24 Nisan 2013 Çarşamba

Almanya İstanbul Başkonsolosluğu...


Uzun zamandır gerek blogdan olsun gerekse twitterdan özellikle İstanbul'da bulunan Avrupa Birliği ülkeleri konsolosluklarının Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına vize başlığı altında adeta senelerin hıncını çıkarırcasına nasıl işkence ettiklerini yazıp duruyorum. Bugün başıma öyle bir olay geldi ki belki de "sallama o kadar da değildir" dercesine bir olay.

Hepimizin de bildiği gibi Fenerbahçe futbol kulübü yarın Benfica ile Kadıköy'de UEFA Avrupa Ligi yarı final birinci maçına çıkacak. Fenerbahçe'nin finale kalma olasılığına istinaden ben de geçen günlerde Türk Hava Yolları İstanbul - Amsterdam gidiş dönüş uçak biletlerine bir göz atayım dedim. Fiyatlar çok yüksek çıkınca ben de Almaya'da halalarım olduğundan dolayı İstanbul - Köln uçak bileti fiyatlarına baktım. Fiyatlar arasında dağlar kadar fark olduğundan dolayı hemen rezervasyonumu yaptırdım. Ertesi gün ise iş yerine gidip 14 - 19 Mayıs arası iznimi yazdırdım. Finale kalamazsak bile (Allah korusun) en azından kısa bir Almanya tatili yaparım dedim. Nasılsa finale kalsak bile Köln - Amsterdam arası tren ile 2,5 saat.

Dün en büyük halam ile konuyu konuştuk yalnız şu var ki davetiye konusunda ufak bir sorun çıktı. Ben de kendisine "Yarın konsolosluğu arar nasıl yapacağımız öğrenirim" dedim. Sabah biraz işlerim olduğundan dolayı saat 12.30 gibi Almanya İstanbul Başkonsolosluğu'nu aradım. Telefona çıkan kişi ile aramızdaki konuşmaları aynen aktarıyorum;

- İyi günler (Almanca bir cümleden sonra)
- İyi günler hanımefendi Almanya vizesi için başvuracağım da yalnız davetiye ile ilgili... (burada sözüm telefonun diğer ucundaki bayan tarafından kesilerek)
- Arkadaşlar şu an yemekte lütfen saat 13.00'dan sonra arayınız.
- Teşekkürler

Ne olur ne olmaz birkaç defa aramayalım diye saat 13.15 civarı tekrardan konsolosluğu aradım. Aynı tuşlara bastıktan sonra gene santrale bağlandım ve aynı bayan çıktı. Gene aynı Almanca cümlenin ardından;

- İyi günler
- İyi günler hanım efendi az önce davetiye ile ilgili aramıştım hatırlarsanız bir problemim var da konu ile ilgili kim yardımcı olabilir bana acaba? Kimden bilgi alabilirim?
- Vize bölümü saat 09.00 ile 11.00 arası çalışıyor beyefendi...

-----------------------------

İnanın o an dona kaldım. Ne diyeceğimi dair bilemedim zaten telefon da yüzüme kapanmıştı. İyi ki de kapanmıştı yoksa kendime gelir gelmez Allah bilir neler diyecektim. Bu bir insan işle dalga geçmek değildir de nedir? Allah aşkına biri bana açıklasın...

Pek fazla da yorum yapmayacağım konu hakkında. Yorumu size bırakıyorum. Tek söylemek istediğim şey ise memleketimin hiçbir insanı Avrupalı herhangi bir insandan daha aşağı değildir. Yazıklar olsun bu kendini bilmez, züppe, ukala Avrupalılar karşısında beni böylesine ezdirenlere.

22 Nisan 2013 Pazartesi

Fenerbahçe Maç Programı (22 - 28 Nisan 2013)


V A M O S  F E N E R

24 Nisan Çarşamba 20:00
Fenerbahçe - Galatasaray Medical Park
Fenerbahçe Ülker Sports Arena
Türkiye Bayanlar Basketbol Ligi  Play-Off Final Serisi 1. Maçı
FBTV Canlı

24 Nisan Çarşamba 18:00
Aliağa Petkim - Fenerbahçe Ülker
Enka Spor Salonu
Beko Basketbol Ligi
LigTv3 Canlı

25 Nisan Perşembe 22:05
Fenerbahçe - Benfica
Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu
UEFA Avrupa Ligi Tarı Final İlk Maçı
StarTv Canlı

26 Nisan Cuma 20:00
Fenerbahçe - Galatasaray Medical Park
Fenerbahçe Ülker Sports Arena
Türkiye Bayanlar Basketbol Ligi  Play-Off Final Serisi 2. Maçı
FBTV Canlı

28 Nisan Pazar 20:00
Fenerbahçe - Kayserispor
Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu
Spor Toto Süper Lig
LigTv Canlı





Püzant YÜCECAN

21 Nisan 2013 Pazar

TURKISH AIRLINES EUROLEAGUE TOP 8 Dördüncü Maçlar Sonuçları (18-19 Nisan 2013)

Caja Laboral Vitoria - CSKA Moscow 85 – 94
1 - 3
CSKA Moscow (to London)



Anadolu Efes - Olympiacos Piraeus 74 – 73
2 - 2



Panathinaikos Athens - Barcelona Regal 60 - 70
2 - 2


THY Euroleague TOP 8 Dördüncü Maçlar En İyi 5 Hareket

THY Euroleague TOP 8 Game 4 bwin MVP:  Viktor Khryapa, CSKA Moscow





Püzant YÜCECAN

20 Nisan 2013 Cumartesi

NBA Playoffs 2013 PowerRankings #4 - #1



4. New York Knicks (54 - 28) Doğu.2

New York Knicks bu sezonun özellikle All Star arasına kadar olan ilk yarısında bambaşka bir basketbol oynayarak herkesin takdirini kazanmayı başardı.

Felton'ı Kidd ile beraber sahaya sürerek 2 guard'lı sistemde Carmelo'yu da 4 numara oynatarak 4 dış oyuncunun oynadığı ve yüksek tempoda top çevrilen sistem de topu çok iyi paylaşarak rakiplerine zaman zaman sahayı zindan eden bir basketbol oynuyorlardı. İlk 30 maçlarının 21 ini kazanırlarken son şampiyon Miami Heat'ide 2 kere (birinde Carmelo olmadan) 20 şer sayı ile adeta ezerek ne kadar iddialı olduklarını daha o zaman gösterdiler.

Ama zaman içinde gerek takım içindeki tecrübeli & yaşlı oyuncuların sakatlığı, gerekse yorgunluktan dolayı sezon ortasını inişli çıkışlı geçirdiler ve sistem değiştirmek zorunda kaldılar. Zaman zaman Carmelo 3 numaraya döndü. Bazı maçlarda sadece Carmelo ve J.R.Smith'in 1e 1'lerine kaldılar, savunma dozu düştü vs. bir anlamda evvelki yılın Knicks'ine geri döndüler.

Olağan üstü sezonlar geçiren LeBron ve Durant gibi oyuncuların yanında ismi MVP yarışında geçen ve sezonu sayı kralı olarak tamamlayan Carmelo'nun sezon sonuna doğru tekrar alev alması ile birlikte 13 maçlık bir galibiyet serisi yakalayarak tekrar Indiana Pacers'a kaptırdıkları doğu 2.liğini geri aldılar ve 7. sıradaki Boston Celtics ile eşleştiler. Yaşadığı sakatlıklardan dolayı 15 maç kaçıran ve bu sezon 67 maça çıkabilen Carmelo Anthony maç başına attığı 28.7 sayı ile hem takımının en skoreri oldu hem de kariyerinde ilk defa sezonu bu kategoride lider olarak tamamlayarak sayı kralı oldu.

Kenardan gelerek çok iyi katkılar veren J.R.Smith de 18.1 sayı, 5.3 ribaunt gibi ortalamalar ile bir anlamda Carmelo'dan sonraki opsiyon olduğunu gösterdi.

Yaşadığı sakatlığın ardından takıma dönerek sadece 29 maça çıkabilen ve sonra tekrar sakatlanarak sezonu kapatan Amare ise 14.2 sayı 5 ribaunt gibi ortalamalar ile büyük bir ihtimalle bu sezonu noktaladı.

4 şutörlü sistemde rakip savunmaların dışarı çekilmesi ile pota altını zaman zaman çok iyi kullanan ve çok iyi yüzdeler ile hücumda da verimli olan Tyson Chandler savunma anlamında gene takımını pota altında ayakta tutan tek isim olurken yaşadığı sakatlığın ardından sezonun son bölümlerinde forma giymedi.

Chandler'ın sakatlığı bu yıl playofflarda New York'un belki de kaderini çizecek, çünkü pota altında caydırıcılığı, ribauntlardaki katkısı, mücadelesi ve hırsı ile savunmada takımının bel kemiği olan Chandler sağlıklı bir şekilde dönemez ise işler çok değişebilir. Uzun rotasyonunda Amare'nin sezonu büyük bir ihtimalle kapatmasının ardından Chandler'ın da olmadığı yerde, zaten belli bir yaşa gelmiş Rasheed Wallace, Marcus Camby, Kenyon Martin, Kurt Thomas gibi oyuncuların sakatlık sorunları ile pota altı rotasyonunda iyice başı ağrıyabilir Knicks'in.

