29 Şubat 2012 Çarşamba

Euroleague Top 16 6. Hafta Bahisleri


EA7 Emporio Armani Milano - Fenerbahçe Ülker : 2 / 1.53 85-72
Unics Kazan - Panathinaikos : 2 / 1.48 63-68
Unics Kazan - Panathinaikos Oyuncu Toplam Sayı: Romain Sato altı 9.5 Sayı / 1.75 4 Sayı
Unics Kazan - Panathinaikos Oyuncu Toplam Sayı: M. Batiste üstü 11. Sayı / 1.86 12 Sayı
EA7 Emporio Armani Milano - Fenerbahçe Ülker Oyuncu Toplam Sayı: Bojan Bogdanovic üstü 13.5 Sayı /  1.77 14 Sayı




Püzant YÜCECAN



TURKISH AIRLINES EUROLEAGUE TOP 16 6.Hafta Programı (29 Şubat-1 Mart 2012)



29 Şubat Çarşamba
Unics - Panathinaikos 19:30 
EA7 Armani - Fenerbahce Ulker 19:30 (NtvSpor Canlı / HD)
Zalgiris Kaunas - Bennet Cantu 19:45
FC Barcelona Regal - Maccabi Electra 21:45

01 Mart Perşembe
Anadolu Efes - CSKA Moscow 19:45 (NtvSpor Canlı / HD)
Olympiacos - GS Medical Park 21:45 (NtvSpor Canlı / HD)
Unicaja - Gescrap BB 21:45
Montepaschi Siena - Real Madrid 21:45 


Euroleague Basketball Magazine Show 20


Film of the Game: Bennet Cantu - FC Barcelona Regal




Püzant YÜCECAN

28 Şubat 2012 Salı

Ukic'in Zor Anları...


Bugün takımımız Fenerbahçe Ülker EA7 Emporio Armani deplasmanında oynayacağı Turkish Airlines Euroleague Top 16'daki son maçı için Milano'ya uçtu. Her zamanki gibi yine Fenerbahçe Ülker'i uğurlayan en son kişi oldum herhalde:)) Şansıma ne zaman Euroleague'de deplasman maçları olsa benim çalıştığım güne denk geliyor gidişleri:))
Takımımızda moraller gördüğüm ve sohbet edebildiğim kadarıyla çok iyi. Herkes Top 8'e kalacağımıza inanmış durumda. İnşallah yarın Milano deplasmanından galip geliriz ve Top 8'e kalırız. Tabi bir kulağımız da PAO - Unics maçında olacak. Takım kaptanımız Ömer Onan ise her zaman dediğim gibi adam gibi adam. Kendisi de bugün takımla birlikte Milano'ya uçanlar arasındaydı. Kendine maçta oynayabilecek misin diye sorduğumda "Yok sadece takımın yanında olmak için gidiyorum" dedi. Daha ne denebilir ki bu adama:)) Ayrıca güzel bir haber 1,5 - 2 haftaya kadar takıma geri döneceğini de söyledi. 
Bu arada takımımızdan Marko, Ukic, Vidmar, Mirsad, Emir ve Bojan birlikte otururlarken kendilerine dondurma ikram ettik ama tek kabul eden Ukic oldu. Dondurma da Maraş dondurması olunca ortaya hoş sahneler çıktı. Kısa bir video olmasına rağmen sizinle paylaşmak istedim. Umarım hoşunuza gider.

video


Püzant YÜCECAN


27 Şubat 2012 Pazartesi

Fenerbahçe Maç Programı (27 Şubat - 04 Mart 2012)


28 Şubat Salı 19:30
Fenerbahçe - Beşiktaş 71-65
Caferağa Spor Salonı
Türkiye Kadınlar Basketbol Ligi
FBTV Canlı

29 Şubat Çarşamaba 19:30
Fenerbahçe Universal - Rabita Bakü 3-0
Burhan Felek Spor Salonu
CEV Bayanlar Şampiyonlar Ligi
TRT HD Canlı

29 Şubat Çarşamba 19:30
EA7 Emporio Armani - Fenerbahçe Ülker 85-72
Mediolanum Forum
THY Euroleague
NtvSpor Canlı

03 Mart Cumartesi 16:00
Samsun Basketbol - Fenerbahçe 82-89
Yaşar Doğu Spor Salonu
Türkiye Kadınlar Basketbol Ligi

03 Mart Cumartesi 17:00
Türk Telekom - Fenerbahçe Ülker 76-78
Ankara Spor Salonu
Beko Basketbol Ligi
LigTv 3 Canlı

03 Mart Cumartesi 19:00
Fenerbahçe - Gençlerbirliği 6-1
Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı
Spor Toto Süper Lig
LigTv Canlı

