11 Ocak 2013 Cuma

Rüya Kabusa Döndü...



Fenerbahçe Ülker Top 16 3. maçında İsrail şampiyonu Maccabi Tel Aviv ile karşı karşıya geldi. Nokia Arena'da oynanan maçı takımımız son çeyreğe 53-48 geride girip son 10 dakikada toplam  38 (otuz sekiz) sayı yiyerek maçı 91-73 kaybetti ve  90 serisini bozmadı.

Burada maç hakkında bir şeyler yazmaya gerek yok zaten. Dün maçı izleyen herkes maçta neler olduğunu gayet iyi biliyor. Tıpkı Barcelona ve Siena maçında olduğu gibi. Dünden bahsetmek yerine biraz geriye gitmekte bence fayda var. Bundan sadece birkaç ay önceydi. Takımın başına yeni bir koç gelmiş, yeni transferler yapılmış Fenerbahçe taraftarı F4 hayali kurmaya başlamıştı. Açıkçası ilk senede F4 hayali kuran insanlardan değildim. Benim için bu sezon Top 8 gayet iyi bir sonuç olacaktı ki maalesef görünen köy kılavuz istemiyor. Böyle gittiğimiz sürece bırakın Top 8 için kapışmayı, Beşiktaş ile sonuncu olmama konusunda büyük bir mücadeleye gireriz ancak. Peki, sorun nerede? Neden bu takım bu halde? Sezon başında F4 hayali gören taraftarı kim ve nasıl bu hale soktu?? İnsanlar maçlara gitmeyi bırakın tv den bile izlerken işkence çeker hale gelmiş durumda. 

Sezon başında koç Simone geldiğinde Sabır diyen kitlenin arasında ben de vardım. Sabır cidden önemli bir şey bundan dolayı da yenilmek her ne kadar benim için önemli olmasa da tam aksine sahadan başı dik ayrılabilmek da bir o kadar önemli. Euroleague normal sezonda yendiğimiz maçlar dahil bu takım daha hazır değil düzelecek dedik durduk ama maalesef şu an öyle bir şey diyemiyoruz. Takımın düzeleceğini oyuncuların birbirlerine alışacağını düşündük durduk ama şu an bunun için bir ışık görmek maalesef mümkün değil. Düzelmeyi bir kenara bırakın gün geçtikçe daha da kötüye gidiyoruz. Takım adeta maçlara futbol tabiri ile 1-0 yenik çıkıyor. Çünkü oyuncular mutsuz ve bunu oyuncuların maç içindeki hal ve tavırlarından apaçık bir şekilde görebiliyoruz. Öncelikle kırılma anlarını bir türlü oynayamıyoruz. Öyle bir takımımız var ki maçı ister kafa kafaya götürsün (dünkü maç gibi) isterse rakibe 11 sayı fark yapsın (Siena maçı gibi) her an maçı kaybedebilecek bir halde oynuyoruz. Kimse tamamdır maçı aldık diyemiyor. Rakibin sana karşı maçı kazanmak için yaptığı hiçbir hamleye cevap veremiyoruz. Barcelona maçını saymıyorum zaten ona mağlup çıktık. (Aşağıda) Takım rakip karşısında düştüğü zamanlarda ise Mirsad gibi takımı toparlayabilecek, takımı ateşleyebilecek kimse yok. Tek bir kişi var o da kaptan ama onu da küstürmüş durumdayız zaten. 

Barcelona maçı kaybedilir bu çok anormal bir sonuç değil. Büyük bir olasılıkla teknik heyet de kura çekiminden sonra bizim gibi gruptan nasıl çıkarız hesapları yaparken Barca deplasmanını mağlubiyet olarak işaretlemiştir. Sonuçta deplasmanda Barcelona gibi bir takımla oynuyorsunuz yenilmek sorun değil de maça özellikle oyuncuların mağlup olmuş edası ile çıkmasını bana kimse açıklayamaz. Mağlup olmak ayrı ezilmek, sahada hiçbir karakter gösterememek ayrı. Bir kere giydiğin forma ne X ne de Y takımının forması arkadaş önce bunu kavrayacaksın. Giydiğin forma Fenerbahçe forması ve maçın birinci dakikasından son dakikasına kadar o formayı hak edeceksin, terini dökeceksin. Ha diyeceksiniz ki parkeye zaten 5 yabancı çıkıyoruz bu adamalar nereden bilecek bunu. Bilecekler arkadaş bilmiyorlarsa öğrenecekler veya öğreteceksin. Sen bugün Barcelona karşısında böylesine aciz bir oyun oynayıp eziliyorsan daha ileriki aşamalarda senin karşına Aliağa veya Hacettepe falan mı çıkacak sanıyorsun? Sen oynamaz isen seni böyle rencide ederler adamı. 