Playofflarda Atlantik grubundaki ezeli rakipleri Rondo'suz Celtics ile karşılaşacak olan New York'un kaderini bence pota altı performansı belirleyecek. Gerek 40 yaşındaki Kidd, gerekse de son bölümlerde ilk 5'e yerleşen 35 yaşındaki Prigioni guard rotasyonunda Avery Bradley & Courtney Lee ikilisinin ön alan baskısı karşısında pek verimli olamayabilirler. Takımın en büyük kozu Carmelo'yu da bu sezon inişli çıkışlı olsa da genel anlamda ciddi sakatlığının ardından iyi bir sezon geçiren (LeBron'u bile çok başarılı bir şekilde savunan) Jeff Green'in savunacağını düşünürsek işleri hiçte kolay olmayacak.

Bu arada belirtmek istediğim son nokta ise Chris Coopeland.
29 yaşındaki çaylak! oyuncu adeta bu sezon kendini aştı. Yaz liginden beri takip ettiğim ve çok iyi bir orta mesafe şutuna sahip olan oyuncu sezon içinde zaman zaman çok iyi maçlar çıkartarak rotasyonun x faktörü oldu.

Bu sezon 13'ü ilk 5'de olmak üzere 56 maça çıkan Copeland 8.7 sayı 2.1 ribaunt gibi ortalamalar ile sezonu noktalarken, özellikle as oyuncuların dinlendirildiği normal sezonun son 2 maçında sahaya ilk 5 de çıkarak 47 ve 41 dakika sahada kalarak 32 ve 33 sayı ile maçı tamamlayan Copeland playofflarda da rotasyonda bir rol sahibi olabileceğini kanıtlamış oldu. Copeland sezon genelinde ise %42 gibi bir 3 sayılık atış yüzdesi yakalayarak bu alanda %45 ile takımda lider olan Steve Novak'dan sonra takımında en iyi 3 sayılık atış isabeti sağlayan oyuncu oldu.

Tekrar belirtmek isterim ki bu konferans finali tadındaki eşleşmede sakatlıkların da etkisi çok büyük olacak ve galibi çok ufak farklar belki de günlük performanslar belirleyecek.

TAHMİN: Bu seride her ne kadar saha avantajı Knicks'de olsa da şanslar bence yarı yarıya. Kimin eleyeceğinin kestirilmesi çok güç olduğu bu eşleşmede ben 7. maça kadar serinin sürebileceğini ve turu geçecek tarafın 4-3 ile geçeceğini düşünüyorum.

Eğer Celtics'i eleyebilirse ki ben hiç kolay olacağını sanmıyorum, bir sonraki turda Indiana'da gelse Atlanta'da gelse yakalanan o hava ile de konferans finaline de çıkar Miami ile kapışırlar diye düşünüyorum. -Aras Ersoy


3. San Antonio Spurs (58 - 24) Batı.2

Okuldan eve geldiğim gibi direkt bilgisayarı açtım, dün gece ki maçlara falan filan bakıyorum birde ne göreyim T-Mac Çin’den dönüp San Antonio Spurs ile anlaşmış büyük bir şaşkınlık yaşadım. Popovich sistemi oturmuş bir kadroya dışarıdan birini sokmaz, sokacağı vakit ise sezon başıdır ya da ortasıdır. Yakında emekli olacak dediğimiz bir vakitte NBA’e gelip basketbolunu konuşturacak, umarım konuşurken kekelemez. T-Mac’i tekrar izleyecek olmak büyük bir heyecan, Houston’da ki performansını tabi ki de yansıtmayacaktır ama bir nebzede olsa hasretimizi sona erdireceğiz. 


Ben Spurs’ü konferans lideri olarak bitireceğini düşünmüştüm, sezon öncesi böyle düşünmüyordum ama lig başlayınca ufak ufak belli ettiler kendilerini. Ama ne oldu lider olarak bitiremiyorlar sezonu, şu son dönemeçte berbat oynadılar. Onlar için çok önemliydi, sekizinci sıradan giren bir Lakers onları eleyebilir ama şansları %15–20 “bunu Lakers için söylüyorum”. 



Tim Duncan, Tony Parker ve Manu Ginobili hakkında fazla detaya girmeye gerek duymuyorum, çünkü onları yıllardır izliyoruz ve ne yapacakları hakkında az çok fikre sahibiz. Ginobili’yi benche yollayarak diğer oyunculara yol açmak en iyisi oldu sanırım, dinlendiriliyordu ve gerektiği zamanda oynuyordu. Tim Duncan standart bir katkıya sahip yani sürekli iyi iş çıkarıyor, yaşının fazla olmasının eksiklerini yorularak alsa da hala eskisi gibi ayakta. Tony Parker ise bence ligin en iyi 3 oyun kurucusu arasında. 



Bir diğer yandan Kawhi Loenard sonunda beklenilen katkıyı yaptı, çok genç ve gelecekte iyi bir yerlere gelebileceğini bize kanıtlıyor. Sakatlıklar yüzünden bu sezon epeyce maç kaçırmış olsa da playofflarda bize hünerlerini gösterecektir. Sürüsüyle böyle tek tek oyuncular anlatılabilir çünkü takımda ki herkes oynuyor yani birisi karınca diğeri de ağustos böceği olmuyor... - Tuğberk Evran



2. Oklahoma City Thunder (60 - 22) Batı.1

Oklahoma City Thunder, bu sezonu 66 galibiyet - 22 mağlubiyetle Batı Konferansı'nı 1.sırada tamamladı. Geçen sezonun finalisti olan Thunder, bu sezona da şampiyonluk parolasıyla çıktı. 

Takımdan gönderilen Harden yerine Kevin Martin'in gelmesinin dışında pek bir değişiklik yaşamadı kadroda. 2-3 sezondur Oklahoma'nın gösterdiği performans hep aynı düzeyde. Yüksek tempoda, dengeli bir şekilde oynuyorlar. Bu sezonu da o şekilde kapattılar. Pek ekstra bir tarafı yoktu oyunlarının. Bu sezon play-off'larda ise Houston Rockets'la eşleştiler. Rahat rahat olmasa da geçeceklerini düşünüyorum. -Eren Tuncay


1. Miami Heat (66 - 16) Doğu.1

Miami Heat, bu sezonu 66 galibiyet - 16 mağlubiyetle Doğu Konferansı'nı 1.sırada tamamladı. Aslında bu takım için yazılacak ne kadar çok şey var; tartışılır. LeBron-Wade-Bosh'la beraber "Büyük Üçlü" dönemine girdikten sonra 3 sezondur, her sezon daha iyi takım oldular. Yeryüzündeki en iyi oyuncuya sahip olmaları takım adına ayrıyeten avantaj. 

LeBron James'in bu sezon yaptıklarını anlatmak tatsız tuzsuz bir şey olur kanımca. Yani anlatabileceğim, onun "saçmalama" derecesinde iyi olmasıydı. O'nun liderliğinde Miami, 3 sezon sonunda oyun kurucu sorununu da halletti. Oyunu kurmakta hiç sorun çekmemeleri ve NBA'in en iyi hızlı hücumuna çıkan takımı olmaları, her takımın korkulu rüyası. Sezon arasında takım Chris Andersen'i de dahil ederek sıkıntı çektikleri 5 numara pozisyonuna katkıda bulunmaya çalıştılar. Bosh'ın 5 numaraya alışması da Miami'yi iyi yapan etkenlerden bir tanesi. Miami'yi iyi yapan bir sürü etken var ki, bunlara girersek sonu gelmez. Koç Spoelstra'nın etkisi bunda çok büyük. Büyük Üçlü çerçevesinde takımını çok iyi bir hâle getirdi. 

Şuan kusursuzlar ve tek kelimeyle "muazzam" bir sezon geçirdiler. İlk turda ise Milwaukee Bucks'la eşleştiler. Maç kaybetmeden geçeceklerdir... - Eren Tuncay





NBA Playoffs 2013 PowerRankings #8 - #5



8. İndiana Pacers (49 - 32) Doğu.3

İndiana her zaman bende bir kolej takım havası yaratmıştır. Lige draft edildiğinden beri gelişimini merakla seyrettiğim Paul George bu sene Granger'ın sakatlanmasıyla takımın en önemli oyuncusu oldu. Hem müthiş bir savunmacı tam bir kelepçe, hem de iyi bir skorer ama tabi playoff performansını da görmeden konuşmak pekte doğru olmaz.

