27 Temmuz 2013 Cumartesi

Ersun Yanal, Ben ve Oscar Cardozo Transferi...


Bugün öğlen saatlerinde yanımda duran arkadaşımın bana doğru seslenmesi üzerine ona doğru döndüm ve bir baktım ki karşımda Ersun Hoca. Aslında ilk anda idrak edemesem de sonra birden beynime oksijen gitti ve hemen hocamın yanına gittim. Hocamız Salzburg'a gidiyordu. Önce bir hayırlı olsun nasılsınız iyiyiz, siz nasılsınız muhabbetinin ardından kendisine tabi ki uzun zamandır herkesin merak ettiği Oscar Cardoz'u sordum. Ersun Hoca transferin bittiğini söyleyince "Ne yani bitti mi anlaştık mı?" diye sordum. Kendisi de kafası ile bunu onayladı ama transferin bekletildiğini söyledi. Nedeni ise anladığım kadarı ile hoca aslında başka bir forveti istiyor takımda. Kendisine neden bekletildiğini sorduğumda "Başka bir forvet var görüştüğümüz Oscar'dan daha iyi/yetenekli (tam hatırlayamıyorum) forvet" dedi. Bunun üzerine ben de kim olduğunu sorunca normal olarak cevap vermedi. Peki hocam bu peşinde olduğumuz forvet siyahi mi diye sorduğumda ise gülümsedi. Emenike mi diyen sorduğumda ise tekrardan gülümsedi. Tabi ki bunların hiçbiri bu siyahi futbolcunun Emenike olduğu anlamına gelmez. Ayrıca kendisine stoper transferi yapacak mıyız diye sorduğumda ise "Yapmayacağız" cevabını aldım. Ben de utanmadan gülümseyerek "Yobo ile mi idare edeceksiniz hocam" dedim. Kendisi de bana gülümseyerek karşılık verdi. Ardından kendisini başarı temennilerimiz ile uğurladık. 



Püzant YÜCECAN

22 Temmuz 2013 Pazartesi

Bir Kahramanlık Hikayesi: Rene Vietto (Roi Rene)


Yıl 1934... Avrupa siyasetinin en aktif olduğu dönemler. Nazi lideri Adolf Hitler Almanya'da, İtalyan faşist lider Mussolini ise İtalya'da gittikçe daha çok güçleniyorlardı. Fransa'da ise hükümet "Stavisky Affair" adı ile anılan ekonomik ve siyasal bir skandal ile sallanıyordu. Politik durumlardan dolayı iç karartıcı bir halde olmasına rağmen Fransa'da Tur için tüm hazırlıklar tamamlanmıştı. Böylece Tour de France insanların siyasi sorunlardan uzaklaşması ve onlara gerekli olan morali veren en büyük etken olmuştu.

Fransa güçlü bir takım kurmuştu. Takımın liderleri olarak önceki senelerde Turda şampiyon olan isimler Georges Speicher ve Antonin Magne seçilmişti. Seçici kurul tarafından 20 yaşındaki çaylak Rene Vietto'nun güçlü Fransız takımına seçilmesi ise ortaya küçük bir tartışma çıkarmıştı. Sebebi ise Vietto'nun daha önceleri sadece küçük bölgesel yarışlar kazanmış olması ve Tour de France için yeterince deneyimli olmamasıydı. Vietto'nun ilk etabı 11 dakika geride tamamlaması ile de eleştiriler doruk noktasına çıktı. Bu noktadan sonra ise "Roi Rene" (Kral Rene) efsanesi başladı.

İlk etap bir sene öncesinin şampiyonu Georges Speicher tarafından kazanılmış ve şampiyon kaldığı yerden tekrardan sarı mayoyu giymişti. Turun ikinci etabında ise Antonin Magne iyi bir performans gösterip kendine yetecek olan zamanı da elde edince takım arkadaşı Georges Speicher'dan sarı mayoyu devir aldı. Bundan sonraki etaplarda da Fransız takımı başarılı sonuçlar alarak hem turu hem de sarı mayoyu kontrol ediyorlardı. Fakat Paris'e giden yol o kadar kolay olmayacaktı.