04 Mart Pazar 13:00
Niksar Bld. - Fenerbahçe Grundig (Ertelendi)
Niksar Spor Salonu
Aroma Erkekler Voleybol Ligi

04 Mart Pazar 14:00
Beşiktaş - Fenerbahçe Universal 1-3
Akatlar Spor Salonu
Aroma Bayanlar Voleybol Ligi


Püzant YÜCECAN

Bu Hafta Neler İzledim#1



Eskiden sinemaya daha çok vakit ayırmamam rağmen son zamanlarda maalesef bu alışkanlığımı evde izlemeye değişmiş bulunuyorum. Eskiden gidecek film bulamazken (çok gitmekten dolayı) şimdi ise biraz teknoloji daha çok üşengeçlik maalesef eski dostumuzu çok ama çok ihmal ettik. Özellikle ortaokul ve lise döneminde gitmediğimiz film kalmazken (çok sıkı dostum Ömer Ertüm ile beraber) bazı başyapıtlara iki kere gittiğimi bile hatırlarım. Bkz. Forrest Gump, Interview With Vampire. Kendi kendime bu haftadan itibaren eski dost ile tekrardan görüşme kararı aldım (şizofren davranış):) Blogu takip edenler genelde Fenerbahçe ve basketbol hakkında yazdığımı bilirler. Bundan sonra yazdığım konulara bir yenisini daha ekleyip "Sinema" başlığı altında o hafta hangi filmi veya filmleri izlediysem burada sizlerle paylaşacağım. Bir kişi bile "İyi ki tavsiye etmişsin bu filmi izlemek beni çok mutlu etti" dese bile kâfi bana. Bu filmler tabi ki sadece o hafta sinemalarda gösterimde olan filmler olmayacak. Yeri geldiğinde zamanında izlemediğimiz filmleri de yazacağız burada. (Atilla Dorsay mode on):)) Genelde bu yazılarımızı da mümkün olduğunca Pazar günleri yayınlayacağım. Kafamda şöyle de bir düşünce var sizinle paylaşmak istediğim. O hafta izlediğiniz, özellikle gösterimde olan ve beğendiğiniz herhangi bir filmi buradaki yazım formatına uygun olarak bana yollarsanız onları da paylaşmak isterim. Bana ulaşabileceğiniz tüm iletişim araçları blogun ana sayfasında mevcut. Şimdiden iyi eğlenceler. 

Hugo
"If the entire world was one big machine, I couldn't be an extra part. I had to be here for some reason."

Martin Scorsese - 3D??? İlk duyduğumda çok şaşırmış, şaşırmanın yanı sıra üzülüp kendi kendime "Ah be Scorsese sen de mi" dediğimi hatırlıyorum. Goodfellas, Taxi Driver, Ragin Bull vs vs gibi başyapıtlardan sonra Scorsese'nin para için 3D film yaptığını düşünmek benim aptallığım olsa gerek ki filmi izledikten sonra yüzüm de kızarmadı değil hani. Film evde izlediğim için haliyle 3D izleyemedim. Benim küçük ev sinemam maalesef o teknolojiye sahip değil:) Ondan dolayı 3D'si şöyle olmuş veya böyle olmuş diyemeyeceğim. Filmimiz 1930'ların Paris'inde geçiyor. Bu bağlamda eğer Paris'i seven biriyseniz sizin için film görsel olarak ayrı bir zevk verecektir. Filmin uzun bir bölümü Paris tren istasyonunda geçmesine rağmen şehrin diğer kısımlarını da görmeniz mümkün. Brian Selznick'in "The Invention of Hugo Cabret" aslı çocuk romanından uyarlanmış olsa da filmin ortalarına doğru bir çocuk filmi olmaktan çıkıyor ve başrol Hugo'dan Gerorges Melies'a geçiyor. Martin Scorsese'den sinemanın babası sayılacak (ki ben de bilmiyordum filmi izledikten sonra internetten açıp öğrendim) Gerorges Melies'e bir teşekkür, bir saygı duruşu niteliğini almaya başlıyor. Lumiere Kardeşlerden başlayarak gerek  sinemanın ilk zamanları olsun gerekse kullanılan teknikler olsun bir belgesel kıvamında izlemeye başlıyoruz filmi. Bir sinemasever olarak inanın sizin de bu sahneler çok hoşunuza gidecek. George Melies'i filmde Ben Kingley canlandırıyor ki baba yine açıkçası döktürmüş. Küçük başrol oyuncumuz Hugo'yu ise Asa Butterfield canlandırıyor ki film boyunca kendi kendime bu çocuğu nerden biliyorum diye düşündüm durdum. Merlin severler onu diziden Mordered namı diğer Druid Boy olarak hatırlayacaklardır. Ayrıca Sacha Baron Cohen de istasyon şefi olarak güzel bir oyunculuk çıkarmış. Özellikle ailelerin çocuklarıyla beraber izlemelerini tavsiye ederim.