Takımın geri kalanına bakarsak çok başarılı bir sezon geçirdiklerini söyleyebiliriz. Koç Vogel bu ligde saygıyı hak eden bir koç oldu artık. İki senedir İndiana'nın yakaladığı çizgide onunda payı büyük. Tabi İndiana GM'sinide unutmamak gerek. David West'i New Orleans’tan getirip bu takıma monte etmek gerçekten çok dahiyane bir fikirdi. David West hem savunmada iyi bir direnç hem de hücumda iyi bir opsiyon oldu bu sene. Çok formda giriyor playofflara da. George'tan sonra en önemli silahı olacak Vogel'in.

Spurs'tan alınan George Hill'de bu sene başarılı bir sezonu geride bırakıyor. Liderlik görevini pek yapamasa da iyi bir oyun kurucu oldu. Sorumluluktan kaçmayan bir yapısı var.

Pota altında bir diğer oyuncuları Hibbert ise orta şekerli bir sezon geçirdi. Açıkçası çokta güven vermeyen bir center kendisi. Şut tehdidi minimum düzeyde olan ve savunma sertliğini ayarlayamayan bir oyuncu Hibbert benim gözümde. Âmâ genelde kaliteli bir Pacers kadrosunda çokta sırıttığını söyleyemeyiz.

Onlarda Celtics gibi en önemli oyuncularını kaybetti. Granger sakatlıktan bir türlü dönemedi bu sezon, muhtemelen playofflarda da oynamayacak. Gerçi bu Pacers için hayırlı bir sakatlık oldu bence. George gibi bir cevheri işlediler sonuçta. Pacers'ın Granger'in yokluğunda çokta bir şey kaybettiğini düşünmüyorum.

Benchlerine bakarsak DJ Augustine, Hansborough, Lance Stephensons, Mahinmi ve Uçan adam Green'i görüyoruz. Vasat bir bench her şeyden önce ama Vogel bu benchten en iyi şekilde yararlanmasını bildiğini bu sezon bize gösterdi.

Playofflara gelirsek bir başka Konferans finali oynamasını beklediğim takım Pacers. Oyunu bazen çok sertleştirip rakibi sersemletebiliyorlar. Tabi bunu playofflarda da yapabilecekler mi bilmiyoruz hep beraber göreceğiz ama George önderliğinde doğu finalisti bile olmaları beni şaşırtmaz... -Volkan Arslan


7. Memphis Grizzlies (56 - 26) Batı.5

Geçen yılki takımdan O.J.Mayo gitmiş yerine Jarryd Bayless gelmiş onun dışında büyük bir değişiklik olmadan bu sezona başlanmıştı. Başta belki de pozisyonunun en iyi savunmacılarından olan Tony Allen ile bu yıl çok verimli oynayan Mike Conley ikilisi ön alanda en etkili savunma yapan ikiliydi. Marc Gasol Z-BO ikilisi zaten pota altında hem hücum hem savunmada her zaman bildiğimiz gibiydi.

Memphis Grizzlies'de her şey çok olumlu gidiyordu ve bu sezona çok iyi bir giriş yaparak ilk 17 maçında 2'si deplasmanda olmak üzere sadece 3 yenilgi alarak 14-3 lük harika bir derece yakaladılar. Grizzlies'de belki de olumlu gitmeyen tek şey Rudy Gay'in durumuydu. Takas dedikodularının da etkisiyle zaman zaman öyle maçlar çıkıyordu ki artık Grizzlies onu elden çıkarmak için neredeyse her takımla görüşmeler içine girmişti. Bir yandan da salary cap'ini dengelemek adına bir an evvel Gay'i yollamanın bir yolunu arıyorlardı. Önemli bir kesim Gay'in takımı bozduğunu ve aynı iki yıl evvel o efsanevi Spurs ve Thunder serilerinde olduğu gibi Gay'siz takımın daha iyi olduğunu savunurken, Gay'de bu fikri doğrularcasına inat ile aslında hiçbir zaman olmayı başaramadığı o süper star sıfatına bürünüp kendini takımın üzerinde görüp zaman zaman çok zarar verebiliyordu Grizzlies'e.

Sezonun ortalarında beklenen hamle geldi ve 3 takımın dahil olduğu bir takas sonucunda Gay, Haddadi ile birlikte Toronto yolunu tutarken takıma Ed Davis, Tayshaun Prince ve Austin Daye katıldı. Bir başka hamle ile de Ellington, Selby ve Speights takımdan ayrılırken Jon Leuer takıma katıldı. Aslında daha çok salary cap'ı rahatlatmak adına yapılan bu takaslar takıma iyi bir şekilde yansıyınca Memphis cephesi yaptığı hamlelerden çok mutluluk duydu.

All-Star sonrası takım çıktığı 31 maçın 23ünü kazanırken, sadece 2 kere (Boston'dan 106 ve New York'dan 108) potasında 100 sayı üzerine görerek savunmasından bir şey kaybetmediğini kanıtlamış oldu. Konu açılmışken belirtmek isterim ki 82 maçlık normal sezon boyunca da Grizzlies'in potasında 100 ve üzerinde sayı gördüğü maç sayısı sadece 9.

Takım adına bir iki tane istatistik vermek gerekirse de en önemli göz çarpan nokta Lionel Hollins'ın ekibi normal sezonu 89.3 sayı ile de ligde en az sayı yiyen takımı olarak tamamlarken, bir diğer dikkat çekici nokta ise maç başına 13.9 top kaybı ile en az top kaydı yapan 4. takım oldular.
Grizzlies'in en doğru pozisyonu bulana dek topu çok iyi bir şekilde paylaşan tam bir sistem takımı olduğunu bu 2 istatistik bile kanıtlar cinsten öyle ki yeni oyuncularında alışması bu yüzden fazla zaman almadı.

Ama takıma katılan oyuncuların playoff atmosferinde nasıl katkı vereceği merakla bekleniyor. Prince savunmada Gay'den daha etkili o kesin, ceza şutlarını da iyi bir yüzde ile soktuğu sürece takım Gay'i aramaz. (hele ki Gay'i bazı Toronto maçlarında seyrediyorlarsa performansını gördükten sonra çok sevinenler olmuştur) Ed Davis de çok potansiyelli ve gelecek vaat eden bir oyuncu ancak henüz tecrübesiz ve playoff ortamında ne derece sorumluluk alıp katkı verebilir muamma. Austin Daye'e gelince, Pistonsdaki Daye neyse Grizzlies'de de aynı Daye, vasatın biraz üzeri bir görev adamı. Leuer'e değinmeye pek de gerek yok zaten sanırım.

Grizzlies geçen yılki takıma göre gözle görülür en büyük eksiklik olan Mayo'yu zaman zaman aradı normal sezon içinde, hatta takımın skoru hem o hem Gay gidince iyice düştü. Bayless sezon içinde zaman zaman çok iyi performanslar gösterse de hiçbir zaman bir Mayo değil, ancak bence rotasyonda önemli bir oyuncu olmayı başardı. Sezon sonuna doğru takıma katılan tecrübeli Dolling ve bu yıl bana göre harika bir sezon geçiren ve bireysel performansı takımın performansına birebir etki eden Conley ile savunmanın başlangıç noktası Allen gibi oyuncular ile kısa rotasyonunda iyi gibi gözükseler de, pota altındaki Z-BO & Gasol ikilisini playofflardaki performansları çok önemli, öyle ki karşılarında ligin açık ara en atletik pota altına sahip olan takımı Griffin'li, DeAndre Jordan'lı nam-ı diğer ''LOB CİTY'' var..

TAHMİN: Önceki yılki süper eşleşmenin bir anlamda rövanşı niteliğindeki bu harika eşleşme kıran kırana geçmeye aday ve 7 maçı görme ihtimalimizin bulunduğunu düşündüğüm eşleşmelerden biri.
Bana göre, CP3 gibi ligin en özel oyuncularından, belki de ligin en iyi guard'ı durumundaki bir lider. Griffin ve DeAndre gibi Gasol ve Z-BO ya göre daha genç ve müthiş atletik pota altı oyuncuları ve Grizzliers'in kenardan gelecek bir Crawford'u olmaması, hem de saha avantajı yüzünden fikrim biraz daha Clippers'a kayıyor. Fakat Hollins'in takımının geçen yılı unuttuğunu hiç sanmıyorum ve rövanşı almak için son ana kadar her şeyi deneyeceğinden de eminim. O yüzden bana göre ilk turda Celtics-Knicks eşleşmesi ile beraber 7 maçı görme ihtimalimizin olduğu en yüksek 2 seriden biri... -Aras Ersoy



6. LA Clippers (56 - 26) Batı.4

Los Angeles Clippers, bu sezonu 56 galibiyet - 26 mağlubiyetle Batı Konferansı'nı 4.sırada tamamladı. Öncelikle Clippers, sezonun ilk yarısında oyununu ve performansını en beğendiğim takımdı. Chris Paul'ün liderliğinde ve Blake Griffin'in gelişme kat etmesiyle 2 sezondur beklenen başarı bu sezon geldi. Her ne kadar kadrosuna kattığı isimlerle istenilen başarıyı elde edemese de Clippers, bu sezon Los Angeles'ta Lakers'tan başka kendilerinin de olduğunu göstermiş oldu. 