Genç tırmanışçı Vietto'nun ise ilk etabı 44. sırada bitirmesi ile O'nun hakkında olan tartışmalar gene alevlenmişti. Fakat Vietto'nun asıl iyi olduğu yer Alpler idi. Digne'de 9. etabı kazanmış üstüne üstlük Col d'Allos ve Col de Vars tırmanışlarını da kazanmıştı.  Böylece Vietto kötü bir başlangıç yaptığı turda genel sıralamada üçüncü sıraya kadar yükselmişti. Bu arada tur Vietto'nun doğduğu yer olan Cannes'a gelmişti. Evine giden yolda yani Nice ile Cannes arasındaki 11. etabı da kazanmıştı Vietto. Genç Vietto'nun bu çıkışının farkına varan Fransızlar onu takip etmeye ve desteklemeye başlamışlardı.

Turun bundan sonraki yarışı ise Pirene Dağları etabı (15. etap) idi. Vietto ve Magne ana grubu Col du Puymorens zirvesine kadar iyi kontrol etmişti. Vietto tırmanış içinde birinci idi. Takım kaptanı Magne ise İtalyan bisikletçi Giuseppe Martano ile Vietto'nun arkasından geliyordu. Zirveden aşağı inilirken Magne bir çukura çarpar ve ön lastiği patlar. İşte tam da bu noktada efsanenin ilk adımları atılır. Yarışın başında herkesin eleştirdiği daha sonra ise desteklemeye başladığı genç 20 yaşındaki Vietto gelir ve takım ruhuna aşırı bağlı olup inandığı için kendi lastiğini takım kaptanı Magne'ye verir. Çaresiz Vietto takım desteği için bekler iken artık etabı birinci bitirme şansını tamamen yitirmiştir. Magne ise lastiğini değiştirdikten sonra hızlı bir şekilde öndeki gruba katılır. Takım desteği geldikten sonra Vietto yarışa kaldığı yerden devam eder. Ax-les-Thermes bitişine ulaştığında ise genel sıralamada 5 dakika kaybetmiştir fakat takım liderinin sarı mayosunu korumayı başarmamıştır. O bisikletinin ön lastiği olmadan beklerken bir fotoğrafçı onu ağlarken görüntülemiştir. Ertesi gün gazeteler bu fotoğrafı yayınlayıp başlıklarını çoktan atmıştı. "Roi Rene" (Kral Rene)


Yayınlanan haberin ardından Vietto'nun Fransız halkı arasında popülaritesi daha da çok artmıştı ve efsane daha da büyümeye kararlı idi. Turun 16. etabı olan Ax-les-Thermes - Lunchon arasındaki tırmanış etabında gene şansızlık Magne'nin peşini bırakmadı. (Artık bu Magne'nin mi yoksa Vietto'nun mu siz karar verin) Vietto günün ilk tırmanışı olan Col de Port'u birinci tamamlamış ve Porte d'Aspet tırmanışını da kazanmak üzereydi. Bu arada Magne, Porte d'Aspet'e gelirken gene ikinci sırada bulunan Martano'yu takip etmektedir ve bu sefer de takip sırasında Magne bir taşa çarpar ve arka lastiğini patlatır. Vietto ise önde olduğu için Magne'nin ona kısa sürede katılacağını düşünmektedir. Fakat Magne yerine yanında takım destek aracını görür. Tabi bu kulaklıklı telsizlerin keşfedilmesinden yarım yüzyıl önceydi:) Takım aracı Vietto'nun yanına geldiğinde Magne'nin bir kaza geçirdiğini ve çevresinde hiçbir takım arkadaşı olmadığını söyler. Vietto bu sefer de kendini feda ederek dağı tekrar gerisin geriye tırmanmaya başlar. Magne'nin yanına geldiğinde ise ona bisikletini verir. Magne yola devam edip takım arkadaşı Lapébie'a yanına gelir ki gelen emir ile Magne'yi beklenmesi söylenmiştir. İkisi birlikte önde olan Martano'yu yakalarlar. Bu sırada Vietto ise yeni bisikletini beklemektedir. Etap birincisi olacak olan Adriano Vignoli (ITA) çoktan aradaki farkı açmıştır fakat Magne ve Lapébie, Giuseppe Martano'yu (ITA) yakalarlar. Magne etabı üçüncü olarak bitirirken Lapébie ise ikinci olarak bitirmiştir. Genç Vietto ise yarışı Vignoli'nin sekiz, takım arkadaşları Magne ve Lapébie'dan ise dört dakika sonra tamamlayabilmiştir. Etap sonunda Vietto'nun yaptığı bu fedakârlık sonucunda takım lideri Magne genel sıralamadaki birinciliğini Martano'nun 2 dakika 57 saniye önünde korumayı başarır.