Midnight In Paris
"You can fool me, but you cannot fool Ernest Hemingway!

Filmi izlemeye başlamadan önce acaba bu kadar Paris biraz fazla gelebilir mi diye düşünsem de (Hugo'dan hemen sonra izledim) açıkçası hiç de fazla olmadığını gördüm. Hugo'nun aksine Paris'in arka sokaklarını, Arnavut kaldırımlarını, cafelerini daha çok görmeniz mümkün. Paris'in o romantik havasını Woody Allen gayet net bir şekilde aktarıyor izleyiciye. Filmin başlangıcı ise zaten bir nevi turizm bakanlığı onaylı Paris tanıtım filmi gibi:) Aslına bakarsanız pek de Woody Allen seven biri olmadığımdan dolayı filmi biraz da önyargılı izlemeye başladım. Filmin biraz kasacağını düşünsem de hiç de öyle olmadı. Öykü açıkçası benim çok hoşuma gitti. Filmin değişik ve bir o kadar da hoş bir konusu var. Başkahramanımız Gil (Owen Wilson) ile çıktığımız bu yolculukta filme iyice dalıp filmin içinde kayboluyorsunuz. Bunu dememin sebebi ise filmin sonundan kaynaklı. Film bittiğinde açıkçası tepkim "Eee bitti mi?? Hadi yavv:(" şeklinde idi. Paris sokaklarında dolaşmayı seven Amerikalı yazarımız Gil bir akşam gezerken karşısında eski bir araba durur ve içindekiler (kim olduklarını söylemiyorum:)) onu arabaya çağırır böylece Gil ile olan yolculuğumuz başlar. Sanat tarihine biraz ilginiz varsa film mutlaka hoşunuza gidecektir. Ayrıca Adrien Brody severler için de filmde çok güzel bir sahne var. Canlandırdığı karakteri çok ama çok iyi oynamış. Filmde en çok güldüğüm sahnelerden biriydi. Adrien Brody gibi filmde birçok ünlü ismi görmek de mümkün. Filmde Paul (Michael Sheen) karakterine uyuz olmanız kuvvetle muhtemel:)





The Iron Lady
Watch your thoughts for they become words. Watch your words for they become actions. Watch your actions for they become... habits. Watch your habits, for they become your character. And watch your character, for it becomes your destiny! What we think we become. 

Meryl Streep... Hiçbir zaman hakkında objektif olamayacağım, benim için en güzel, en iyi, en en en aktiristlerin başında gelen isim. Meryl Streep'in çoğu filmini izlemiş biri olarak şunu söyleyebilirim ki canlandırdığı her karakterden ayrı bir zevk ayrı bir tat almışımdır. Oynadığı her rolde ister zengin kız olsun ister acımasız bir patron isterse bir hizmetçi hepsinde ayrı bir Meryl Streep görmeniz mümkün. Oscar dâhil adaylığının bulunduğu her türlü ödülde tek desteklediğim ve kazanmasını hep istediğim isim olmuştur. Yeter bu kadar Meryl Streep hayranlığı diyeceksiniz ama ne yapiyim elimde değil. The Iron Lady isminden de anlaşılacağı üzere bir döneme damgasını vurmuş İngiltere'nin ilk kadın başbakanı Margaret Thatcher'ın hayatını kesitlerle anlatan güzel bir film. Öncelikle film için şunu diyebilirim ki direk film başladıktan 5 dakika sonra bir flashback yapıp 1,30 saat sonra günümüze dönmüyor ki bence filmin en iyi yanlarından biri de bu. Günümüzde iyice yaşlanmış daha çok duygusal tarafını gördüğümüz bir Margaret Thatcher çıkıyor karşımıza en başlarda. Ardından nasıl bir bakkalın kızından İngiltere başbakanı oluşunun ve bu uğurda ödediği bedellerin öyküsünü ara ara flashbackler ile veriyor bize yönetmen. Filmi en başından anlamadığım bir duygusallıkla izledim. Özellikle filmin başındaki süpermarket sahnesi açıkçası beni çok etkiledi. Tabi Margaret Thatcher'ın başarı öyküsü de beni etkileyen ayrı bir konu. Yalnız Meryl Streep'in makyajını kim veya hangi ekip yaptıysa koca bir "Helal olsun"'u hak ediyorlar. Bildiğin Margaret Thatcher'ı klonlamışlar. Umarım en iyi kadın oyuncu heykelciğini kucaklayacak bu filmdeki rolüyle Meryl Streep:)) Filmi çok övdük ama biraz sol ağırlıklı bir sinema severseniz bana ne Margaret Thatcher'dan da diyebilirsiniz:))








Püzant YÜCECAN

25 Şubat 2012 Cumartesi

THY Euroleague Top 16 5. Hafta Genel Görünüm



THY Euroleague Top 16 5. haftası geride kalırken alınan sonuçlar, gruplardaki son durumlar, haftanın en iyi 10 hareketi ve haftanın MVP'si.