Oynadıkları basketbol, gösterdikleri gayret takdir edilesi durumda. Gerçi sezonun ikinci yarısından sonra biraz inişe geçseler de yine de hakikaten çok çok iyi bir sezon çıkardılar. 

Özellikle Chris Paul gibi bir oyun kurucuları oldukları için NBA'deki çoğu takımdan 2-3 adım öndeler. Bu da onları avantajlı yapıyor. Play-off'lar ise geçen seneki gibi Memphis Grizzlies ile eşleştiler. Geçen sene 4-3 elemeyi başarmışlardı. Yeniden aynı skorla geçeceklerine inanıyorum... -Eren Tuncay


5. Denver Nuggets (57 - 25) Batı.3

George Karl, şuanda ligde Gregg Popovich ve Doc Rivers'dan sonra takımında en uzun süre görev yapan koç olmakla beraber aktif koçlar arasında en çok galibiyeti bulunan koç. George Karl, aktif koçlar arasında 1000 den fazla galibiyet alan tek koç. (Tarihte bunu başaran sadece 7 koç var. Don Nelson, Lenny Wilkens, Pat Riley, Jerry Sloan, Phil Jackson ve Larry Brown)

George Karl, takımı ile çıktığı 680 maçta 423 galibiyet alarak Doug Moe'dan (1980-19900 arası: 786 maç - 432 galibiyet) sonra kulüp tarihinde takımın başında en fazla maça çıkan ve galibiyet kazanan 2. koç durumunda. Yakaladığı %62 gibi bir galibiyet yüzdesi ile de Joe Belmont ve Larry Brown dan sonra kulüp tarihinin en iyi galibiyet yüzdesine sahip 3.koç durumunda.

Tüm bunları neden yazdığıma gelirsek. Denver Nuggets kadrosunu tamamen değiştiren en önemli oyuncularından en ufak değişikliklere kadar değişikliğe giden bir takım olmasına rağmen 8 yıldır koçunu değiştirmeyerek çok olumlu bir iş yaptı. Ben bu yıl ''yılın koçu'' ödülünün de Karl'a -gitmesi- gerektiğini düşünüyorum fakat kime gideceğini bilemeyiz tatbiki her yıl bu kategoride zaman zaman enteresan sonuçlarda çıkabiliyor sonuçta.

Karl'ın belki de bu 8 yıldaki elle tutulur tek başarısı sadece 2008-2009 da yaşattığı tek bir konferans finaliydi (o sezon şampiyon olan Lakers'a 4-2 kaybettiler) am onun dışında hep ilk turlarda elenen, süpürülen, hezimet yaşayan bir takım görüntüsünde kaldılar zaman zaman. Ama Karl'ın takımı her zaman kazansa da kaybetse de oynadıkları basketbolla herkesin beğenisini kazanan, set hücumuna bağlı kalıp takımın kaderini bir oyuncunun eline teslim etmektense, rotasyonu en iyi şekilde kullanan, topu çok iyi paylaşan, tempolu basketbolu belki de sahaya en iyi yansıtan çok başarılı bir koç takımı olduğunu her zaman kanıtladı.

Bu yıl Denver şehrindeki heyecan belki de Carmelo'lu dönemindeki bile olmadığı kadar fazla takımda ilk kez bu kadar iddialı. Takımda All-Star seviyesinde, diğer oyunculardan ayrılan, süper star kategorisinde bir yıldız oyuncunun bulunmamasına rağmen çok iyi yardımlaşan herkesin eşit olduğu, hem hücumda hem savunmada herkesin maximum katkı verdiği, başarıya aç ve inanmış bir takım olarak giriyor playofflara Nuggets. Fakat Denver'ı playofflarda bekleyen bir kaç tehlike var ki, takımın kaderini çizecek konular bunlar.

Öncelikle Denver lig genelinde %34.3 ile Charlotte, Phoenix, Orlando ve Minnesota'dan sonra en kötü 3 sayılık atış yüzdesine sahip 5. takım.

Takımın şuanda en büyük eksikliği ceza atışlarını değerlendirebilecek bir dış şutörken bir de takımın nispeten iyi dış atış atan oyuncularından Danilo Gallinari'nin sakatlanarak playofflarda forma giyemeyecek olması da her ne kadar normal sezonun sonunda pek sıkıntı yaratmasa da playoff atmosferinde epey baş ağrıtacağa benziyor.

Bir başka sorun yaratacak konu ise lig genelinde Lakers ve Oklohoma'dan sonra maç başına 26.2 kez ile serbest atış çizgisine en çok giden 3. takım olmalarına rağmen, %70.1 ile gene Lakers ve Detroit'den sonra en kötü faul yüzdesine sahip en kötü 3. takım konumundalar. Burada dikkatimi en çok çeken şey ise %57 ile belki de rezil olarak nitelendirilecek bir faul yüzdesine sahip olan Iguodala'nın performansı oldu. Öyle ki JaVale McGee bile %59 ile serbest atış atıyor.

Tabi bu arada takımın iyi yönlerinden bahsedecek olursak 106,1 sayı ile tüm NBA de en çok sayı atan takım konumundalar.
Maç başına 45.1 ribaunt ile Indiana Pacers'ın (45.8) ardından en fazla ribaunt alan 2. takım konumundalar.
Maç başına 24.4 asist ile San Antonio (25.1) ve Atlanta'dan (24.5) sonra en fazla asist yapan 3. takım konumundalar.
Maç başına 9.2 ile Clippers'dan (9.5) sonra en fazla top çalan 2. takım konumundalar.
Maç başına 6.7 blok ile Oklohoma (7.6) ve Milwaukee'den (6.7) sonra en fazla blok yapan takım konumundalar.

Tüm lig genelinde bu 5 ana kategorinin hepsinde ilk 3 sıradalar, iki tanesinde 2., birinde de lider konumundalar. Tüm bu istatistiklerde ne kadar komple bir takım olduklarını doğrular cinsten.

Buna artı olarak da kendi sahalarındaki ev sahibi avantajını ne kadar iyi kullandıklarını 2013 yılına girdikten itibaren hepimiz gördük. Bu alanda kendi sahasında 41 maç sonunda 38 galibiyet ve sadece 3 yenilgi alarak (37-4) lük derecesi olan son şampiyon Miami Heat'i bile geride bırakarak sahasında en iyi yüzdeyi tutturan ekip oldular.

Tüm bunları bir kenara bırakacak olursak Nuggets'ın playofflardaki rakibi normal sezonda 3 kez yenip 1 kez ise 1 sayı ile yenildiği Golden State Warriors.

TAHMİN: Bu kez ilk tur da kaybedeceklerini sanmıyorum. 4-2 Denver geçer diyorum ben ama sonuçlar her ne olursa olsun, kim kazanırsa kazansın bol skorlu iddia tabiri ile tam ''üst'' lük en az 5 ya da 6 belki de 7 tane çok zevkli maç izleyeceğimiz bir seri olacağı kesin... - Aras Ersoy


NBA Playoffs 2013 PowerRankings #12 - #9




12. Los Angeles Lakers (45 - 37) Batı.7

Ben bu sezon Lakers’tan ne kadar bıktığımı her yerde dile getirmeye çalışıyorum. Bu sezon onlar için kayıp başka bir açıklaması yok. Playoff yaptılar falan filan hikâye yani. Kobe Bryant tek başına savaşıyordu adeta. İnanılmaz süreler alıyordu ve bunun suçlusu da takım. Çünkü iyi oynayamıyor ve işi Kobe’ye bırakıyorlardı. Kobe gittikten sonra ki son iki maç gerçekten adam akıllı oynamaya başladılar. Lakers’ın %90 tam anlamıyla bunu yapması gerekiyor dedim ben.

Lakers eğer playoff’ta şu son iki maç gibi oynarsa ve keşke Kobe’de olsaydı ben Spurs’ün rahat rahat seriyi geçeceğini düşünmezdim. Zaten NBA’de ki hiçbir takım karşısına ilk turda Lakers’ı istemez, rakibi inanılmaz yıpratıyorlar.

Playoff’ta iş kime kaldı böyle tam olarak bakınca Dwight Howard’dan başkasını göremiyorum, gören varsa söylesin. Steve Nash haftalardır sakat, dönünce ne yapacağı meçhul. Pau Gasol desen tek başına maç getirebilecek adam değil, tek başına derken savaşabilecek bir adam değil. Steve Blake ise son iki maçtır çok iyi oynuyor. 20 civarı sayı ortalaması var şu son iki maçta. Güzel şeyler izleyebiliriz başta söylediğim gibi keşke Kobe gitmeseydi, onu izlemek çok güzel olurdu hele karşısında T-Mac varken.

Spurs yüksek ihtimal Lakers’ı geçecektir. Lakers için kayıp sezon oldu. Lakers’ın yapması gereken şey off-season’da takıma adam akıllı bir katkı yapmak ve gönderilmesi gerekenleri göndermek. Gönderilecek kişi Howard değil bunu da söyleyeyim, her ne kadar sürekli gülüyor olsa da Howard’ı yollamak büyük saçmalık olur.