Daha turun başında herkesi yetersiz gördüğü, eleştirilerin odak noktası olan Genç Vietto 1934 yılında düzenlenen turda Beyaz Mayoyu kazanarak dağların kralı olmuştur. Dağların Kralı olmasının yanı sıra takımı için yaptığı fedakârlıklar ile Fransız halkının ve bisiklet severlerin gönlünde ayrı bir yere sahip olmuştur.

O seneki turu Antonin Magne en yakın rakibi Giuseppe Martano'nun (ITA) 27 dakika 31 saniye önünde tamamlayarak şampiyon olur. Fakat o gün bugündür bisiklet severlerin sorduğu bir soru vardır "Ya bu iki etabı Vietto kazanmış olsa idi??":))

Üstadın önünde saygıyla eğiliyoruz...


1934 Tour de France Complete Final General Classification
1
France
147h 13' 58"
2
Italy
+27' 31"
3
France
+52' 15"
4
Individual
+57' 40"
5
France
+59' 02"
6
Individual
+1h 12' 02"
7
Germany
+1h 12' 51"
8
Individual
+1h 20' 56"
9
Switzerland/Spain
+1h 29' 02"
10
Switzerland/Spain
+1h 40' 39"

Best Climber Category
1
France
111
2
Switzerland/Spain
93 or 95
3
Italy
78



Not: Hikaye ve genel bilgiler www.cyclingrevealed.com adresinden alınmıştır. Bazı yerler bire bir çeviridir.


Püzant YÜCECAN


14 Temmuz 2013 Pazar

Geçmiş Zaman Olur Ki (Futbol)


80'lerin sonu, 90'ların başı genç Olaf Thon'un Almanya'nın Schalke takımında yıldızı parlamaya başlar. Bir iki sene içerisinde öldürücü paslar ve frikik golleri ile tüm dikkatleri üzerine çekmiştir. Tabi Alman futbol devi Bayern Münih boş durmaz ve hatırı sayılır bir tutar ile Olaf Bayen Münih'e transfer olur.

Olaf, Bayern ile ilk antrenmanına çıkar. Bugünün başkanı o dönemin takım menajeri Uli Hoeness her zamanki gibi idmanı izlemeye gelir. İdmanı izlemeye gelen Hoeness'in otoparkta daha önce görmediği kıpkırmızı bir Porsche gözüne çarpar. Sorup soruşturur ve Porsche'nin yirmili yaşlarının başında olan yeni transfer Olaf Thon'a ait olduğunu öğrenir.

Hemen daha önce yapmadığı bir şey yapar ve idman esnasında sahaya girer. Dönemin Bayern Münih teknik direktörü diğer bir futbol efsanesi Udo Lattek'in kulağına bir şeyler söyler. Bunun üzerine Lattek, Thon'u yanına çağırır ve Hoeness'in kendisi ile bir tura çıkmak istediğini söyler.

Önce afallayan ama itiraz etmeyen Olaf duşunu alır ve Hoeness ile beraber Porsche'ye binerler ama direksiyona Hoeness geçer. Hoeness Porsche'yi hangi bayiden aldığını sorar ve ardından havadan sudan bahsetmeye başlar. Hoeness ile sohbet etmeye başlayan Olaf birden kendini Porsche'sini aldığı bayide bulur. Bayii sahibi ise Hoeness'in bir dostudur. Kısa bir sohbetten sonra arabayı iade eder ve Thon'u alıp bir taksiye binerler. Hoeness şoföre en yakın Opel bayisine çekmesini söyler. Tüm bu yaşadıkları karşısında Thon kilitlenip kalır.

Sonunda Opel bayisine varırlar. Sıcak bir karşılamanın ardından Hoeness bir Corsa beğenir ve Thon'a hediye ettikten sonra şunu söyler;

"Bayern Münih'e transfer olman seni iyi bir futbolcu yapmaz. Senin iyi bir futbolcu olduğuna taraftar karar verir ve gene aynı taraftar senin Porsche'ye binip binemeyeceğin hakkında da karar verir. Burada Porsche bayiden değil, taraftardan alınır. O güne kadar da Corsa'ya binersin!!!"

Böylece Thon kısa zaman içerisinde Alman ve dünya futbol efsaneleri arasında yerini almış ve en mütevazi oyunculardan biri olarak anılmıştır. 