GROUP E
CSKA Moscow - Olympiacos 96-64
GS Med. Park - Anadolu Efes 64-56

*CSKA Moscow 4-1
GS Medical Park 3-2
Olympiacos Piraeus 2-3
Anadolu Efes 1-4

GROUP F
Gescrap BB – Montepaschi Siena 60-59
Real Madrid - Unicaja 86-65

Montepaschi Siena 4-1
Gescrap BB 3-2
Real Madrid 3-2
Unicaja 0-5

GROUP G
Fenerbahce Ulker - Unics 94-87
Panathinaikos - EA7 Armani 58-67

*Panathinaikos 3-2
Unics Kazan 3-2
EA7 Emporio Armani 2-3
Fenerbahce Ulker 2-3

GROUP H
Maccabi Electra - Zalgiris 70-66
Bennet Cantu – FC Barcelona Regal    62-63

*FC Barcelona Regal 5-0
*Maccabi Electra 3-2
Bennet Cantu 2-3
Zalgiris Kaunas 0-5

* İşaretli takımlar Top 8'e çıkmayı garantilemişlerdir.

THY Euroleague Top 16 5. Haftanın En İyi 10 Hareketi


THY Euroleague Top 16 5. Hafta Play Of The Game: Brunner, Bennet Cantu



Püzant YÜCECAN

24 Şubat 2012 Cuma

It Ain't Over Till It's Over...Fenerbahçe Ülker:94 - Unics Kazan:87


Fenerbahçe Ülker Euroleague Top 16 5. haftasında Fenerbahçe Ülker Sports Arena'da konuk ettiği Rus ekip Unics Kazan'ı normal süresi 79-79 biten maçta uzatmalar sonucu 94-87 mağlup ederek Turkish Airlines Euroleague'de ikinci galibiyetini almayı başardı. Bu galibiyet ile takımımız olası bir ikili averajda Unics Kazan'ın hem bir adım önüne geçti hem de Top 8 için ümitlerini son hafta Milano deplasmanına taşıdı.

Bu takım için ne yazılır ne çizilir açıkçası bilemiyorum. Önce geçen sene Top 16'ya 3 galibiyet ile başlayıp ardından  3 mağlubiyet alıp elenen takıma sonra da bu seneki takıma bakıyorum. Arada dağlar kadar fark olmasına rağmen haftaya Milano deplasmanında galip geldiğimiz takdirde (tabi PAO'un Unics'i deplasmanda yendiğini varsayarak) Top 8'e kalıyoruz. Şimdi soruyorum. 2 sezon, 2 ayrı takım. Maçların görüntülerini bilmeyen birine izletelim ve hangi takım Top 8'e kalmış diyelim. Yanıt çok büyük olasılıkla ilk takım olacaktır. Açıkçası bunu ne basketbol ile ne matematikle ne fizikle anlayabilmek veya anlatmak mümkün. En azından ben kendime bile açıklayamıyorum. 

Gelelim dünkü maça. Dün Unics karşısında kelimenin tam anlamıyla mucizevî bir galibiyet aldık. Maçın son saniyelerinde İbrahim Kutluay "İmkânsız...Bu dakikadan sonra.. " Murat Kosova "Artık Fenerbahçe'nin seneye hesaplar yapması lazım " derken birden Ukic'in basketiyle İbo'yu ayakta, Murat Kosova'yı ise sandalyenin üzerinde gördük maç uzatmaya giderken. Maçı kazandık ama biraz da mucizevî bir şekilde, basketbol melekleri bizim yanımızdaydı. Maçın ilk üç çeyreğine baktığımız takdirde Fenerbahçe Ülker adına maalesef çok da olumlu konuşamıyorum. Hücumda her ne kadar iyi olsak da savunmada aksayan yönlerimizi rakip çok iyi bir şekilde değerlendirdi. Önce savunmamızdan başlayalım. Maç değerlendirmesini okurken lütfen yazdıklarımı maçın 35 dakikası + son 10 dakika (uzatmalar dahil) şeklinde olduğunu söyleyeyim. 

