakımından açık ara sonuncu takımıyız. Takımın 1. oyun kurucusu Roko Leni Ukic dün yaptığı asist sayısı sadece 1. Şaşırdık mı?? Tabi ki hayır. EA7 Emporio Armani ile oynanan ilk maçta da asist sayısı birdi tıpkı Panathinaikos ile oynanan maçta olduğu gibi. Bu sene en fazla bir maçta yaptığı asist sayısı ise 6 o da Sluc Nancy ile oynanan ilk maçta. Dilimizde tüy bitti ama gene diyoruz. Ukic'i severim, yeteneklerine bir şey diyemem ama bize F4 oynatacak, takımı bir üst düzeye çıkarabilecek winner karakterli bir oyun kurucu değil maalesef. Şunu da diyebilirim ki onun bu kötü performansı sadece kendisini değil insanların Jerrells'ıda suçlu bulmasına sebep oldu. Bir oyun kurucu düşünü ki kafasını öne eğip oyunu kurmaya çalışsın. Bir oyun kurucu düşünün ki hücumda topu eline alsın 24 saniyenin son 6-7 saniyesine kadar topu elinde tutsun sonra zorlama atışlar kullansın. Keşke Unics maçında o son saniye basketini atmasaydın be Ukic. Keşke bizi heveslendirmeseydin.
Dün akşamki maçta sayabildiniz mi 24 saniye süresini kullanamayıp kaç kez top kaybettik veya hatalı yürümelerden dolayı kaybettiğimiz top sayısı kaçtı?? Ben sayamadım valla. Hücumda bu kadar basit hataları Euroleague düzeyine yaparsan kaybedersin, kaybetmeye mahkûm olursun maalesef.

Aslına ne söylesek boş. Scariolo maçı nasıl kazanacağını çok iyi bir şekilde bulmuş. Maç öncesi herhalde Gentile'ye aynen şöyle demiştir. "Mirsad oyuna girdiği an onu sakatlayabilecek şekilde faul yap. Yap ki rakipte yüreğiyle oynayan ve diğer oyuncuları ateşleye adam kalmasın" Zaten Ömer Onan yok bunun üstüne Mirsad da oyun dışında kalınca takımdaki hırs, kazanma inancı da uçup gitmiş oldu. Çünkü diğer oyuncularımızda maalesef kazanma inancı, işler ters giderken ayakta kalabilme özelliği yok.
Maçın aslında kısa özeti de bu. Dün akşam kaybettik ama kazanmak için hiçbir şey yapmadık. Bilmeyen birine izletin dün akşamki maçı ve sorun "Hangi takımın Top 8'e çıkma şansı var" Gelecek cevap belli. Biz sanki her şey bitmiş formalite maçına çıkmışız gibi oynarken EA7 Emporio Armani ise Top 8 için son şansını kullanıyormuş gibiydi. İlk yarıda biraz bir şeyler yapmaya çalışsak da ikinci yarı hemen teslim bayrağını çektik. İşte insana koyan da bu açıkçası. Bu kadar çabuk rakibe teslim olmak, mücadele etmeden kaybetmek inanılır gibi değil. Biraz oyuna asılsak, biraz direnç göstersek rakip zaten teslim olacak ama nerde. Yine Top 8 avuçlarımızın arasından kaydı gitti. Hoş bu oyunla bizim de Top 8'i hakkettiğimiz pek söylenemezdi ama geçen seneki iyi oyunla çıkamazken bu sene Top 8 bizim için bir telafi olacaktı ama olmadı.

Dipnot: 26 yaşındaki Oğuz Savaş'a 36 yaşındaki Mirsad Türkcan'nın oynadığı maçların videolarını izletmek lazım. 



Püzant YÜCECAN

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...