Bu hatalardan biriside Mike D’antoni. Koç oyuncuya göre değil kafasındaki sisteme göre takımı oynatmak istiyor. Sende Howard ve Gasol gibi adamlar varken neden farklı bir sistem kullanıyorsun ki? Kobe gidince mecbur ikisine kaldı, sonuçta ortada... - Tuğberk Evran


11. Chicago Bulls (45 - 37) Doğu.5

Derrick Rose'suz geçen koca bir normal sezon:( Geçen yıl tam bu zamanlarda playoff ilk tur ilk maçında sakatlanan takımın en önemli parçası MVP oyun kurucu Rose ha döndü ha dönecek derken sezonu sonuna geldik ve hala parkeye ayak basamadı. Bu saatten sonra dönse dahi psikolojik olarak takıma ve taraftarlara yapacağı moral motivasyon ve etki tartışılmaz belki ama eski formuna kavuşması, fiziksel durumu, kondisyonu ve takıma alışma süreleri göz önüne alındığında parke üzerinde performansı çok etkili olabilecek bir dönüş olmaz geçirdiği ağır sakatlığın ardından.

Rose olmadan sezon öncesi genel kanı sadece playofflara katılma savaşı veren bir takımdan daha öteye gidemeyecekleri yönündeydi desek herhalde yanılmış olmayız. Ama gerek Thibs'in sistemi, gerek takımdaki yardımlaşma, gerekse sert savunması ile zaman zaman yukarıları zorladıkları normal sezonu beklenenden daha iyi bir yerde bitirdiler, fakat ilk turda saha avantajını yakalayacak kadar iyi değil.

Saha dezavantajının yanı sıra, koç Thibodeau'un zaman zaman anlam verilemeyen ısrarları, özellikle Noah & Deng & Boozer 3'lüsünün normal sezonda aldıkları süreler, hatta bazı günler kopan maçlarda dahi ısrarla sahada kalmaları ve bunun sonucunda doğan yorgunluğa bağlı sakatlıklar göz önünde bulundurulduğu zaman, normal sezonun o yorgunluğu playofflarda da baş göstermeye başladığında Bulls'un bir diğer dezavantajı olacak gibi. Neredeyse 40'ar dakika ya yakın ortalamalara sahip olan Deng ve Noah  bir hayli yıpranmış durumda. Deng'in sezon ortasında yaşadığı Noah'ında sezon sonuna doğru yaşadığı sakatlıklarda bu yoğun tempoya bağlanabilir.

Sürelerinden de belli olacağı üzere takımın istatistiksel anlamda liderliğinde Noah & Deng & Boozer 3'lüsü yapıyor.

16.6 sayı ile takımın sayı lideri olan Loul Deng 6.4 ribaunt ve 2.9 asist gibi ortalamalar ile sezonu tamamladı. Bu yıl saha görüşü konusunda kendini bir hayli geliştiren ve All-Star seviyesine kadar yüklesen Joakim Noah 12.1 sayı 11.3 ribaunt gibi ortalamalarının yanına birde maç başına 4 asist gibi dikkat çekici bir ortalama daha ekleyerek takımında çok daha önemli bir role sahip olduğunu tekrar kanıtladı.

Deng ve Noah'a nazaran biraz daha az sahada kalan Boozer ise 16,2 sayı 9,7 ribaunt gibi istatistikler yakaladı.

Takımını taşıyan bu 3'lü haricinde Rose'un yokluğunda o bölgede kullanılan Kirk Hinrich zaman zaman iyi katkı verse de Nate Robinson sezon sonuna doğru inanılmaz bir form durumu yakalayarak zaman zaman maç kazandıran adam rolüne soyundu. %40 gibi bir yüzde ile takımında en iyi 3 sayılık atış kullanan oyuncu oldu ve  playofflarda gerektiğinde sorumluluk alabileceğini gösterdi. Tabi Nate'e güvenmek ne kadar mantıklı oda tartışılır.

Tüm bunların yanı sıra bu sezon Bulls adına önemli olaylardan biri de takımının normal sezon maçlarının tamamında forma giyen, zaman zaman yaşanan sakatlıklarda ilk 5 olarak sahaya çıkan Jimmy Butler takımdaki 2. yılında artık önemli parçalardan biri olmuşa benziyor. Yaklaşık 25 dakika süre alarak 8,5 sayı 4 ribaunt gibi ortalamalar tutturan oyuncu savunmada da zaman zaman yaptığı işler ve takıma kattığı enerji ile göz doldurdu.

Rip Hamilton ve Marco Belinelli'nin de inişli çıkışlı performansları playofflarda nasıl tepki verecekleri, dış şutlarda tutturacakları yüzdeler çok önemli olacak.

Ben Bulls'un playofflardaki şansını değerlendirirken rakibinin kim olacağı veya ne durumda olacağından çok kendi halini baz alıyorum. Özellikle 82 maçı en önemli yıldızından yoksun geçirmiş, onun dönmesine şartlanmış, tüm planlarını o yönde yapmışken o oyuncunun geri dönmemesi ile psikolojik olarak yıpranmış, ilk 5 oyuncuları fiziksel olarak bu kadar çok yıpranmış bir takımın, geçen yıla göre kenardan gelip iyi katkılar veren ve bu yıl eksiklikleri çok fazla hissedilen Ronnie Brewer, Kyle Korver, Ömer Aşık ve C.J.Watson'ında olmadığı daha zayıf bir bench ile her ne olursa olsun, kimle eşleşirse eşleşsin işinin çok ama çok zor olanacağını düşünüyorum. Ama koç Thibodeau'un o süper savunma anlayışı ile savunmada ayakta kaldıkları her maç bizi şaşırtmaya devam edebilirler.

Son olarak bir yerde gördüğüm ufak bir bilgiyi paylaşmak istiyorum.
NBA takımlarının 90 sayıdan az attıkları maçlarda kazanma yüzdeleri %10-%15 civarlarında iken, Chicago Bulls takımında bu oran %60'ın üzerinde. Buradan da anlayacağımız üzere Bulls kazanmak ve tur geçmek istiyorsa normal sezonda zaten katı olan savunma anlayışını, vidaların 2 kat daha fazla sıkıldığı playoff ortamında biraz daha sertleştirmek zorunda.

Brooklyn'den Brook Lopez, Reggie Evans, Gerald Wallace, Bulls'tan Joakim Noah, Carlos Boozer ve Loul Deng gibi mücadele gücü üst seviyede olan oyunculara sahip bu iki takımın eşleşmesinde özellikle her maç pota altında kıran kırana bir mücadele olmasını bekliyorum. Belki basketbol adına göze çok hoş gelen bir oyun izleyemeyebiliriz ama savunmalar ve mücadele dozunun inanılmaz bir seviyede olacağı kesin.

TAHMİN: Bulls hiç kolay olmasa da bu eşleşmeyi geçebilecek güç ve tecrübeye sahip, ama bence bu yıl onlar için en iyi ihtimal konferans yarı finali olur çünkü burayı geçseler dahi karşılarına muhtemelen ilk turda Milwaukee'yi zorlanmadan geçecek olan Miami Heat gelecek. Bu kadar yoğun bir normal sezon ardından, bu kadar yıpranmış ilk 5'leri ile bir de en önemli yıldızından yoksunken, Miami'yi geçerek Doğu Konferansı finaline çıkmaları mucizeden başka bir şey olmaz... - Aras Ersoy



10. Golden State Warriors (47 - 35) Batı.6

Golden State Warriors, normal sezonu 47 galibiyet - 35 mağlubiyetle Batı Konferansı'nda 6.sırada tamamladı. Öncelikle Warriors'ın bu sezon bu denli başarılı olacağını düşünmüyordum. Stephen Curry, David Lee gibi isimleri kadrolarına kattıkları sezonlara kadar zaten ligde herhangi bir umudu olmayan bir takım görüntüsü çiziyorlardı. Ancak bu ikiliden sonra ve takıma eklenen yeni isimler sonucunda çok sayı atan ve keyif veren bir basketbol oynamaya başladılar. Bu keyifli oyun başarı olarak da onlara döndü. 2006-2007 sezonundan beri ilk defa playoff'lara girmeyi başardılar hem de 6.sıradan.

Tabii sadece bu iki oyuncu ile olmadı bu başarı. Takımın genel olarak "takım" olarak oynaması bundaki en büyük etken. Ancak Stephen Curry, özellikle bu sezon oyununu çok yukarı çıkarması ve David Lee'nin pota altındaki katkısı bu oyuncuları öne çıkaran etkenler.