Savunmamızdan başlamak gerekirse maç boyunca sert ve agresif bir savunma uygulamamıza rağmen maalesef savunmada pek de başarılı olduğumuz söylenemez. Öncelikle Unics'in oyun kurucularından eski Fenerbahçeli Lynn Greer'i bir türlü durduramadık. Maçı 33 sayı + 6 ribaunt + 6 asist ile tamamlayan Grrer hem takımının hem de maçın en skorer ismi olmayı başardı. Ayrıca maçın en çok asist yapan ismiydi. Burada Greer'e soruyoruz geçen sene nerelerdeydin Greer bizi mi buldun patlayacak affedersin:)) Geçen sene Fenerbahçe Ülker forması ile Euroleague normal sezonda oynadığı 10 maçta 50 sayı atmışken bize sadece bir maçta 33 sayı attığı için ayrıca kulaklarını çınlatıyoruz. Tabi bu işin şakası. Neyse Fenerbahçe Ülker savunmada sadece Greer'in oyununa engel olamamanın yanında artık klasikleşmiş pick&roll sorunumuz bu maçta da nüksetti. Unics'in pick&rolleri sonunda bulduğu sayıları sadece izlemekle yetindik. Ayrıca savunmada yaptığımız hatalar ve yardım getirmememizden dolayı Unics çok basit sayılar bıraktı potamıza. Hatta kaçıncı çeyrekti hatırlamıyorum ama Domercant arka arkaya 3 hücumda elini kolunu sallayarak içeri girdi ve turnikeyi bıraktı. Sadece Domercant'ın bu turnikeleri değil tabi. Neredeyse birbirinin fotokopisi olan Unics'in hücum setlerine bir türlü çare bulamadık. Ayrıca Unics'in bu maçta en skorer ikinci ismi olan Mike Wilkinson'u dışarıda çok ama çok boş bıraktık. Maçı 17 sayıyla tamamlatan Wilkinson'un attığı 17 sayının dokuzunu üç sayılık atışlardan kaydetmiş." (James Gist 2 sayı)" Ayrıca Unics'inde gününde olması ve yüzdeli atmasından dolayı maçta hep üstün taraf oldular. %50 2 sayı, %50 3 sayı, %73,1 serbest atış yüzdesi ile oynamış Unics. 

Hücumda ise daha derli toplu bir Fenerbahçe Ülker vardı bu maçta. Sezon başından beri göremediğimiz hücumdaki paylaşım, hızlı oyun ve hareketliliği bu maçta "Biz de böyle oynayabiliyoruz" dermişçesine gösterdi Fenerbahçe Ülker bize. Maçta takımımız en skorer ismi ise 20 sayıyla Bojan Bogdanovic olurken onu 18 sayıyla Ukic 13 sayıyla da Emir Preldizc takip etti. Zaten maçtan ilk iki çeyrek boyunca kopmamamızın sebebi de hücumdaki bu iyi oyunumuz oldu. Ki 3. çeyrekte hücumda da durunca Unics farkı 4. çeyreğin başında attığı 3'lük ile 13 sayıya kadar çıkardı. Fenerbahçe Ülker bu maçta %57,4 2 sayı, %27,3 3 sayı ve %68,8 serbest atış yüzdesi ile oynadı. Yukarda yazdığımız Unics'in istatistiklerine bakacak olursak galibiyetin nereden geldiğini de rahatça görebiliriz. Sezon başından beri çembere gitmemiz lazım, zorlamamız lazım diye dilimizde tüy bitti ki Fenerbahçe Ülker bu maçta bununun doğru olduğunu bize kanıtladı. Neredeyse tüm hücumlarımızı çembere giderek kullandık ki yapılması gereken de buydu. Maç boyunca yaptığımız toplam 14 asist ise takımımız adına hücumda topu nasıl paylaştığımızı gösteren ayrı bir istatistik.

Bir takım düşünün savunmasında sayısız hata yaparak rakibe kolay sayı şansı veriyor, hücumdaki çarklar 3. çeyreğe kadar işlerken 3. çeyrek itibari ile bozulmaya başlıyor ve dördüncü çeyrek başında yediği 3'lük ile 13 sayı geriye düşüyor. Bu süreden sonra moraller de iyice bozulmuş iken maç çevirmek hem de 6 sayı üstü kazanmanız gereken bir maçı çevirmek inanın kolay değil. Fakat şu da var ki "Fenerbahçe'nin olduğu yerde umutlar tükenmez"

Peki, ne oldu da maçı buradan çevirebildi Fenerbahçe Ülker. Öncelikle bitime 7 dakika kala farkı 13 sayıya çıkaran Unics bu süreden sonra gevşemeye başladı. İki hücum üst üste basit hatalar yapınca koç Pashutin hemen oyuna müdahale ederek molasını aldı ve bir nebze de olsun bu mola Unics'in işine yaradı taa ki maçın bitime son beş dakika kalana dek. Son beş dakikada ise olanlar oldu. Mirsad'ın ribaundu almak için topa gözünü kırpmadan atlaması ile yarılan kaşındaki kanlar adeta takım arkadaşlarının yüreğine aktı. Maçın son bir dakikasına 73-79 geride giren Fenerbahçe Ülker yaptığı sert ve iyi savunma ile rakibine sayı şansı vermedi. Greer'i de kilitlemeyi başaran Fenerbahçe Ülker son saniyede Ukic'in gözyaşı damlası ile de maçı uzatmaya götürmeye başardı. Uzatmada da bu iyi oyununu sürdüren Fenerbahçe Ülker maçtan da galip ayrılmasını bildi.