Not: Bu anıyı benle paylaşan sevgili Ozan Barış NAÇ'a teşekkürler...




Püzant YÜCECAN





10 Temmuz 2013 Çarşamba

10 Temmuz, Unutmadık! Unutmayacağız!!!

#önceyaylayasonracaddeye from evren topaloglu on YouTube

10 Temmuz 2011
FENERBAHÇE taraftarına karşı emniyet müdürü tarafından polislere
"Gerekirse mermi kullanabilirsiniz!"
denildi!


10 Temmuz, Unutmadık! Unutmayacağız!




Püzant YÜCECAN

9 Temmuz 2013 Salı

My Name Is Obradovic - 2 (Yorumlar ve Blog Yazıları)


O öyle bir isim ki daha gelmeden dedikodusu bile basketbolu seven insanları heyecanlandırmaya yeter iken O geldi imzayı attı ve şimdi herkes heyecan içinde yeni sezonun başlamasını bekliyor. Evet, bahsettiğimiz isim Avrupa'nın bugün en büyük koçlarının başında gelen Zeljko Obradovic.

Peki, basketbol blogları efsanevi koç için neler yazdılar ve düşünceleri neler?? Ayrıca basketbola gönül vermiş taraflı tarafsız dostlarımıza da Obradovic ve Fenerbahçe hakkında neler düşündüklerini sorduk sağ olsunlar bizi de kırmayıp cevapladılar. Şimdiden herkese keyifli okumalar...

Öncelikle 2012 yılına ait Çağrı Turhan imzalı bu yazıyı okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Koç ile ilgili belki de görüp görebileceğiniz en iyi blog yazısı diyebilirim. http://www.yazihaneden.com/2012/06/zeljko/


Basketbol, Fenerbahçe ve blog dediğimizde belki de aklımıza gelecek ilk isim sevgili kardeşimiz İlker Üçer nami diğer Marko. Koçun gelişini ve bundan sonrasını etap etap yazmış. Bu arada tekrardan Allah bir yastıkta kocatsın diyoruz kendisine:)) http://markonunyeri.blogspot.com/2013/07/yeni-donem-zeljko-obradovic.html


Twitter'dan tanıdığım hayatı basketbol olan diğer bir insan Erdenay Güler. Sağlam bir Fenerbahçeli olmasının yanı sıra büyük de bir Panathinaikos taraftarı ve Obradovic hayranıdır. Herhalde ondan daha fazla sevinen yoktur koçun Fenerabahçe'nin başına gelmesine:)) Yarı Saha ekibinden Erdenay Güler detaylı çok güzel bir yazı yazmış. Ellerine sağlık...http://www.yarisaha.com/zeljko-obradovic/


Normalde çok fazla basketbol yazmaz. Onun asıl işi futbol. Bu konuda da üstüne çok da insan tanımam ama koçun gelişi onu da heyecanlandırmış olacak ki Uğur kardeşimiz de koç ile ilgili güzel bri yazı kaleme almış...Onun da ellerine sağlık diyip yazıyı http://mukarayilmaz.blogspot.com/2013/07/obradovic-ne-vaat-ediyor.html buradan okuyabilirsiniz...

------------------------------------

Diğer okumanızı tavsiye edeceğim blog yazıları ise;

İnside Basketball blog sahibi Özcan YÜKSEL kardeşimizden değişik bir açıdan Obradovic yazısı...

Fenerbahçe Erkek Basketbol Blogu'ndan Efsane Mrsiç kaleme almış... 
Zeljko Obradoviç Fenerbahçe Ülker'de !!!!! - basketfener.blogspot.com/2013/07/zeljko-obradovic-fenerbahce-ulkerde.html

------------------------------------
Şimdi gelelim taraflı tarafsız, yerli yabancı tüm dostlar Obradovic transferi hakkında neler düşünüyor. (Alfabetik olarak sıralanmıştır)


Anıl AKSAÇ – SalsaBasket Kurucusu – ajansspor.com / misli.com basketbol yazarı - twitter.com/anilaksac
Başka bir adam.. Bambaşka..

Sadece Avrupa'nın değil, bu gezegenin en iyi koçlarından biri...

İnsanın hayatında yaşadığı travmatik tecrübeler bazen çok daha iyi bir geleceğin hazırlayıcısı olur onlar adına. Zaten 'Tecrübe; Yapılan hataların bileşkesidir' sözü de buradan çıkmıştır. Obradovic'in gayet iyi olan oyunculuk kariyeri, arabasıyla giderken çarptığı bir yayanın ölümünün ardından hapis yatması ile sona erdi. Ancak bu son muazzam bir sürecin başlangıcı oldu. Ve Tanrı, koç olan Obradovic'i yarattı.