Onlar için çok iyi bir sezon oldu bu sezon geçtiğimiz sezonlara nazaran. Playoff'larda ise bu sezon Denver Nuggets ile eşleştiler. Ama ben play-off ilk turundan öteye geçemeyeceklerini düşünüyorum. -Eren Tuncay



9. Brooklyn Nets (49 - 33) Doğu.4

New Jersey Nets geçen sezon berbat geçen bir senenin ardından Sertap Erener’in şarkısında söylediği gibi

''Yeni bir duruş, yeni dokunuş, Tek tek keşfetmem lazım, Yeni bir hayat gerisi bayat, Kendime yeni bir ben lazım '' dedi ve takımı Rus iş adamından ünlü rapçi Jay-Z satın aldı. Yetmedi takım isim ve şehir değiştirdi. Brooklyn'e taşındı ve yılların New Jersey Nets'i oldu mu bize Brooklyn Nets :)

Yalnız takım gene lige pek iyi başlayamadı bu sene. Deron'un Koç Avery Johnson ile bariz problemleri olduğu ortaya çıktı. Utah'ta Sloan'ın kellesini almayı başaran bir oyuncu için Avery kolay lokma oldu ve sezonun henüz ortası bile olmadan takımdan kovuldu. Deron daha sonra direksiyona geçti desek daha doğru demiş oluruz.

Takım olarak baktığımızda savunmada zaafları olduğu kesin Nets takımında. Pota altında Brook Lopez, Humpries, Blathce ve ribaunt canavarı Reggie Evans var. Vasatın biraz üstünde bir pota altı rotasyonu. Skor olarak Brook Lopez iyi bir sezon geçirdi ama savunma olarak oldukça yetersizlerdi.

Atlanta’dan ayrılan all star yıldızı Joe Johnson ise Nets'te yeni kimlik arayışındaydı bu sezon. Öyle arada bir sivrildiği bir kaç ayrı dönem oldu ama bence beklenenin altında kaldığı kesin.

Bir diğer önemli isim Gerald Wallace ise savunma konusunda Nets'in can damarı. Playofflarda karşı takımın en skorerini kitleme görevi onun olacak, o yüzden ona çok fazla iş düşecek. Bu sene sakatlıklardan çok çekti o da ama playofflara sağlıklı kalmayı başardı. Bu Nets için önemli bir haber.

Nets playofflarda Chicago Bulls ile eşleşti. İki takımında ortak özelliği pota altları olacak. Bir tarafta Boozer-Noah diğer tarafta Josh Smith- Horford. Bu bölgede Chicago'ya karşı sorun yaşayacaklarını düşünmüyorum.

Benche gelirsek Brooks, Watson gibi şutörleri var. Aslında bir şutör daha var. Geçen sene Caja Laboral forması altında efsane bir sezon geçiren Mirza Teletoviç. NBA’ye uyum sorununu ne yazık ki hala aşamadığı için çokta güvenilir bir el olmayacak kendisi.

Nets'in playoff yolunda en fazla bir tur geçip daha sonraki turda Miami'ye teslim olacağını düşünüyorum. Zaten Nets'lilerinde çok büyük bir beklenti içinde olduklarını sanmıyorum... - Volkan Arslan




NBA Playoffs 2013 PowerRankings #8 - #5 


NBA Playoffs 2013 PowerRankings #16 - #13



“I have one thing to say to those non-believers: Don’t ever underestimate the heart of a champion...”

Bundan 18 sene önce Houston Rockets üst üste ikinci kez NBA Şampiyonluğunu kazanırken koç Rudy Tomjanovich maç sonrası kendine uzatılan mikrofona bu sözleri söylüyordu. Evet, haklıydı da bir şampiyonun yüreğini asla hafife almamak gerekir.

2012-13 NBA normal sezonu geçen günlerde oynanan son maçların ardından sona erdi ve yarın gece yarısı herkesin heyecanla beklediği NBA playoffları başlıyor. Bakalım hangi takımlar parkeye yüreğini koyacak, hangi takımlar şampiyonluk için elinden geleni yapıp mutlu sona ulaşacak. Son şampiyon Miami mi? Bu sezon belki de son kez bir şampiyonluk yaşamak isteyen Garnett ve Pierce'lı Boston mı? Rose'un yokluğunda şapkadan tavşan çıkarmaya çalışacak Chicago  mu yoksa son dakikada Kobe'siz kalan Lakers mı? veya hiçbirimizin beklemediği sürpriz bir takım mı? Hep beraber izleyip göreceğiz.

2012-13 NBA playoffları başlamadan önce gençlerden rica ettik ve onlar da playoff'lara kalan 16 takımı tek tek değerlendirdiler. Keyifli okumalar...



16. Milwaukee Bucks (38 - 44) Doğu.8

Doğuda son yıllarda özellikle playoff barajı ile lotary'e yatan takımlar arasındaki o ufak cepte ligi bitiren Bucks bu sene birazda doğudaki rakiplerinin güç kaybetmelerini değerlendirerek (Magic'in Howard'ı kaybetmesi, Sixers'te Bynum'ın sezonu kapatması vs.)  bana göre sürpriz bir şekilde 8.sıradan playoff biletini kaptı. Onlar için bu sezonluk misyonları sonlandı bence. Zaten konferans birincisi olan Heat karşısında maç alma şansları bile neredeyse yok. 

Onlarda da Nets'teki gibi koç sorunu vardı. Skiles kendi istifa etmeyince görevine son verildi. Takım içindeki süre konusunda gerçekten çok kötü bir dağılımı vardı bu hamle yerinde bir hamle oldu Bucks adına. Daha sonra Jim Boylan geçti takımın başına..

Gelelim takıma;

Jennings ve Ellis'in sırtında giden bir takım oldu sezon başında Bucks. Jennings bizim basketbol jargonunda apaçi olarak değerlendirdiğimiz sınıftan bir oyuncu :)  Çok güvenilecek, üstüne takım kurulacak bir oyuncu değil ama zaman zaman sorumluluk alıp takımın lokomotifi görevini iyi üstleniyor. Miami eşleşmesinde Chalmers'a karşı epey bir üstünlük kuracaktır.

Bir başka yıldızları Monta Ellis'e gelirsek takımda clutch time'ı en iyi oynayacak oyuncu hatta belki de tek oyuncu ama oda güven veren bir oyuncu değil maç içinde. Zaten savunma konusunda da epey bir eksikliği var takım olarak Bucks'ın ama Ellis, Jennings ile beraber bu savunma zaafının en zayıf halkaları görünümündeler.

Milli yıldızımız Ersan İlyasova'da sezon başı 5 yıllık kontratı imzaladı ve berbat bir başlangıç yaptı lige bu yıl. Herkes kontratı yaptı yattı diye düşünürken özellikle Jim Boylan'ında gelişiyle takımın başına küllerinden doğdu. Çok zayıf olan Bucks pota altında belki de en önemli opsiyonu Bucks'ın Miami serisinde bol bol double double yapacaktır Bosh karşısında.

Diğer parçalara gelirsek;

Sanders bu sene inanılmaz bir gelişim gösterdi ve takımdaki en önemli savunmacı. Dalembert ise pota altındaki bir diğer önemli parça ama ikisi de vasatın biraz üstünde oyuncular.

Bucks'ın en beğendiğim yanı kenardan gelen şutörler Reddick ve Dunleavy. Bu iki oyuncu eğer ritim bulurlarsa en azından Miami'ye karşı maçın içinde kalmak adına önemli işler yapabilir ve Bucks'a hayat verebilirler.

Özet geçersek onlar için bu sene playoff yapmak yeterliydi buradan sonrasını zevk almak adına oynayacaklar. Bir sürpriz olur mu diye sorabilirsiniz ama yüzde 5 bile ihtimal değil bence. Zira Bucks'ın takım olarak kimyası çok ama çok kötü durumda... - Volkan Arslan


15. Boston Celtics (41 - 40) Doğu.7

Celtics için sonun başlangıcı olabilecek bir playoff serisi olabilir. Henüz draft edildiği yıl bir bar çıkışı sayısız yerinden bıçaklandıktan sonra hızla iyileşen ve bu takımın efsanesi olan bir adamın belki de son bir şampiyonluk için cebinde kalan son barutu atacağı bir playoff serisi.

Evet, kulağa benim gibi Celtics'e gönül veren biri için oldukça yürek yaralayıcı geliyor bu sözler ama gerçeklerle de yüzleşmek lazım bir yerde. Danny Ainge'nin Garnett ve Pierce'in kontratları ve yerlerini boşaltamadığından dolayı elinin kolunun bağlı kaldığı bu sezondan sonra nasıl bir yeni oluşum yapacağını bende çok merak ediyorum.

Her şeyden önce Rondo'nun sakatlığı planları alt üst etti zaten eldeki en önemli parça olarak bakılan, takımı tamamen üzerine kurup oynatmaya çalışan Doc Rivers'ında canını epey sıktı bu sakatlık. Rondo çok fazla şut tehdidi olmayan ancak üstün oyun zekâsı sayesinde epey can sıkan bir oyuncu oldu hep rakipleri için. Rondo yokken bu görevi üstlenecek ikinci bir oyuncu yoktu Celtics’te.

Bu yüzden Celtics bir savunma takımından çok Run&Gun takımı oldu Litvanyalılar gibi. Pierce ve Garnett de rakipler tarafından ezberlendi başka nasıl bir isolation deneyebilirler ki derken sahneye Jeff Green gibi underrated bir adamı çıkardı Doc Rivers. Jeff Green tam bir görev adamı, savunmada ve hücumda Celtics'in en önemli kozlarından birisi olacak playofflarda.