Son 5 dakika ve uzatma ile birlikte toplam 10 dakika. Fenerbahçe Ülker bu 10 dakika boyunca Mirsad Türkcan'ın önderliğinde sahaya yüreğini koydu. 3 çeyrek boyunca savunmada bocalayan, rakibine baskı yapmayıp kolay sayı şansı veren Fenerbahçe Ülker savunmada adeta rakibine etten duvar ördü. Zaten 4. çeyrek ve uzatmadaki skora bakınca bunu gayet rahat anlayabiliyoruz. 4. çeyrekte 24 sayı atan Fenerbahçe Ülker sadece 11 sayı yemiş. Uzatmada ise 15-8 üstünlüğümüz göze çarpıyor. Şimdi yazmaya başlasak bu yazı inanın bitmez ondan dolayı Mirsad için ayrı bir yazı yazacağım ama şunu da demeden geçemeyeceğim. Yüreğine içindeki o kazanma hırsına inancına helal olsun senin. 36 yaşında 1,5 senelik ağır bir sakatlıktan dönüp Top 16 da ribaunt lideri olmak inanın kolay bir şey değil. Aldığı ribauntlar da boş ribauntlar değil. Rakibin elinden çekip aldığı ribauntlar bunlar. Neyse dedik ya Mirsad'a teşekkürlerimizi ayrı bir yazıyla sunacağız. Son bir istatistik daha. Oğuz Savaş (2), Gasper Vidmar (5) James Gist (1) Kaya Peker (1)=9 ribaunt. Mirsad Türkcan 13 ribaunt.

Emir'in 13 sayı + 4 ribaunt + 4 asist / Vidmar'ın 10 sayı + 5 ribaunt / Ukic'in 18 sayı + 3 asistlik katkısını da unutmamak lazım. Maçın Fenerbahçe Ülker adına Mirsad'la beraber diğer iyi isimleri arasında yer aldılar. Bojan'ı zaten yukarda söylemiştik. James Gist ise smacını bastı rahatladı. Pek fazla söze gerek yok onun için. İnsanın bu noktada Jerrells'ın suçu ne diyesi geliyor.


Tamam, uzattım biliyorum ama yazmaz isem olmaz:))
  1. Bojan'ın uzatmalarda serbest atış çizgisinde 2/2 ile dönmesinin ardından son 12 saniye kala rakibe orta sahada yaptığı faul ile rakibi serbest atış çizgisine yollayıp süreyi durdurması.
  2. Ukic'in fark 9 sayı, son 6 saniye ve takım moladan dönmüş iken rakibe 3'lük çizgisinin gerisinde yaptığı faul. Kazara orda Lyday şuta kalkmış olsa ne olacaktı??
  3. James Gist'in son saniyede topu çıkaramaması ile topun rakibe geçmesi (ki topun kimseye değmediği için süre işlemedi)  ve o ana kadar 3/3 üç sayılık isabet bulmuş Wilkinson'a topun geçmesi ve onun da tıpkı Fotsis gibi son saniyede 3'lük kaçırması.  (http://tvarsivi.com/player.php?y=339&z=2012-02-23%2022:03:00) çemberden çıkan sese lütfen dikkat)
Bunları bana biri açıklayabilir mi??? 


Nasıl bir takım olduk anlamak inanın mümkün değil. Eğer EA7 Emporio Armani maçının son saniyesinde Fotsis'in veya dünkü maçtaki Wilkinson'un üçlüğü sayı olsa şu an Top 16'ya son maç öncesi veda etmiştik. Bunun da tam tersi ilk maçımız olan Unics deplasmanında 17 sayıdan maçı vermeseydik şu an bitime son bir hafta kala Top 8'i garantilemiştik. Basketbolu cilvesi demek istiyorum bunlara ama bu biraz da cilveden uzak bir durum. Neyse dünkü mucizevî galibiyetin ardından çok da havalara girmeden önümüzdeki son maça bakalım. Milano deplasmanında galip gelip Top 8'e kalmak takımın özgüveni açısından bence çok çok iyi olacak.  


Nightly Notable: Fenerbahce's comeback




P.S: Başlık için Ali Murat TENTE Abime teşekkürler...


Püzant YÜCECAN



23 Şubat 2012 Perşembe

Sherlock


Sherlock Holmes and Dr Watson's adventures in 21st Century London. A thrilling, funny, fast-paced contemporary remake of the Arthur Conan Doyle classic.