Şu ana kadar çalıştırdığı 5 takımın 4'üyle (hem de bu kulüplerindeki ilk senelerinde) Euroleague şampiyonluğu yaşayan, toplamda bu başarıyı 8 kez tadıp gerçek bir rekortmen olan Obradovic, şimdi bu ülke basketboluna bir şeyler katabilmek adına bu ülke topraklarının üzerinde. Bence tüm basketbol severlerin sırtlarını arkaya yaslama ve bu keyfi sürme vakti.

Fenerbahçe Ülker için Pianigiani transferinin ardından da önemli beklentiler oluşmuştu ama Pianigiani'nin bırakın İtalya'yı, Siena'nın dışında başka bir yerde çalışmamış olmasının ona bazı sıkıntılar yaşatacağını öngörmek çok da zor değildi. Obradovic'ten Pianigiani vakasına benzer bir şeyler bekleyen varsa, gitsin hemen yüzünü yıkasın. Durumu şöyle özetleyeyim; Fenerbahçe taraftarı tam da kendi karakterine uygun bir koçla baş başa artık. Artık bundan sonra şapkayı önüne alıp düşünme sırası, yıllardır sezon içinde yaya yaya aktif dinlenme yapan oyuncularda. O devir bitti beyler, hadi sıkıysa şimdi de yapın.


Zeljko Obradovic'i Panathinaikos hanedanlığını kurarken dibimiz düşerek izlemişizdir. Böyle egemenlik kurabilen bir güç merkezinin, öyle veya böyle ülke topraklarına ayak basması şimdilik hala uyanmak istenmeyen güzel bir rüya. Kaseti biraz ileri sarıp, olasılıklar üzerinden biraz daha realist düzene geçmek gerekirse; kulübün son üç sezonda Neven Spahija ve Simone Pianigiani gibi Avrupa'da belli bir seviyede saygı gören iki koçu giyotine gönderdiğini düşündüğümüzde bunun hoş bir repütasyon getirmediğini kabul etmek gerek. Nitekim gerek bu olaylar sırasında takımda olan yerli kadrosunun büyük kısmıyla yolların ayrılması, gerekse daha önemli konu olarak başını yemenin biraz zor olduğu bir Obradovic... Koçun "winner" karakterini pek tabii göz önünde bulundurarak; kendisine hazırlanacak çalışma ortamı, seyirci ilgisini geçen sezonun ardından tekrar kabul edilebilir bir seviyeye getirmek için gerekecek süre, çıkmak istenilebilecek mevcut oyuncu kontratları gibi bir araba etmeni de hesaba katmak gerektiğine inanıyorum. Bahsettiğim faktörlerin belli bir kısmı dahi sağlandığında koçun sihrinden görmemiz mümkün olacak.

Dipnot: Geçtiğimiz sezonlarda Banvit-Fenerbahçe karşılaşmaları elbette çeşitli ve görece mühim anlamlar ifade etmişti ama bu sezon çok başka bir şey vaat ediyor. Açık ara en çok heyecan duyduğum lig maçı, şimdiden.

İsmi bizimle anılmaya başladığı andan imza öncesine kadar gelmesine ihtimal dahi vermediğim bu büyük basketbol adamını birkaç gün önce canlı gözler ile arenada bizim atkımız ile imza atarken görmek inanılmaz bir duygu. Bu şubenin düzelmesi için gerekli olan iki koçtan birsini daha yakından görüp onun bizim ile ilgili fikir ve projelerini dinleyip gördükçe duyduğum heyecan iki katına çıktı. Bu şube ayağa kalkacak ise ve bizim de hep hayalini kurduğumuz basketbol kültürü , sistemi olacak ise bunu yapacak koç Obradovic dir.

Ne yazık ki bu şube birçok hocanın kariyerinde dip yaşadığı bir çöplük haline geldi. Öğütücü gibiyiz ama Obradovic karizması ile bu şubenin kendisini öğütmesine izin vermeyecektir. Şimdiden plan ve program yaptığını, geçmiş maçları, genç oyuncuları ve milli takımdaki oyuncuları izlediğini bilmek inanılmaz heyecan verici bir durum. Açıkçası sabırsızlıkla ilk antrenmanı bekliyorumJ Geçen sene yaşadığımız takım kurulurken yapılan kurgu hatasını bu sene olmayacağına inanıyorum. Basketbol şubesindeki güzel günler bizim olacak.