Ayrıca başka isim daha var. Celticslilerin bir başka gözbebeği Avery Bradley.

Çok can sıkıcı bir savunmacı hem de fena sayılmayacak bir ceza şutörü. Bunun yanında Courtney Lee, Jason Terry, Jordan Crawford gibi 6. adam görevini layıkıyla yerine getirecek oyunculara sahipler.

Boston için en can sıkıcı nokta pota altı rotasyonu. Bass - Garnett dışında Wilcox ve Randolph gibi vasat oyuncular var. O yüzden Garnett ve özellikle Brandon Bass'ın performansları çok kilit durumda şuan için.

Playoff performansına gelince Celtics'in geçen senede hiç kimse bir şey beklemiyorken oynadıkları bir konferans finali var. Taktik analizler bir kenara mental olarak çok farklı bir takım Celtics. Yürek yemiş iki oyuncuya sahipler her şeyden önce sahadaki 2 lider Pierce ve Garnett'ın yanında iki tanede yıldız adayı var Bradley ve Green. Ve kenarda ne yaptığını bilen bir koç Rivers.

Celtics'in en kötü ihtimal gene bir konferans finali oynayacağını tahmin ediyorum. Bakalım yeşiller 18. şampiyonluğa ulaşabilecekler mi bu sefer hep birlikte göreceğiz... - Volkan Arslan


14. Atlanta Hawks (44 - 38) Doğu.6

Joe Johnson’ı yollayınca Hawks’ın playoff yapacağını düşünüyordum ama yedinci ya da sekizinci sıradan. Hawks’ın bu sezon en iyi yaptığı şey asist, bunda yanılmıyorumdur çünkü istatistiksel bakımdan da ligin en fazla asist yapan ikinci takımı.

Trade Deadline’da Josh Smith’in takası sürekli konuşuluyordu hatta bir aralar oldu gibi dedikodular dolanıyordu. “Gasol Hawks’a Smith Lakers’a” hiç fenada olmazdı. Howard ile inanılamaz bir ikili olurlardı. Josh Smith hem hücumda hem de savunmada işini en iyi şekilde yapan uzunlardan, orta mesafeli şut yüzdesi düşük ancak bunun nedeni Joe gittikten sonra topla buluşacak oyuncunun Josh Smith olması “bu sezon %46 ile atıyor”.  Smith’i işin çok zor olacaktır, yükün altından kalkabilir mi bilinmez Joe olmadan bakalım nereye kadar götürebilecek takımı.

Bir diğer yandan Al Horford takdiri hak eden oyunculardan birisi. Draft edildiği günden beri performansının üstüne koya koya yoluna devam etti. Smith ile Horford iyi bir ikili oluşturdular. Hücumda kendini gösterse de orta mesafeli şutlarında düşüklük gözden kaçmıyor, kendine güven geldi deniyor ve bir yandan da gelişiyor.

Hawks’ta son olarak değinmek istediğim oyuncu Jeff Teague, geçen sezon ki performansının üstüne çok şey koyduğu apaçık ortada. Belki de Hawks’ın başarısının en büyük etmenlerinden birisi, ligin en fazla asist yapan ikinci takımı olmalarını Jeff'e borçlular bence. Maç başına 7.2 asist ortalamasına sahip Ve inanılmaz derece ile serbest atış atıyor. Bu sezonun en büyük MIP adaylarından birisi. Playoff’ta ona dikkat edilmesi gerek, beklenmedik bir anda patlama yapabilir Williams’ı yere gömebilir bunu bekleyip göreceğiz. -Tuğberk Evran


13. Houston Rockets (45 - 37) Batı.8

Ligin en genç takımlarından birisi Rockets ve playoff’a tamda benim beklediğim dereceden girdiler. Lakers’a uzatma sonunda kaybettiler ve 8. oldular. Rakibi kim sizce tahmin edin? Öğrenci hocasıyla karşı karşıya geliyor. James Harden vs. Kevin Durant. Bu seride Thunder’ı çok rahat üstün görebiliyoruz, kadroyu kıyaslayınca, oyun yönlerine bakınca vs. vs seriyi 4-0 geçebilecek kapasiteye sahip olan takım Thunder.

James Harden eski takımına karşı oynuyor, yani Harden’ı savunacak isimler onu iyi tanıyor nerede ne yapacağını, içeri ne zaman drive edeceğini, ne zaman şut atacağını falan filan. Harden, Rockets’ta fazla süre alınca haliyle çok gelişti, ligin en fazla faul aldıran oyuncularından bir tanesi. Bu işi de Thunder’da yani Durant’ten öğrenmişti. Rockets’ın dışarıda ki en önemli silahı Harden’ı tutabilirse yani ön alanda iyi bir baskı yaparsa Thunder, Rockets’ın  işi biter çünkü pota altından tehdidi olmayan bir takım. Pota altında ligin blok kralı Serge Ibaka olduğunu da unutmayalım.

Jeremy Lin yerine daha çok delici bir oyuncu olabilseydi takımın bir umudu olabilirdi. Lin’in yerine daha iyi bir takviye yapılabilirdi. Bu Mike Conley olur, John Wall olur, Brandon Jennings olur böyle sayabileceğimiz çok oyuncu var. Westbrook gibi deli bir savunma yapan adamı geçip nasıl sayı yapacak onu da çok merak ediyorum.

Son olarak temsilcimiz Ömer Aşık, playoff’ta ilk kez ilk beş başlayacak. İlk kez ona bu kadar iş düşüyor yani görevlerinin farkında. Thunder’ın pota altında ezilecektir eğri oturup doğruları konuşalım, bunu herkes biliyor. Bu playoff takım için bir tecrübe, gelecek sezonlarda daha da iyi bir takım izleyeceğimiz kesin. Offseason’da takıma kesinlikle bir katkı göreceğiz... - Tuğberk Evran


NBA Playoffs 2013 PowerRankings #8 - #5 

NBA Playoffs 2013 PowerRankings #12 - #9


19 Nisan 2013 Cuma

TURKISH AIRLINES EUROLEAGUE TOP 8 İkinci Maçlar Sonuçları (16-17 Nisan 2013)

Maccabi Electra Tel Aviv - Real Madrid 57 - 69
0 - 3


Panathinaikos Athens - Barcelona Regal 65 - 63
2 - 1


Caja Laboral Vitoria - CSKA Moscow 93 - 72
1 - 2

Anadolu Efes - Olympiacos Piraeus 83 - 72
1 - 2


THY Euroleague TOP 8 Üçüncü Maçlar En İyi 5 Hareket

THY Euroleague TOP 8 Game 3 bwin MVP:  Jamon-Alfred Lucas, Anadolu Efes Istanbul




Püzant YÜCECAN

17 Nisan 2013 Çarşamba

Bu Vize Kaç Para...


Uzun uzun kuyruklar, tonlarca evrak, kötü muamele, harcanan para ve emek ve sonu hüsran. Bilinmeyen bir sebepten dolayı vize başvurunuz kabul edilmedi.

Çoğumuz vize başvurumuz kabul edilsin veya edilmesin çok da fark etmiyor aslında bu saçma sapan muamelelere maruz kalmışızdır. Alt tarafı ya 2 gün tatil ya da 2 günlük bir iş gezisi için aylar önceden başlayan hazırlıklar sonucu iki para etmeyecek insanların önünde ezilip büzülmek zorunda kalıyoruz maalesef. Bunun tam aksi de yurt dışından özellikle de Avrupa'da yaşayan herhangi biri elini kolunu sallayarak ülkemize canı istediğinde girip çıkabiliyor. Türkiye Cumhuriyeti pasaportu olup senelerce okumuş, üniversite bitirmiş ve iyi de bir meslek sahibi olmuş ama fark etmiyor. Ne kadar okursanız okuyun, mesleğiniz ne kadar havalı, maddi durumunuz da bir o kadar iyi olsun siz X bir Avrupa ülkesine gitmek istediğinizde önünüze vize engeli çıkıyor. Başlıyorsunuz evrak hazırlıklarına. Yurt dışında akrabanız varsa o da size davetiye yollamak için ayrı bir işkence çekiyor. Ama Avrupalı ise ne olursa olsun uçak parasını bulur bulmaz istediği vakit çıkıp gelebiliyor ülkemize. Yeter ki kimliği veya pasaportu elinde olsun. 