221B Baker Street...

Uzun zamandır kendime göre izleyecek bir dizi bulamıyordum. Sadece annemle oturup Merlin izliyordum ki çoğu kişinin sevmemesine rağmen Merlin ve Kral Arthur efsanesinin hayranı olarak benim dizi de çok hoşuma gitmişti. Basit ve sürükleyici bir diziydi bana göre ama sezon aralarının biraz uzun olmasından da şikâyetçiydim. Neyse bu sezonu da tamamladıktan sonra kendime yeni bir dizi aramaya başladım. Bir ara Homeland izlemeye kalkıştım olmadı. Daha sonra Hell On Whells izlemeye çalıştım ona da ısınamadım ama dün uzun süredir kendi kendime izleyeceğim dediğim Sherlock dizisinin ilk bölümünü izledim ve açıkçası diziye vuruldum. 

BBC One kanalında yayınlanmaya başlayan Sherlock'un yapımcıları Steven Moffat ve Mark Gatiss. Steven Moffat'ı Coupling, Doctor Who ve Jekyll gibi dizilerden hatırlamak mümkün. 
Dâhilik-delilik arasındaki ince çizgide dolanan, zekâ seviyesi en üstlerde gezen, kibirli, kendini beğenmiş dedektifimiz Sherlock'u dizide Benedict Cumberbatch canlandırıyor. İfadesiz yüzüyle Cumberbatch bence  Robert Downey Jr'dan daha çok oturmuş Sherlock karakterine. Guy Ritchie'in Süpermen kıvamındaki Holmes'una karşılık dizideki Holmes, Sir Arthur Conan Doyle'un Sherlock'una daha yakın. Tabi sadık yardımcısı Dr. Watson'ı canlandıran Martin Freeman'ı da unutmamak lazım. Dizide Dr. Watson karakterine bağlı olarak bloggerlara da gönderme var:) Ki Dr. Watson'ın bloguna bu adresten ulaşabilirsiniz. Ayrıca kendine özgü The Science Of Deduction yöntemiyle cinayetleri çözen Sherlock'un kullandığı bu yöntemle ilgili de ayrı bir site mevcut.

Dizinin Londra'da geçmesi ve kullanılan İngiliz aksanından dolayı zaten diziye objektif olarak yaklaşmam asla söz konusu olamazdı:) Ki daha ilk bölümden eğer İngiltere'ye özel bir ilginiz ve sevginiz varsa aklınızdan hemen "uçak bileti ne kadardır" "nerede kalırım" gibi düşünceler geçeceğinden eminim. Londra'ya dair ne varsa dizide bulabilirsiniz. Londra'nın mistik sokaklarından siyah taksilerine, kırmızı otobüslerine kadar her şeyi ayrıntılı bir şekilde görmeniz mümkün. Eğer bir Londra aşığı iseniz bu dizi sizin yüreğinizi hoplatmaya aday. I'm British I'm British diye bağıran bir dizi.  Dizideki diyaloglar biraz ağır. Özellikle Sherlock'un düşünmeye, kendi kendine konuşmaya başladığı sahnelerde. IQ seviyesi hat safhada olan başkarakterimizin söylediklerini anlayarak takip etmek oldukça zor. Açıkçası benim İngilizcem yetmedi diyeceğim o sahnelerde ama alt yazıda bile takılma yaşamadım desem yalan olur. Durdura durdura izlemekte fayda var:) Diğer karakterlerinin ise aralarındaki konuşmalarda böyle bir sıkıntı çekmiyorsunuz. 
Dizi daha başlar başlamaz sizi içine alabilecek bir özellikte. Detayların üzerinde çok durulduğu için diziyi izledikçe açıkcası detay manyağı olmaktan da çekinmiyor değilim. Daha ilk bölümü böyle ise. Dizinin  güzel tarafı ise her dizide ve filimde kullanılan, okunması bir dert olan ve anlaşılmayan telefon sahnelerini görselleştirmiş olmaları. Ayrıca dizideki düşünce balonları da dizinin başka bir güzel yanı. Bu sayede Sherlock'un aklından geçen veya olmaz deyip elediği fikirleri, gözlemlerinin sonuçlarını ne şekilde bağladığını da rahatlıkla görebiliyoruz. 