Koçun en büyük avantajı kendisine duyulan o büyük güven. Hani hoca oyuncuları dövsün, pestilini çıkartsın diyen yüzlerce taraftar var. Bu sinerji mutlaka disiplinli bir takım ortaya çıkartacaktır. 

David PİCK – Senior correspondent at @ONE_CO_IL & eurobasket.com Contributor to
After a disgraceful performance in their 2012/13 Euroleague campaign, it seems like the arrival of coaching sensation Zlijko Obradovic in Fenerbahce is the only thing that could resurrect the team's image and play.

Obradovic will lure a handful of the top players in Europe, who beforehand were skeptic about joining the organization.


After sitting out an entire season, Obradovic, a Serbian basketball fanatic, is hungry to repeat his Euro-success and with the financial means of the organization I can foresee the future, Fenerbahce are in for a wild ride.


Dimitrios Tsesmelis - Panathinaikos proud fan, euroleague's freak - twitter.com/Tsesmelios

The Zeljko era has officially begun at FB. As all powerhouses kept their Head coaches (except Olympia Milano who hired Banchi) the only choice for him was FB. FB offers all the conditions that Zeljko desires :
  • Big organization with millions of fans.
  • Motivation to be champion.
  • Almost unlimited budget.
What you should except from Zeljko.
It is sure that matters that have to do with discipline will be eliminated. Z is a very tough coach that gains respect from all the players. The workouts will be very hard and the team will adapt  to a specific mentality
Offense: Generally low-tempo basketball. His teams have an excellent spacing. Z likes to set up PnR, especially from the middle. Due to this fact you should expect lineups with 2 or 3 Guards that can set up PnR. This scheme (3 guards with V-Span, Saras, 3D) was his favorite at Panathinaikos but it was easy for him to adjust it due to the multi-talented Dimitris Diamantidis. He likes PF who are good 3pt shooter and Centers who are capable to finish PnR.
IMO Post game is not his favorite and he adjusts it only in special occasions. The players who had good post game was Rebraca, Batiste, Pekovic, Tsartsaris and Perperoglou. Extend use of post game who had only with Batiste and Pekovic
Defense :Z likes players who switch at screens at defense. You should expect to see Centers going out to guard PG and PG guard Centers.
FB roster: In the current roster of FB players that could be characterized as “HIS” players is Emir, Karaman, Bogdanovic (if he stays) and Sato. Probably he will keep one of Peker, Savas and one of Hermis and Onan. I would bet on Peker and Hermis.
The main issue for him is that Turkish Guards are not very talented at the moment and he counts his game a lot on them.
Ege ÖZIŞIK - Fenerbahçe TV-Radyo-Dergi - twitter.com/egeozisikk
Doğduğum yıl Partizan ile Euroleague’i kaldırmış, aktif olarak çalışan efsane bir coach hakkında konuşurken dikkatli olmalısınız, üstelik Euroleague resmi sitesi kendisi için ‘’the winningest coach’’ nitelendirmesini kullanmışsa. Türk takımlarının Yunan devlerinin gerisinde kaldığı yakın geçmişte basketbolla taparcasına ilgilenirken, PAO-OLY rekabetinde daima yoncaları desteklemişimdir. Bu sempatimin süregelmesinde rol-model oyuncum İbrahim Kutluay’ın Atina’daki başarılı dönemleri büyük rol oynar. Euroleague’i kazanan ilk Türk basketbolcu olma şerefine Zeljko’nun sisteminde önemli bir parça olarak erişmişti İbrahim ağabey. Yıllar geçti, Panathinaikos’ta farklı oyuncuların başarılı-başarısız dönemleri oldu.
Başarısız dönemlerinde dahi savaşan, basketbola dair kutsal yaklaşımından ödün vermeyen Panathinakos’ta bu devrimin öncüsü Zeljko Obradovic’ti ve hiç su götürmez ki Avrupa Basketbolu’nun yakın geçmişinde kazandığı kupalar ve duruşuyla en önemli liderler arasına ismini kazıdı.
Teknik anlamda bir yorum yapmayı çok doğru bulmuyorum, zira basketbol için kafa patlatan, ileride mesleki anlamda basketbola hizmet etmek isteyen biri olarak Zeljko benim için derslerine girdiğim bir profesör. Hangi dersler mi bunlar ? Fibaeurope seminerlerinde pick and roll ile ilgili verdiği eğitimlerden veya 10 küsür yıllık Panathinaikos geçmişinde onun yönettiği her maçtan kesitler, ders çıkarmak için yeterli.
Kendimi şanslı hissediyorum. 22 yaşıma bastığımda tuttuğum takımın head-coach’u Zeljko Obradovic oldu. Bakalım bize neler gösterecek. Daima ondan bir şeyler öğrenmek için yaptığı her hareketi adım adım izleyen biri olarak, şimdi ona en yakından tanıklık etme fırsatım olacak.  
Son olarak, doymuşluk derecesi yüksek bir antrenörün Türkiye’deki macerası daima korkutur derler, bunu aklımdan geçirmiyorum bile. Eğer 10 küsur yıllık Panathinaikos dönemi yakından incelenirse insanlar Zeljko’nun karakterini ve parkede niçin olduğunu rahatlıkla anlarlar.