Şimdi düşünün yaz gelmiş, o kadar çalışmışsınız koca bir senenin acısını çıkarmak için yurt dışı tatil planları yapıyorsunuz. İyi bir mesleğiniz, güzel bir aylık geliriniz var. Eee malınız mülkünüz de var. O zaman sorun yok nasılsa bana vize verirler diyorsunuz. Temmuz ayının sonunda gitmeyi planladığınız Avrupa tatiliniz için daha aybaşından başlıyorsunuz evrak hazırlıklarına. Bin tomar evrakı hazırladıktan sonra, gören arazi satın alıyorsunuz sanacak, önce konsoloslukların vekalet verdiği özel şirketten randevu alıyorsunuz aman randevuya geç kalmayın ne işe yarıyorsa onu da anlamıyorum. Randevu alıp içeri giriyorsunuz sanki o saatte işlemlerinize başlanacak gibi. Olur mu, bu kadar kolay mı sandınız gülerim size. Önce bir sıra numarası alın bakalım evraklarınızı vermek için. Şöyle bir 2 saat öyle boş boş oturun. Sizin işiniz gücünüz yok ya, vaktin sizin için ne önemi var. Avrupalı mısınız ki siz. Neyse sıkıcı sıra numarası beklemenin ardından evraklarınızı ve sizden talep ettikleri 60 ile 80 Euroluk haracınızı da verdikten sonra her şey bitti sanıyorsunuz ki hopp nereye diyorlar. Önce bir gel parmak izini, retina örneğini alalım diyorlar. Teröristsiniz ya. Hoş terörist olsanız bu muamelelere hiç gerek kalmadan direk alırsınız vizenizi o ayrı konu. Parmak izi örneği ve retina için de bir 2 saat bekledikten sonra bu sefer gerçekten serbestsiniz. Belli bir sinir kat sayısına ulaşmış şekilde mekânı terk ederken kendi kendinize "neyse vizeyi alalım da napalım" diyorsunuz. 3 gün sonra ise bakıyorsunuz ki size vize mize yok. Sebep?? Onun için de yazılı başvuru yapmanız lazım. Koskoca Avrupa ülkesi size o kadar kolay sebep söyler mi??? Ha bu arada vizenin ret yiyor ama buna rağmen verdiğiniz evraklar onlarda kalıyor. Ayrıca vizenizin üzerinde bir damga basıyorlar ki diğer ülkelerde size daha çok problem çıksın. Size ise kalan tatil hayallerinizin son dakikada yıkılması. Kısacası size....neyse çirkinleşmeyelim.

Bir kere sen kim oluyorsun ki benden bu kadar özel hayatıma dair evrak istiyorsun. Hadi istiyorsun vize vermedikten sonra neden onları elinde tutuyorsun bana versene kardeşim...Tabi evraklara gelene kadar çok mevzu var konuşmamız gereken. Benden binlerce evrak istiyorsun ben de üşenmeden onları hazırlıyorum ve gayet nizami bir şekilde sana haracını da vererek teslim ediyorum. Peki, sen istediğin her şeyi yapmama rağmen bana neden vize vermiyorsun?? Senin vatandaşın istediğin gibi ülkeme girip çıkacak ama her seferinde insan hakları diye atıp tutarken benim seyahat etme özgürlüğümü kısıtlayacaksın. Ne güzel dünya.

Adaletsizliği, haksızlığı şöyle bir örnekleyelim. Bugün beni tanıyan dost veya arkadaş veya sanal alemde takip eden herkes benim gibi futbol veya basketbolun kısacası X bir spor dalını ucundan kıyısından takip eden insanlardır. Bu sezon gerek Fenerbahçeli gerekse Galatasaraylı olsun kaçımız kura çekimlerinden hemen sonra çıkan takımın ülke konsolosluklarının web sitelerine ne evrak ne kadar para istiyorlar diye bakmadık?? Kuranın hemen ardından ise gerekli evrakları hazırlayıp soluğu konsolosluklarda almadık.
Peki, Avrupa'da yaşayan taraftar için durum nasıl. Şöyle bir durum yaratalım. İki Benfica taraftarı aralarında buradaki maçtan 2 gün önce sohbet ediyor olsunlar

"Kanka Fenerbahçe maçına 2 bilet almıştık ama kardeşim gelemiyor sen gelir misin?"
"Maç bileti varsa her türlü gelirim kanka"
Bizde ise durum ne. Kura çekilir çekilmez hazırlıklara başlamak.

Kendimden örnek vereyim. Hayatımda en çok istediğim şeylerden biri İngiltere'de bir Premier Lig maçı izlemek. İnanın takımın ve maçın önem derecesi hiç mi hiç umurumda değil benim için yeter ki orada bir maç izleyeyim. Bunun için ise aslında izinli olduğum bir Cumartesi-Pazar yeter ama nerede. Özellikle de İngiltere konsolosluğundan vize almak için eğilip bükülmek bana göre hiç değil. Oysaki alt tarafı bir maç izleyip geleceğiz. Veya başka bir örnek. OACA'da maç izlemeden ölmek istemiyorum ama inanın sadece vize olayı yüzünden senelerdir erteledim bu olayı. Alt tarafı bir basketbol veya futbol maçına gideceğiz o keyfimizin de içine ediyorlar.

Ama buraya elini kolunu sallayıp gelen Avrupalılar nasıl insanlar mı? Beni bilen Atatürk Havalimanında çalıştığımı bilir. Size başımdan geçenleri anlatayım ki "ah ulan ah bunlar böyle rahat geliyor iken biz işkence çekiyoruz" deyin.

Genelde kendini beğenmiş Avrupalılar ile yaşadığım şu diyaloğu sizle paylaşmak istiyorum.

Yolcu: Siz Avrupa Birliğinde değilsiniz neden fiyatlarınız Euro? (Free shoptan alışveriş yapan yolcu tipi ve bunu söylerken de yüzünde genelde pis bir sırıtış ve alaycılık vardır)
Cevap: Peki (Euro'yu göstererek) sizin para biriminizin üstünde neden bizim ülkemizin resmi var o zaman?
Yolcu: Genelde cevap veremez ve kırmızı bir yüz rengi ile ayrılır....

Daha kendi para birimini tanımayan Avrupalılar var ya daha ben ne diyeyim. Bu bire bir başıma gelmiş bir olaydır. Yanlış hatırlamıyorsam yolcu Alman idi. Kadına para üstü olarak bozuk Euro verdikten sonra kadın ısrar ederek verdiğim paranın Euro değil Türk Lirası olduğunu ve kendisine para üstü olarak Euro vermem gerektiğini söyledi. Tamam, her ülkenin bozuk parasının bir tarafı ayrı ama her şekilde üstünde Euro yazıyor ve bir tarafı ise tamamen aynı. İşin içinden çıkamayıp delirdiğim için en son "Alın bu kadını başımdan" diye feveran ettim. Bu diyaloğa şahit olan Türk yolcular ise gülmekten ölüyordu:)) Eee adamlar haklı hakikaten komik:)

İşte bu tip insanlar elini kolunu sallayarak ülkemize geliyor bir de üstüne turist diye el üstünde tutuluyor ama sen 2 günlüğüne onların ülkesine gitmek istersen anandan emdiğin sütü burnundan getiriyorlar.

Kendi başıma gelen bir olayı paylaşacağım. Kasım ayında daha Ekim ayından çok sevdiğim bir arkadaşım ile 100 Euro'ya THY ile İstanbul-Paris gidiş dönüş uçak bileti bulunca 2 haftalık bir Fransa tatili yapalım dedik. Daha Ekim ayının ortasında biletleri aldık. Kasım ayında ise tüm evrakları tamamlayıp otel rezervasyonlarımızı da yaptırıp konsolosluğa başvurduk. Arkadaşıma vize verilmesine rağmen bana vize verilmedi. Sebebini sorduğumda ise bana bunu öğrenmek için yazılı başvuru yapmam gerektiğini söylediler. Ben ise başka bir arkadaşımın X Avrupa ülkesinin konsolosluğunda arkadaşı olduğu için oraya başvurdum ve 1 gün içinde vizem çıktı. Bu nasıl oluyor biri bana açıklasın aynı birliğin üyesi 2 Avrupa ülkesi biri vize veriyor diğeri vermiyor? Herhalde bir sorunumuz, problemimiz olsaydı oradan da vize alamazdık. Ayrıca çalıştığım yer havalimanı olduğundan dolayı benim işe girişimi bile valilik onaylıyor ve 3 ayda bir GBT'me bakıyorlar. Bunun bile farkında değil misiniz sayın konsolosluk çalışanları??

Ah şöyle başta sağlam bir adam olacak diyecek "arkadaş siz benim vatandaşlarıma vize konusunda bu kadar sorun çıkarıyorsunuz ben de size vize uyguluyorum" ama nerede. Şimdi neden sinirlendin ve bunları yazdın diyecek olursanız şöyle açıklayayım. Hepimizin de bildiği gibi Fenerbahçemiz birkaç hafta sonra UEFA Avrupa Ligi'nde yarı final maçına çıkacak. Finale kalma ihtimaline istinaden ben de Amsterdam uça bileti pahalı olduğu için 14-19 Mayıs arası Almanya'ya kuzenlerimin yanına gitmeyi, finale kalırsak da oradan Amsterdam'a geçmeyi planlıyorum. Tabi bunun için daha şimdiden vize çalışmalarına, Almanya'yı arayıp davet isteğine başladık. Yine büyük olasılıkla sinirlerim tepeme çıkacak:)))






Püzant YÜCECAN


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...