Dizinin tek kötü yanı aslında kötü müdür iyi midir bilmem ama sezon başına sadece üç bölüm çekilmesi. Bundan dolayı diziye çok bağlanmamanızı tavsiye etmek istesem de bu zor gibi duruyor. Aslında dizi demek biraz da yanlış olur Sherlock için. Mini dizi desek daha yerinde. Dizinin her bölümü yaklaşık bir buçuk saat civarında. Aha bizim Türk dizileri gibiymiş demeyin sakın. Bir buçuk saat boyunca karakterlerin birbirine bön bön baktığı sahneler yok tabi ki. Öyle güzel bir dizi ortaya çıkarmışlar ki, bir buçuk saat boyunca hem eğleniyorsunuz hem düşünüyorsunuz hem de heyecanlanıyorsunuz. Yukarıda da dediğim gibi İngiliz yönetmen Guy Ritchie'nn Sherlock Holmes'larını unutturacak kadar sağlam bir dizi. Açıkçası 2009 yılında ve geçen sene çekilen Amerikan vari Sherlock'a İngilizler tokat gibi bir yanıt vermiş. Sherlock Holmes ancak bu kadar güzel günümüze uyarlanabilirdi. Belki biraz abartacağım ama klasik edebiyat eserlerinin günümüze nasıl uyarlanacağı konusunda ders olarak da okutulabilir. Sherlock'un elinde cep telefonu gördüğünüzde inanın hiç yadırgamıyorsunuz. Gerek karakterleri, gerek çekimleri olsun müzikleri ve senaryosuyla beraber müthiş bir dizi. İzlemenizi şiddetle tavsiye ederim. 

Sherlock Holmes: Shut up. 
DI Lestrade: I didn't say anything. 
Sherlock Holmes: You were thinking. It's annoying





Püzant YÜCECAN

21 Şubat 2012 Salı

TURKISH AIRLINES EUROLEAGUE TOP 16 5.Hafta Programı (22-23 Şubat)


22 Şubat Çarşamba
CSKA Moscow - Olympiacos 18:15 (NtvSpor Canlı)
Gescrap BB - Montepaschi Siena 20:00
GS Medical Park - Anadolu Efes 20:30 (NtvSpor Canlı / HD)


23 Şubat Perşembe
Fenerbahce Ulker - Unics 20:00 (NtvSpor Canlı / HD)
Maccabi Electra - Zalgiris Kaunas 21:05 
Real Madrid - Unicaja 21:45 CET 
Bennet Cantu - Barcelona Regal 21:45
Panathinaikos - EA7 Armani 22:00 (NtvSpor Canlı)


Euroleague Basketball Magazine Show 19

Film of the Game: Panathinaikos - Fenerbahce
Püzant YÜCECAN

Fenerbahçe Maç Programı (20-26 Şubat 2012)


21 Şubat Salı 20:30
Fenerbahçe - BL Montpellier 83-71
Caferağa Spor Salonı
Euroleague Women
FBTV Canlı

22 Şubat Çarşamba 15:00
Rabita Bakü - Fenerbahçe Universal 0-3
Sarhadchi Sport Olympic Center
CEV Bayanlar Şampiyonlar Ligi
TRT HD Canlı

23 Şubat Perşembe 20:00
Fenerbahçe Ülker - Unics Kazan 94-87
Fenerbahçe Ülker Sports Arena
THY Euroleague
NtvSpor Canlı

24 Şubat Cuma 19:30
BL Montpellier - Fenerbahçe 72-80
Palais des Sports
Euroleague Women
FBTV Canlı

25 Şubat Cumartesi 13:00
Fenerbahçe Universal - Nilüfer Bld. 3-0
Burhan Felek Spor Salonu
Aroma Bayanlar Voleybol Ligi
FBTV Canlı

25 Şubat Cumartesi 19:00
Eskişehirspor - Fenerbahçe 2-1
Eskişehir Atatürk Stadyumu
Spor Toto Süper Lig
LigTv Canlı

26 Şubat Pazar 13:00
Fenerbahçe Grundig - Ziraat Bankası 3-0
Burhan Felek Spor Salonu
Aroma Erkekler Voleybol Ligi
FBTV Canlı

26 Şubat Pazar 17:00
Fenerbahçe Ülker - Beşiktaş Milangaz 86-82
Fenerbahçe Ülker Sports Arena
Beko Basketbol Ligi
LigTv 3 Canlı


Püzant YÜCECAN

18 Şubat 2012 Cumartesi

Teşekkürler Dişi Kanaryalar...

"Kimse inkâr edemez ki bu harpte ve ondan evvelki harplerde milletin hayat kabiliyetini tutan hep kadınlarımızdır" Mustafa Kemal ATATÜRK...

Çok sevgili abim Serdar Gürel böyle yazmıştı bugün twitterda tam da günün anlam ve önemini özetleyen bir cümle.

Bugün takımını buz gibi havada yalnız bırakmayan Dişi Kanaryalar'a binlerce kez teşekkürler. İyiki varsınız...




Not: Fotoğraflar twitter, NtvSpor ve Hürriyet'in internet sitelerinden alınmıştır.


Püzant YÜCECAN
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...