"Obradovic is the best coach in Europe over the last decade and for Fenerbahce this could be the real resurrection after difficult years in TBL and Euroleague.

For sure, Obradovic is the last chance for Fenerbahce to enter in the elite of European basketball. But with Obradovic it will be very difficult to fail because he is the best. I am very curious to see what type of roster he will build and who is going to leave Fenerbahce with his arrival. I expect a bright future for Fenerbahce in both TBL and Euroleague"



Ferhat Yeşiltaş - bjkbasket.org – mixbasket.org yazar - twitter.com/NeoRock06
Zeljko Obradovic, hiç kuşkusuz Avrupa basketbolunda coaching olarak zirve noktasındaki iki isimden birisi. Nitekim kendisine yöneltilen "basketbolun Mourinho'su" yorumlarına kendine has cevaplarından birini vererek, Obradovic isminin ne büyük bir marka olduğunu (pek mütevazı olmasına gerek yok bu konuda) söyledi basın toplantısında. Ve böylesine büyük bir antrenörü artık Fenerbahçe Ülker'in başında izleyeceğiz. 

Obradovic, isim olarak taraflı tarafsız herkesin ilgisini çekecektir. Tıpkı Beşiktaş'ın Deron Williams transferindeki gibi kendine özel bir seyircisi de olacaktır çoğu maçta. Son yıllarda hep bir arayış içinde olan ve bir türlü yatırım/kazanım dengesini tutturamayan Sarı-Lacivertliler için de büyük bir şans. Kim ne derse desin, Fenerbahçe Ülker artık ligde her maçta +10 sayı coaching avantajıyla çıkacak. Gerisi de oyuncuların onun isteklerine verecekleri reaksiyona kalmış artık. Ama asıl kilit nokta Euroleague'de ne olacağı. Çünkü artık beklenen Final-Four için şartlar oluşmaya başladı ve bunu da Obradovic'ten başka kim gerçekleştirebilir ki? İlk sene olmasa da ikinci senede, eğer doğru yapılanma gerçekleşirse, Fenerbahçe Ülker'in Euroleague'de de bir Final-Four görebileceğini tahmin ediyorum.

Nedim VAROL - Kartal Basket Maç Yazarı kartalbasket.org twitter.com/Nedim_Varol
Obradovic başarıda sınırın olmadığını gösteren bir koçtur. Zaten kariyerindeki eşsiz başarıları ve kazandığı kupa sayısını anlatmaya gerek yok. Şahsen bir Beşiktaş taraftarı olarak rakip bile olsa onu görmek mutluluk verici. Son yıllarda özellikle Fenerbahçe'nin elit seviyede oyunculardan alamadığı verim düşünülünce burada antitez işlevi göreceğini düşünüyorum. Çünkü Obradovic gerçekten elindeki en işlevsiz oyuncudan bile sonuna kadar verim alan bir koçtur. Etkileyici yanı sadece bununla kalır gibi değil. Mesela kafasında milyon tane set vardır. Son günlerde internet ortamında gördüğüm Bo ikili oyunları oynamadığından ona soğuk görüşünü açıkçası pek doğru bulmuyorum. 