Takımın şu an en iyi isimlerinden biri Bojan. Hücumda zaten yaptıklarını söylemeye bile gerek yokken geçen sene en kötü tarafı olan savunmada bile elinden gelen gayreti her şekilde gösteriyor. 
Takımın benim için diğer iyi bir ismi ise Romain Sato. Ha geçen seneki Sato mu? Hayır ama savunmada en azından çabalıyor elinden geldikçe parkede bir şeyler yapmaya, maçı kazanmaya çalışıyor.
Sezon başında şöyle diyordum (nasıl da mutlu ve umutluydum).Andersen geldi yanında da geleceğin en önemli yıldızlarından İlkan 4 numarada müthiş olacağız derken İlkan meclisten dışarı maalesef en büyük hayal kırıklığım oldu. Andersen Andersen dedik yok takıma geç katıldı yok alışması lazım derken maşallah adam ne savunmada ne de hücumda bir varlık göstermiyor veya gösteremiyor. İlkan desen çocuk ne yaptı artık bilmiyorum Top 16'da üç maçta toplam 9 dakika 36 saniye süre aldı o da sadece Siena maçında. Barcelona ve Maccabi maçında bir dakika bile süre almadı. Sorun ne? Neden takımdan biri çıkıp da bu çocuk şu sebepten dolayı oynamıyor demiyor? Bari açıklama yapın diyeceğeyim de ne açıklayacaksınız ki...
Batiste konusuna gelince tamam savunma konusunda bir şey diyemem ama hücum konusunda adama bildiğin haksızlık yapılıyor. Bu adam kaç sene PAO'da oynadı ve o süreç boyunca Avrupa'nın en iyi pick&roll oynayan uzunu olduğuna hepimiz şahidiz. Batiste'yi dışarıdan neden şut atıyor diye suçlayanlar var. Peki, adam ne yapsın? Sen o adama göre oynamayıp ona pozisyon hazırlamaz isen adam ne yapsın.
Bo McCalebb'e gelince Top 16'da o da performansı düşenler arasında. Özellikle Siena maçında sorumluluk alması gerektiği zamanlarda toptan kaçması inanılır gibi değildi. 
Her sene patladı patlayacak geleceğin Bodirogası dediğimiz Emir ise bu sene gene elimizde patladı. Basketbol zekâsı bu kadar yüksek bir oyuncunun bu halde olması herhalde benim gibi birçok basketbol severin de içini acıtıyordur. Bazen öyle paslar atıyor ki "lan o 3. göz nerden çıktı" diyorsunuz ama bunu her maç yapması gerekirken sadece canı istediğinde yapıyor beyim. Tabi Emir'in 4 numaraya kaydırma ısrarı ile de koç da Emir'in kötü performansına katkıda bulunuyor bunu atlamayalım.
Kaya ile ilgili pek bir şey diyemeyeceğim zira onu parkede görenler hacı oluyor. Oğuz ise maşallah 26 yaşında ama bildiğin 50 yaşındaki adam ağırlığıyla oyunda. 32 yaşındaki Tomas Ress'i izle de utan bari. Biri bana son 2-3 sezondur Oğuz şu yönünü çok iyi geliştirdi diyebiliyor mu?
Tabi en önemli transferimiz Uros Tripkovic. Fazla bir şey yazmayacağım sağ olsun İlker kardeşimiz süreci çok güzel yazmış sayfasında okumak isteyenler böyle buyursun. Tek sorum kim ne kadar kazandı bu transferden?

Savunma konusuna girmeden kısaca bir hücumdaki durumumuza değinelim önce. Hücuma baktığınızda sorun yok gibi dursa bile nasıl savunmada sorunlar yaşıyorsak bence hücumda da aynı şekilde sorun yaşıyoruz. Hücumda bulduğumuz sayıların çoğu geçen seneki gibi bireysel çabalardan kaynaklı. Bunun en önemli kanıtı ise asist üzerinden bulduğumuz sayılar. Fenerbahçe şu an Top 16'da oynanan 3. maçların ardından 11,7'lik asist ortalaması ile 15. sırada. Sadece 8,5 asist ortalaması ile oynayan Alba Berlin bizim altımızda.  Özellikle yukarıda da dediğimiz gibi Bojan'ın normalüstü performansı ile sayılar buluyoruz. Top 16 istatistiklerimize bakınca oynadığımız 3 maç sonunda attığı 65 sayı ile Bojan bu alanda takımın lideri olurken onu 41 sayı ile Romain takip etmekte. 34 sayı ile de Bo üçüncü sırada. 