Sonuçta onu diğer setlerin içinde en aktif hale getirirken elde bu işin ustalarından olan Emir ve Barışı fazlasıyla geliştireceğinden şüphem yok.  Genel bir klişe vardır ilk sezondan final four hedefleri koymak yanlıştır diye genel olarak doğrudur ama koçunuz Obradovic ise hedefiniz de büyüktür ve şaşırtıcı olmaz.

"Fenerbahce had to do something to save their reputation, not to mention the millions of Euros already spent and wasted, and they couldn't have made a better choice than the number one coach in European basketball. But before the fans at Ulker Arena get too excited, there is much work to be done, and not much time for Zoc to do it. Bo McCalebb, once Europe's most prized asset, needs to rediscover his mojo, but his all-attack style isn't an easy fit with Obradovic's deliberate offense.

Getting the right Turkish players will be crucial in order to contest the TBL title and have a settled roster for Euroleague. So, plenty to do, but Zoc would not have returned to the sideline unless he felt the situation was right, which has to be encouraging for fans on Istanbul's Asian side."

Fenerbahçe'nin Obradovic transferi ardından yapılan yorumlarda Sarı-Lacivertliler basketbolun José Mourinho'sunu transfer etti ifadelerine sıkça rastlandı...
Bence durum pek de öyle değil. Fenerbahçe basketbolun OBRADOVİC'ini transfer etti! Başkaca bir betimlemeye, benzetmeye, öykünmeye de ihtiyaç yok.
Zira Sırp antrenörün başardıklarını henüz futbolda başarabilmiş birine ben rastlamadım.
Fenerbahçe Ülker'in son yıllarda yaptığı bu en akıllıca iş elbette Fenerbahçe'ye büyük faydalar sağlayacaktır ancak her zaman ülkece düştüğümüz hataya bir kez daha düşüp Sırp coach'un transferiyle hemen Euroleague Şampiyonluğu beklentisine girmek yapılabilecek büyük hataların başında yer alıyor.

Görünen o ki Sarı-Lacivertliler dümeni tamamen Obradovic'e teslim etti (Ki aksi takdirde Sırp coach bu teklifi asla kabul etmezdi),
Elbette onun yapacağı yeni transferler Fenerbahçe Ülker'in başarısında büyük pay sahibi olacaktır ancak bana göre asıl kilit nokta hali hazırda takım kadrosunda bulunan
ve türlü sebeplerle kapasitelerinin büyük bir bölümünü kullanamayan oyuncuların tabiri caizse basketbolcu yapılması olacaktır ve Obradovic bunu yapabilecek nadir kişilerden birisidir.

İşin bir diğer ayağı da Sarı-Lacivertli taraftarların vereceği destek. Eğer salon dolar, atmosfer de üst seviyede olursa başarı gelmemesi düşük bir ihtimal gibi görünüyor.

Zeljko Obradoviç.
Bu ismi ne zaman duysam ayağa kalkar ceketimin düğmelerini iliklerim. Yaklaşık 12 senedir basketbol dünyasının tüm dinamiklerini severek takip eden bil basketbol sever olarak bendeki yeri çok ama çok farklıdır. Dünyanın en iyi 2 koçu var bana göre birisi Phil Jackson diğeri ise Obradoviç

Obradoviç'in karakteri kesinlikle sadece kazanmak üzerine kurulmuş. Gittiği her takımda bu özelliğini oyuncularınada bir şekilde monte ediyor. Çok iyi taktisyen olmasının yanında muazzam bir motivasyoncu, her an maçın içinde olan, maçı iliklerine kadar yaşayan,  hatta parkede top peşinde koşturan oyuncularından daha çok terleyen bir koç.

Fenerbahçe'de bir enkazın başına geldiği malum, yalnız bu enkazı ayağa kaldırabilecek beklide tek isim Zeljko. Klasikleşen idari hatalar yapılmazsa ki Zeljko bunun garantisini alıp geldiğinden eminim çok başarılı olacaktır. Ama bu sene ama bir sene sonra orasını bilemeyiz fakat Fenerbahçe bu kez gerçekten emin ellerde.

Yazımı Obradoviç'in kazanmakla yetinmeyen, hatta kazandığında bile takımını ve kendini en ağır şekilde eleştiren bir karaktere sahip olduğunu gösteren video ile bitirmek istiyorum.
Sene 2009 Panathinakos'un Prokom'u 22 sayıyla yendiği maç sonrasındaki basın toplantısı buyurun izleyelim...
www.youtube.com/watch?v=z-gyjtOnwA8&feature=youtu.be




Püzant YÜCECAN







Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...