Savunmada yaşanan problemler zaten malumunuz ortada. Kısa savunmasında kaptanın ve Romain Sato'nun belli bir çabası var ona bir şey diyemem ama Bo'nun karşısında gelen her kısa onu rahatlıkla geçip içeriye giriyor. İçeriye girdikten sonra ise zaten o adamı sert bir şekilde karşılayabilecek bir uzunumuz olmadığından dolayı kolayca sayı yiyoruz.
Koç sezon başından beri savunma deyip duruyor. Biz de savunma diyoruz hatta savunma kaynaklı kolay basketler diyoruz da dalga (kelimenin ne olduğunu biliyorsunuz ayıp olmasın şimdi burada) konusu olduk be kardeşim. Barcelona’dan 100 yer gelirsin, Siena evinde sana 98 atar, Maccabi'den 91 yersin ama hala savunmada iyiydik dersin. Biraz utanmanız olsun be kardeşim. 3 maç toplam 289 sayı. YUHHHH ki ne YUHHH...289 sayının açılımı ise Top 16'da oynanan 3. maçlar sonrası en çok sayı yiyen takım olma konusunda lideriz. Fenerbahçe'den sonra en çok sayı yiyen takım ise 257 sayı ile Brose. Dün akşam Erdenay Güler kardeşimiz üşenmemiş uğraşmış ve 2000-01 sezonundan itibaren oynanan tüm maçların çeyrek skorlarına tek tek bakmış ve çıkan sonuca göre yine müthiş bir istatistiğe imza atmışız. Çıkan sonuç ise şöyle; 
1. Real Madrid ( Ovarense maçı, 2000, 41 sayı )
2. Efes Pilsen ( Olympiakos maçı, 2006, 39 sayı )
3. Maccabi Tel Aviv ( Fenerbahçe maçı, 2013, 38 sayı )

Zaten takım ve oyuncu istatistiklerini yukarı çekmekte üzerimize yok maşallah. Dünkü maçtan başlayalım. 

Ricky Hickman: Dün akşamki maçta attığı 24 sayı ile Euroleague kariyer rekoru kırarken topladığı 34 verimlilik puanı ile de bu alanda kendi kariyer rekorunu egale etmiş oldu. Dileyen buradan bakabilir.

Shawn James: Attığı 22 sayı ile gene dünkü maçta kendi Euroleague kariyer rekorunu kırdı. İnanmıyorsanız buradan bakın:)

Ve gecenin sürprizi Moran Roth: Benden sadece 1 yaş ufak 30 yaşında. Adam resmen kariyer maçını oynamış:)) Sayı, hücum ribaundu, asist, verimlilik puanı ve aldığı süre bakımından Euroleague kariyerindeki tüm rekorlarını kırdı:)) Buyurun buradan bir bakın:))
Verimlilik Puanı:13 / Sayı:8 / Hücum ribaundu:1 / Asist:6 (biz takım halinde 9) / Dakika:15 

İlk hafta 27 verimlilik puanı ile Barcelona'dan Ante Tomic'i Top 16 ilk haftasında MVP yaparken ikinci haftada ise 50 verimlilik puanı ile Bobby Brown'a hem Euroleague rekoru kırdırdık hem de haftanın MVP'si yaptık. Bugün oynanacak maçlarda acayip bir şey olmaz ise bu haftanın da büyük bir olasılıkla MVP'si 34 verimlilik puanı ile Ricky Hickman olacak.

Dün maçın ardından istatistik kağıdına baktığımda takımımız toplamda maç boyunca 9 asist yaparken bunlar Bo:1 / Romain:2 / Batiste:1 ve Emir:5 yani 4 oyuncumuzdan gelirken Maccabi ise 21 asisti 8 oyuncusu üzerinden bulmuş. Hadi onu geçtim dün geceki oynanan diğer bir maç Pao-Unicaja maçında Diamantidis tek başına 8 asist yapmış. Gülelim mi ağlayalım mı:):(

Önümüzdeki maçlara bakıyorum ikisi de içeride. İlki Zan Tabak geldiğinden beri müthiş bir performans gösteren Caja Laboral. Çok çirkin şeyler olabilir bu maçta. Diğeri ise geçen hafta evinde Barcelona'yı evirip çeviren Khimki. Ben bilemedim valla ne diyeyim ki. İçimde zerre umut yok. Biliyorum ta Bakırköy'den kalkıp geleceğim bu soğukta birçok insan gibi orada gırtlağı bırakacağız gene ama bildiğim başka bir şey de var ki siz de tam tersi ruh gibi dolaşacaksınız parkede. 



Püzant YÜCECAN

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...